kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Son Dakika
    Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Teknoloji
    Arşiv
    Etkinlikler
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
  » Cumartesi
    Aktüel Pazar
    Otomobil
    İşte İnsan
    Sinema
    Turizm Rehberi
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Sunay Akin @ SABAH
 

Camdaki Arap kızı

Çamlıca'ya yolunuz düşerse, tepenin doğasına özgü sanmayın gördüğünüz çimleri. Bilin ki, tepenin en ucundaki yeşillik alan, Bolu'dan getirilen çimenlerle oluşturulmuştur. Çamlıca Tepesi yalnızca çimenlerin değil, İstanbul'da yaşayan ama kökleri Afrika'da olan insanların öyküsünü de barındırır... Demirlerin radyo vericileri haline getirilip, Çamlıca'ya küçük birer Eyfel Kulesi şeklinde dikilmeyip, kölelerin ayaklarına zincir olarak takıldığı günlerde, binlerce insan görürüz tepeye doğru yürüyen. Hepsinin de ortak özelliği tenlerinin kara oluşudur. Yol boyunca kopardıkları çiçeklerle taçlar, bileklikler ve kemerler yapmaktadırlar birbirlerine. Yürüyüş tepede sona erdiğinde, konaklarda sahiplerinin izin vermediği köleler, Afrika ezgileri Çamlıca'dan tüm İstanbul'a yayılmaya başladığında tutamazlar gözyaşlarını!.. İstanbulluların "Arapların Düğünü" adını verdikleri buluşmadır Çamlıca'da yaşanılan. Yılda bir kez olmak üzere, mayıs sonu ya da haziran başında Çamlıca Tepesi'nde bir araya gelirdi, halk arasında "Arap" olarak bilinen Afrikalı köleler. Karatenli insanların buluşması Mevlanakapı ile Silivrikapı arasındaki Çırpıcı Çayırı'na taşınır sonradan. "Afrikalılar Günü", çayıra adını veren derede boyanan kumaşlar gibi yırtılır, yamaya dönüşür ve kaybolup gider zaman içinde.

EDEBİYATIN BİR SIRRI
Merak etmişimdir hep, bir şiirinde "Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, / Yan gelebilmek Çamlıca tepesine" özlemini yansıtan, bir başkasında "İsterim benim de acaip isimleri / Hiç duyulmamış zenci arkadaşlarım olsun" dileğinde bulunan Orhan Veli, Afrikalıların Çamlıca Tepesi'ne doğru yılda bir kez yaptığı yürüyüşten haberdar mıydı? Ya da, bizim bilmediğimiz neleri biliyordu bu konuda? İşte sizlere edebiyatın, İstanbul'un ortak bir sırrı daha!.. Ve ne gariptir ki, Gültekin Emre, bir şiirinde şu dizelerle selamlar Orhan Veli'yi: Orhan Veli'yi andık geçenlerde Zenci türkülerini sever miydi bilmiyorum İstanbul'a Bizanslılar tarafından Yukarı Nil ve Çad'dan getirilen Afrikalı kölelere, Osmanlı döneminde Habeşistanlılar da katılır. Yalnızca Afrikalılar değil, Akıncıların ellerinden kaçamayan beyaz tenli esirler de satılığa çıkarılır İstanbul'da. Köle tüccarlarının en ünlü mekanı, iki katlı, 300 hücreli ve demir kapılı "Esir Han"dır. 1680'de, IV. Mehmet, esirlerin giysilerle satılmasını, yüzlerine allık, kızıllık sürmelerini yasaklayan bir nizamname hazırlatır. İstanbullu, yaşadığı kentin aynı acılara 1847 yılına kadar tanık olduğunu bilmeden, gözyaşları içinde izler "Kökler" adlı televizyon dizisini. 1980'de yayınlanan bu dizi, Amerika'ya satılmak üzere götürülen Kunta Kinte adındaki bir karatenlinin ve kendinden sonraki kuşakların dramını içerir. İstanbullu çocukların oynarlarken söyledikleri şu tekerlemedeki kız, belki de Kunta Kinte'nin kendisi gibi esir tüccarların eline düşen kardeşlerinden birinin soyundan gelmektedir: Yağmur yağıyor, seller akıyor Arap kızı camdan bakıyor... İstanbullu'nun "Arap" diye adlandırdığı Afrikalı kölelerin Habeş olanları arasında bir prens de vardır. Deli Pedro'nun Türkler'den satın alıp azat ettiği Habeş prensin soyundan biri, Rus edebiyatının en ünlü yazarı olarak çıkar karşımıza. Aleksander Sergeteviç Puşkin'dir, bu karatenli yazarın adı!.. Ne mi olur 1847'de de; kölelik sona erer... Abdülmecit, Brüksel Konferansı'nda alınan uluslararası karar gereği esir ticaretini yasaklar. Ama, bu insanlıkdışı uygulama, 1908'e kadar sürdürülür el altından. 1957 yılının kasım ayında, Afrika kökenli bir insanın heykeli dikilir İstanbul'a. O ki, Hitler'in çizmesine dokunmayı başarmış karatenli tek insandır!...

