kapat
   
SABAH Gazetesi
 
   Dünya Kupası
   Son Dakika
   News in English
   Yazarlar
   Günün İçinden
   Ekonomi
   Gündem
   Siyaset
   Dünya
   Spor
   Hava Durumu
   Sarı Sayfalar
   Ana Sayfa
   Dosyalar
   Teknoloji
   Emlak
   Otomobil
   Detaylı Arama
   Arşiv
   Etkinlikler
   Günaydın
   Televizyon
   Astroloji
   Magazin
   Sağlık
   Kültür Sanat
   Turizm Rehberi
   Cuma
   Cumartesi
   Pazar Sabah
   İşte İnsan
  » Sinema
   20. YILA ÖZEL
   Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Hz. İsa üzerine kurulu parlak bir gerilim
Hz. İsa üzerine kurulu parlak bir gerilim
Lokantada buluşan kaderler
Cannes'da bu yıl çifte standımız var
Ölümün eşiğinde çıkılan yolculuk

Hz. İsa üzerine kurulu parlak bir gerilim


Da Vinci Şifresi'nde romanın karmaşık yapısının sadeleştirilmesi ve olayların azaltılması filmin kolay izlenmesini sağlıyor. Ama romanın zenginliğinden bir şeyler gitmiş gibi.

Edebiyatla sinema temelde farklı sanatlardır. Radikal biçimde farklı... Birinin gücü kimi zaman öbürünün zaafıdır. Birinin en güçlü olduğu noktada öbürü yetersiz kalır, biri dizginlerinden boşanmış giderken diğerinin nefesi tükeniverir. Dan Brown'u bir edebi yazar, Da Vinci Şifresi'ni ise bir edebiyat ürünü saymıyorum kuşkusuz... Ama bir yazı ürünü olduğu kesin. Hem de bizdeki basımıyla 500 sayfaya yakın bir kitapta, kısa bölümler ve özlü cümlelerle de olsa büyük bir yazı yoğunluğu, sayısız tasvir ve söz sanatı örneği, bir kelime şehveti içeren zengin yapıda bir gerilim romanı. Konusunu artık çok kişi biliyor. İsa'nın yaşamının bir efsaneler sisiyle örtülmüş karanlık dönemlerinden kaynaklanan, özellikle onun doğasının Hıristiyanlığın başından beri tartışılmış bir özelliğini temel olarak alan bir roman. Yani, Hazreti İsa sıradan bir insan mıydı, Tanrı'nın kelamını insanlara nakletme misyonuyla görevlendirilmiş? Yoksa Meryem'in Tanrı'dan hamile kalarak doğurduğu bir varlık, yani Tanrı'nın oğlu mu? Yüzyıllarca süregelen bu tartışmaların Niceaİznik konsilinin kararıyla sonuçlandığı ve o tarihten (yani dördüncü yüzyıldan) beri onun tanrısal kimliğinin Hıristiyanlar için tartışma ötesi olduğu biliniyor.

