kapat
   
SABAH Gazetesi
 
  » Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Ana Sayfa
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
Günaydın
ATV
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Omer Lutfi Mete @ SABAH
 

Sarık-cübbe-üniforma

Fatih Camii avlusundaki malum manzara gibi görüntülerle karşılaştıkça mırıldanmaktan kendimi alamam: Dervişlik olaydı taç ile hırka Ben de alırdım otuza kırka. Lakin, marjinal niteliği apaçık olan bu tür manzaralar karşısında askerin yıldırım öfkeyle sergilediği büyük tehdit vurgusunu anlayabilmem zordur. Acaba, şarkıcı Tarkan'ın arabasının camı, vücudunun herhangi bir aksamı yahut tamamı hayranları tarafından öpülürse memleket neden tehlikeye düşmez de, Mahmut Efendi veya başka birkaç marjinal söz konusu olunca düşer? İkisinde de hayranların -samimi veya taktik- sevgi gösterisi yok mu? Herhalde derin cevap şöyledir: Bu bir tarikat olduğu için böyle giyimler ve öpmeler din devleti kurma hazırlığıdır! Milyonlarca öpeni olsa bile Tarkan, Mahmut Efendi kadar tehlike teşkil etmez! Bu kaygıya hak verebilirim.. En azından bu kaygının, kestiremediğim birtakım ürkütücü gizli bilgilerle beslendiğini hesaba katabilirim.. Ancak, iflah olmaz orduyu yüceltme huyum yüzünden, cömertçe tehdit okuma alışkanlığını kurmaylıkla bağdaştıramam.. Yine de asıl takıntım asker değil, sarık ve cübbe.. Cami avlusunda, kişilerin kendilerince 'sünnete en uygun' kıyafetle namaza durmalarını kınayabilmek için evrensel geçerlilikte hiçbir gerekçe bulunmadığını bilmeme rağmen önce sarık ve cübbeyi sorguluyorum.. Ayrıca, çağımız için artık sadece dini-folklorik bir kılık anlamı verdiğim sarık ve cübbe ile sokakta gezmenin AB ölçütleri açısından doğal bir hak sayıldığını bile bile! Meselenin özüne bakalım:

Ömür boyu 'ihram' var mı?
Bilindiği gibi; son tartışmaya konu olan cemaat ve benzeri başka bazı yapılanmalarda sarık ve cübbe adeta Müslüman sayılmak için zorunlu resmi kıyafet gibi algılanır, neredeyse bir tür dini üniforma değerinde görülür. Sebebi de, yukarıda işaret ettiğim üzere bunun, doğrudan Hazret-i Peygamber'in giyimi olduğu için 'sünnete en uygun' kıyafet sayılmasıdır.. Önce, dikkatle altını çizmek isterim ki bu kesin yargıya asla katılmıyor olmam, İslam tarih ve külliyatı içinden böyle bir yorum çıkarma hakkının evrensel meşruiyetini inkar etmemi gerektirmiyor.. Yine kaydetmeliyim ki, binlerce insan tarafından, tasavvufun hedefi olan Kamil İnsan konumunda görülerek eğitimine ve terbiyesine sığınılmış bir zatı, -fikir ve eylemlerini hiç onaylamasam da- kınama ve aşağılamayı aklımın ucundan geçirmem.. Kamil İnsan'ın yeryüzünde en nadir bulunan varlık olduğuna inanmama rağmen!. Ne var ki bu kayıtlar, sarık ve cübbeyi İslam'ın yegane üniforması sayıp kutsamanın kenarından bile geçmemi gerektirmiyor. Çünkü, evrende sonsuz çeşitlemeler yapan, sayısız keskin veya ince farklar yaratan Allah'ın bütün inananları tek tipe indirgemeyi hoş karşılayacağına hükmetmeme imkan yok. Esasen bu meseleyi kökünden çözen bir Kamil İnsan sözü de biliyorum: "Allah katında hiçbir ırkın ötekine üstünlüğü bulunmadığına göre Peygamber'imiz Eskimo olarak da gönderilebilirdi.. O zaman yaz aylarında da kürklerle mi gezmemiz gerekecekti?" Eğri oturup doğru konuşalım: Konuyu bu düzeylerde tartışmak varken ve böylesi çok daha yararlı olabilecekken işi vatanın bekası boyutlarında bir mesele haline getirmek devleti yüceltiyor mu, basitleştiriyor mu? Bu sertlik, gönülden caydırıcı bir etki mi va'dediyor, topluluğu daha da mutaassıplaştırıcı bir etki mi? Yoksa, rejim karşıtlarının sonsuza kadar var olması mı gerekiyor?

Bir tutamdan fazlası
Saygıdeğer, alim, nahif, nüktedan ve sakallı bir hoca efendiden dinlemiştim: Eski devirlerde bir molla yeni karşılaştığı bir ilmihal kitabını incelerken şöyle bir uyarıyla karşılaşır: "Kim ki sakalı bir tutamı geçmiştir, onda akıl yoktur!" Eyvah! Molla irkilmiş, eli hemen sakalına gitmiştir.. Fark eder ki sakalı bir tutamı bayağı geçiyor.. Biraz düşünür, makas filan bakınır, bulamaz. Bir an önce 'akılsız' olmaktan kurtulmak için, yanındaki mumu çenesine doğru yaklaştırır, eli sakalında, 'tutam'dan artan fazlalığı yakmak ister.. Tabii bütün suratı tutuşur. Acılar içinde o uyarı cümlesinin altına not düşer:
"Mücerreptir!" (=Denenmiştir)
(Dinli, dinci ve dinsiz; bütün sakallıları tenzih ederim..)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 Sarık-cübbe-üniforma   / 02-01-2004
 Çağdaş 'Teslis' ve yılbaşı   / 01-01-2004
 Ya Ankara'da tarihin başı?   / 29-12-2003
 Erdoğan'ın rakipsizliğine dair   / 27-12-2003
 Kırmızı pasaport silgisi   / 26-12-2003
 AB'cilerin kralı Denktaş   / 25-12-2003
 Öyleyse yıkıl Denktaş   / 22-12-2003
 Türbanın Kaide bağlantısı   / 20-12-2003
 Dini simge'yi kim belirler?   / 19-12-2003
 Kıbrıs ninnileri   / 18-12-2003
HINCAL ULUÇ
Yeni yıla öyle bir girdim ki..
Hayatımda ilk.. İlk...
MEHMET TEZKAN
Kazasız belasız yeni yıla girdik
YENİ yıla üç çarpıcı...
MEHMET ALTAN
Medyaya bir öneri...
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın...
ÖMER LÜTFİ METE
Düşünce yapısında değişim
Şiddetin hiç değilse azalacağı...
REFİK DURBAŞ
'Şekerli'ye bürokrasi engeli
SAYIN Sağlık Bakanı Recep...
Şubat'ta parti lideri Mart'ta başbakan
Yunanistan'da devrim gibi karar... Başbakan Simitis, anketlerde...
Bush'tan Simitis'e: 2004, Kıbrıs yılı olsun
Bush, "Kıbrıs'ta uluslararası topluma yararlı bir tarih yazabiliriz"...
BİZE GÜVENİN
BİZE GÜVENİN
Sarı-kırmızılı renklerin son 10 yıla damgasını vurduğunu söyleyen...
 
    Ana Sayfa | Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon
Spor | Hava Durumu | Günaydın | Astroloji | Magazin | Sağlık |
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.