RENKLERİN ÇEKİŞMESİ
1936 Berlin Olimpiyatları'nın unutulmaz anı hiç şüphesiz ki, Alman atlet Lutz Long ile karatenli atlet Jesse Owens arasındaki çekişmedir. Uzun atlamada Long, Owens'i geçmeyi başarır son atlayışında. Hitler'in ayağa kalkıp, kendini çılgınca alkışladığını görünce de, esas duruşta Nazi selamı verir. Owens, son atlayış için hazırlanırken, daha önce yapılan ve bir Alman atletin kazandığı yarışın serenomisi sokulur araya. Hoparlörlerden duyulan Alman milli marşına tüm tribünler koro halinde eşlik eder. Faşist propagandanın ardından atlayış sırası Owens'a gelir. Kum havuzunun üstünden uçarak geçen Owens'ın ayakları yere değdiğinde, Long'un derecesini işaretleyen "Gamalı Haç" geride kalır! Jesse Owens, şeref tribününe doğru bembeyaz dişlerini gösterirken, Hitler sinirli adımlarla uzaklaşmaktadır. Hitler'in çizmesine Owens mı dokundu? Hayır!.. Eğer öyle olsaydı, 1957'de İstanbul'a dikilen, ünlü Amerikalı atletin heykeli olurdu. Heykeldeki Afrika kökenli İstanbullu'nun kim olduğunu öğrenmek üzere, kadın hastalıkları uzmanı Besim Ömer Paşa'nın kapısına gidelim. Mektuplarını vermek için ünlü doktorun kapısını çalan postacı değil, kendisiyle aynı adı taşıyan B e s i m Ö m e r ' d i r ! Doktor Besim Ömer Paşa ile aynı adı taşıyan bu adam, saygısızlık oluyor düşüncesiyle "Ömer Besim" diye değiştirir adını. 1936 Olimpiyatları'na gazeteci olarak katılan Ömer Besim, şeref tribününün merdivenlerini çıkarken, Hitler'in çizmesine dokunmayı başarır. Karatenli bir insanın kendisine dokunacak kadar yaklaşmasına hiddetlenen Hitler'in bu olay sonrasında kaç kişinin canını yaktığı bilinmese de, Owens'ın zaferinin yanında bu temasın da sinirlerini epeyce harap ettiğini söyleyebiliriz! 1957'de dikilen heykel, Ömer Besim Koşalay'ın anısınadır. 1924 ve 1928 olimpiyatlarında Türkiye'yi temsil eden Koşalay, ay yıldızlı mayoyu giyen ilk karatenli atlettir. Ülkemiz atletizminde 29 rekora imzasını atan sevgili atletimiz, işin garip yanı, yürümeye beş yaşında başlamıştır. Koşalay'ın anıtı da Kozlu Mezarlığı'ndadır. Kırmızı renkli koşu pistenin çevrelediği mezartaşına, Ömer Besim Koşalay'ı koşarken gösteren bir rölyef konulur. Kitaplar, renginin siyah oluşunun nedenini yangın olarak gösterir; etrafındaki çemberlerin de yıkılmasın diye konulduğunu yazarlar. Oysa Çemberlitaş, Afrika'dan İstanbul'a ayakları, elleri demir halkalarla bağlı olarak getirilen karatenli binlerce insanın acısını simgeleyen bir anıttır benim gözümde... Çünkü, kölelerin satıldığı 300 hücreli "Esir Han" Çemberlitaş'ın hemen yanıbaşındaydı!..

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 Attila İlhan ve Turist Ömer   / 15-10-2005
 Adımızdan da önce   / 08-10-2005
 Su'daki us   / 01-10-2005
 Uyanır uyanmaz gelin!..   / 24-09-2005
 Sevgili diş fırçam   / 17-09-2005
 Hıncal'ın gördükleri   / 10-09-2005
 Kız Kulesi'ndeki babaanne!   / 27-08-2005
 Devrilen iki kitap   / 20-08-2005
 Camdaki Arap kızı   / 13-08-2005
 Dürüst olalım beyler   / 06-08-2005
    Cumartesi Yazarlar
    Güncel
  » Yaşama Dair
    Sinema
    Gurme
PROF. DR. BENGİ SEMERCİ
Ders çalışmak ödev değil
Okula giden çocuğun olduğu her...
Ne çok sevdiler onlar sinemayı
Ne çok sevdiler onlar sinemayı
Meşhur 'Cinema Paradiso' filmiyle benzerlikler taşısa da nihayet...
Gerçek pizzanın püf noktaları var
Pizza artık her yerde. İtalyan mutfağıyla bütün dünyaya yayılan bu...
Bu ülkede playboylar profesörlerden çok tanınıyor
Adını Gamze Özçelik ve Çağla Şikel'le yaşadığı ilişkilerle duyuran gazinocular...
Hırka-i Şerif'in Anahtarı onun elinde
Hz. Muhammed'in Veysel Karani'ye verdiği hırka günümüzde hala aynı aile...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.