YALIN ENTRİKA
Dan Brown bunu yeniden tartışmaya açıyor. Onu bir insanoğlu olarak kabul eden, dolayısıyla evlenip (kutsal kitaplardaki Maria Maddalena ile evlenip) çocuk sahibi olduğuna ve soyunun süregeldiğine inanan bir tarikat var bir yanda... Öte yanda ise tüm söylemini onun tanrısallığı üzerine inşa etmiş, tüm otoritesini, hatta varlığını İsa'nın tanrısal kimliğine bağlamış Katolik kilisesi... Çatışma elbette kaçınılmaz. Ama ya bu bitmeyen tartışma günümüze dek gelmişse? Kiliseye çöreklenmiş bir fanatikler gurubu, onun soyundan gelen son insanları da yok etmeye ve tarikatın çanına ot tıkamaya kararlıysa? Ve bir Amerikalı tarihçiyle bir Fransız kriptoloji uzman kız, cinayetlere, suikastlara ve en eski dinsel mekânlara dek uzanan bir maceranın içinde kalmış piyonlar gibi, kendilerini gizemin tam ortasında bulmuş iseler? Aslında filmin yapımcıları kaçınılmaz olanı yapmışlar. Yani, romanın karmaşık ve zengin yapısını sadeleştirmişler, kişi ve olayları azaltmışlar, temaları özetlemişler. Film böylece kolayca izlenen yalın bir entrikaya sahip olmuş. Ama sanki aynı ölçüde, romanın zenginliğinden bir şeyler uçup gitmiş. Ve sadeleştirme biraz da şematikleşmeyle sonuçlanmış. Aslında fena film değil. Geçmişteki çeşitli olayların kısacık sahnelerle görselleştirilmesinden eski mekânların kullanımına, Paris veya Londra sokaklarındaki çekimlerden oyunculara, çok şey iyi çözümlenmiş. Ve baştan sona merakla izleniyor hem de 150 dakikalık uzunluğuna karşın... Ama yine de romana kıyasla eksik kalan bir şeyler var. Yalnızca final bölümünü açıp yeniden okudum. Louvre avlusundaki o modern piramit çevresinde sonuçlanan bu bölümün anlatılması öylesine etkileyici ve şiirsel ki... Sinemada ne yazık ki aynı etki yaratılamıyor.


DA VİNCİ ŞİFRESİ * * *
(Da Vinci Code) Yönetmen: Ron Howard Senaryo: Akiva Goldman Görüntü: Salvatore Totino Müzik: Hans Zimmer Oyuncular: Tom Hanks, Jean Reno, Audrey Tautou, İan MacKellen, Alfred Molina, Paul Bettany, Jürgen Prochnow, Etienne Chicot, Jean-Pierre Marielle, Clive Carter/ Warner Bros yapımı.
DİĞER SİNEMA HABERLERİ
 Parlak bir felaket örneği...
 Dünyanın bunca sorunu varken...
 Cinsellik denen okyanustan ilginç bir damla
 Yürüyen Şato, Japon usulü bir Alis Harikalar Diyarında
 Cruz ve Hayek banka soyguncusu!...
 Resim yapmak sevişmekten daha iyi
 Afrika'da genç ölümler
 Filmleri sevip sevmemek veya Sil Baştan sendromu
 Bol ödüllü bir Kanada filmi
 Mutantlarla yapılan son savaş
 Charlie Kaufman'ın bana son oyunu
 Çarpıcı filmler geçidi
 Dünya bir sahnedir
 İkramiye, fahişe ve çete lideri
 Bilgi'de çizgili şenlik
 CIA, pardon IMF yine işbaşında!
 Romantik komedi türünü yerle bir eden film
 İslami sinemacılar fırsatları birer birer tepiyor
 Dayanılmaz bir kara-film parodisi
    Cumartesi Yazarlar
    Güncel
    Yaşama Dair
  » Sinema
    Gurme
ATİLLA DORSAY
Parlak bir felaket örneği...
İlk versiyonu Poseidon...
Seyyar tezgâhından AB'ye
Seyyar tezgâhından AB'ye
Ülkelerin yiyecek ve içecek kültürü sadece saraylarda oluşmuyor.
Boğaz'a nazır lezzet mekânı
Boğaz'a nazır lezzet mekânı
Yaz aylarında sadece teras kısmında hizmet veren Erguvan...
'Hastayım diye hayata küsmedim!'
Birkaç hafta önce böbrek nakli olan ünlü fotoğrafçı Serdar Önal,...
Eğlenceden payınızı alın
MFÖ, Sezen Aksu, Gülben Ergen gibi popüler sanatçıların sahne alacağı...
En iyi polis, dizisi olan polistir
Komplo teorilerine inananlara Alias, güçlü polis imajını görmek isteyenlere...
Bir elinde fasulye, diğerinde rizotto!
Türk müzisyenler için "Hepimiz birer kuru fasulyeyiz," diyen Serdar Ortaç,...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.