kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 30 Mart 2008, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
Didem Erol, felçli köpeği Daisy’yi dünyanın neresine giderse yanında götürüyor. Havaalanlarında altını değişiyor.

Ayak masajıyla başlayan Tarantino aşkı

MELIS CALAPKULU
03.02.2008
Uma Thurman'ın ayaklarına hayranlığıyla tanınan ünlü yönetmen Quentin Tarantino, gönlünü bir Türk kızının ayaklarına kaptırdı! Tarantino'nun, Cannes'daki bir partide ayaklarına masaj yapmasıyla gündeme gelen Didem Erol, bu masajın nasıl aşka dönüştüğünü anlatıyor..
Avrupa Yakası'nın Victoria'sı olarak tanıdığımız manken ve oyuncu Didem Erol'un adı, son günlerde ünlü yönetmen Quentin Tarantino ile anılıyor! Üstelik bu ilişkiyi; ayak fetişisti olduğu bilinen yönetmenin, Cannes Film Festivali sırasında bir partide, Erol'un ayaklarına masaj yapması vesilesiyle öğrendik. Orada burada yazıldı çizildi, kimi inandı kimi inanmadı bu ilişkiye. Biz de gidip bu durumu kendisiyle konuştuk; Tarantino'nun hayran kaldığı ayaklarını da görmek istedik. Erol bizi evinde ağırladı, çoraplarını da okurlarımız için çıkarmayı kabul etti...

STONE'LA DOSTLUK
- Adınız Hollywood'un ünlü isimleriyle anılıyor, Tarantino size ayak masajı yapıyor. Önce şu Los Angeles yaşantınızdan bahseder misiniz biraz?
- Ben 2000'de gittim Los Angeles'a. İki yıl kaldım. Oyunculuk kurslarına gittim. Oyunculuk ve mankenlik yaptım. Ama tabii orada işler Türkiye'deki kadar sürekli değil. Arada bir restoranda garsonluk yaptım. Morgan Freeman'ın başrol oynadığı The Contract filminde rol aldım vs. İngiliz bir adama âşık olunca onunla nişanlanıp Londra'ya yerleştim. Ama ayrıldığımda maddi manevi çökmüştüm ve 2004'te Türkiye'ye döndüm.

- Peki o Hollywood'lu ahbaplarınızı nasıl edindiniz? "Oliver Stone'la arkadaşım," diyorsunuz mesela. Biraz da gerçekdışı geliyor çünkü...
- Ya niye öyle geldiğini ben anlamıyorum. Ben zaten yurtdışında okumuş, ana dili İngilizce olan ve zaten oralarda yaşayan biriyim. Ama yadırgamıyorum artık. Çünkü benim Oliver Stone'la arkadaşlık ettiğime inanmak, çalıştığım restorandaki Amerikalı kızlara bile zor gelmişti. Ne zaman ki Oliver beni bir gün işten almaya limuzinle geldi, o zaman dipleri düştü.

ERKEK GİBİYİM
- Tamam da nasıl böyle bir arkadaşlık kurdunuz?
- Any Given Sunday filminin prodüktörlerinden biri olan Paulo benim arkadaşım. Onu Cannes Film Festivali'nden tanıyorum, Miami'de yaşıyor. Ama sık sık Oliver'ın yanına, Los Angeles'a gidiyor. Öyle bir geceye çağırdı beni. Önce bir yemek yedik, oradan da Spike Lee'nin evindeki bir partiye gittik. O gece çok kalabalıktı etraf, Oliver'la biraz sohbet ettik, Shakespeare üzerine, politika üzerine filan. 'Bu çok boş değil' diye baktı bana. Oliver'ın çok sarkastik bir yönü var. İnsanları hicveder ve fark ettirmeden yapar bunu. Benim de benzer bir mizah anlayışım var ama o bunu ancak ikinci görüşmemizde ortaya çıkarabildi.

- Nasıl oldu?
- Bir Uzakdoğu restoranında yemek yedik. Oliver genelde yanında yapımcılar, oyuncular ve güzel kızlardan oluşan kalabalık bir grupla gezer. Herkes Oliver'ın limuzinine doluşur. Ama Los Angeles'ta mesafeler çok uzak ve taksi çok pahalı. Ben de hoşuma gitmeyen bir şey olduğunda çıkıp gidebilmek için arabamla gitmek isterim partilere. O gün de yemekten sonra bir partiye gidilecek. Herkes limuzine doluştu. Ben "Sizi arabamla takip ederim," dedim. Döndü bana herkesin içinde "Bu arabayı takip edecek kadar beynin var mı?" dedi. Ben de döndüm; "Oliver senin penisin var mı, varsa bile bence çok küçüktür," dedim. Herkes buz kesti. Oliver bir kahkaha bastı. Çünkü kimse onunla öyle konuşmuyor. Hoşuna gitti yani. Sonra da arkadaş olduk işte. Ben onunla birlikteyken erkek gibiyim. O, ben, Mickey Rourke çıkardık mesela, onlara yazan aptal kızlarla dalga geçerdik. Matt Damon, George Clooney, Andy McDowell, Cameron Diaz, Al Pacino, Robert de Niro, Roman Polanski gibi isimleri ben hep Oliver'ın yanında tanıdım.

TEKLİFLERİ REDDETMİŞ
- İnsanların bütün bunları inandırıcı bulmaması sizi yaralıyor mu?
- Bu insanlar benim sadece davetlerde tanışıp resim çektirdiğim insanlar değil, herkes böyle düşünüyor. Onlar benim evlerine girip çıktığım, yemek yediğim, arkadaşlık ettiğim insanlar. Ama var sayalım ki ben bunlarla davetlerde resim çektirip geliyorum. Peki o davetlere davet edilen kaç tane Türk var? Ben arkadaşlıklarımı hiçbir zaman rencide etmedim ve kullanmadım. Quentin'le Cannes'da gezerken, bir sürü yapımcıdan bana "Sen ona şöyle bir teklif götür, biz sana rol verelim," gibi teklifler geldi... Hiçbir teklifi götürmedim.

- Yurtdışında neden Dana Flynn adını kullanıyordunuz?
- Benim legal ismim o. Türkiye'deki kimliklerde yabancı isme izin vermedikleri için Didem Erol'u kullanıyorum.
Haberin fotoğrafları