kapat
18.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

ASLI AYDINTAŞBAŞ


Çöl Kraliçesi

Irak'ta yeni kurulan 25 kisilik Hükümet Konseyi tam bir cümbüş. İçinde Şiiler, Sünniler, din adamları, üç Kürt, bir Türkmen, aydınlar, aşiret liderleri, kentli ve köylüler var. Baas zulmünün kalkmasıyla Irak'ta herkes yıllardır bastırdığı altkimliğe dönmüş durumda. Etnik ve dini mozaiğiyle Konsey, bir buçuk yılda yapılması beklenen genel seçimlere kadar ülkeyi temsil edebilecek tek yapı. Geçen hafta Birleşmiş Milletler'in desteğini aldı. Konsey'den bir grup, önümüzdeki günlerde Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne gidiyor. Önümüzdeki hafta ise aralarında eski Irak Dışişleri Bakanı Adanan Paçacı'nın da bulunduğu bir grup Konsey üyesi, Ankara'ya uğrayacak. Bu, Iraklıların Türk askerinden ne bekledikleri ve Türk birliğini nasıl karşılayacakları konusunda çok önemli ipuçları taşıyan bir gezi...

Türk askeri konusu, beni ister istemez yıllardır hakkında her şeyi büyük bir merakla okuduğum İngiliz casusu Gertrude Bell'in biyografisine götürdü bir kez daha. Zengin bir ailenin kızı olan Bell, yirminci yüzyılın başında arkeolog olarak tutulduğu Orta Doğu sevdasını, önce İngiliz casusu, ardından da hükümet yetkilisi olarak sürdürüyor. Ömrünü o zamanlar "Mezopotamya" denilen topraklara adıyor. Şam'dan Bağdat'a önde gelen Arap aşiretleri ve liderlerle uzun yıllara dayanan dostluğu nedeniyle, Birinci Dünya Savaşı'nda İngiliz hükümetine çalışarak Arap bölgelerinde İngiltere'ye karşı isyanı önlüyor, Osmanlı'ya karşı isyanı kışkırtıyor. Daha sonra kendisi gibi maceraperest T.E. Lawrence'la Osmanlı'dan apartılan topraklarda yeni Orta Doğu haritasını çiziyor. 1919 Paris konferansında Batı devletleri Orta Doğu'yu paylaşırken, o da masada. 1926'da Bağdat'taki evinde cesedi bulunduğunda, İmparatorluğun en güçlü isimlerinden.

Borç karşılığında vilayet
Bell'in Arap dünyasıyla ilgili yazdığı rapor ve anılar, bugün bile Orta Doğu'yu en iyi anlatan yapıtlar. 1900'lerde Arap milliyetçiliği, tek tük şehirli aydının savunduğu bir düşünce akımı. Aşiret liderleri, çıkarları doğrultusunda ya Osmanlı'dan memnun ya da şikayetçi. Din adamları ve halk, Hilafet'e bağlı, İngiliz idaresine kuşkuyla bakıyor. Osmanlı ise Arap vilayetlerinde iç paralayan bir kötü yönetim sergiliyor. Borç, harç, iktidar kavgaları ve Balkan harpleriyle başı iyice sıkışan Osmanlı, Katar'dan Basra'ya Arap vilayetlerinin bir bir elden gitmesini, alelade bir vaka sayıyor. Bunların bir bölümü isyan değil, borç karşılığı ya da taviz olarak veriliyor. Arap isyanı, hiç de sanıldığı gibi yaygın ve geniş bir ayaklanma değil. Sorun Osmanlı'nın zayıflığı.

Eski yönetim olsa...
Paris konferansı öncesinde İngilizler'in önündeki en önemli soru, Arap vilayetlerinin manda mı, yoksa İngiliz sömürgesi olarak mı yönetileceği. Gertrude, konferansa katılmadan önce Bağdat'taki en kıdemli siyasi otorite olan Sünnilerin dini lideri Şeyh Nakib'i ziyaret ediyor. Dramatik bir sahne. Bell'i sıcak karşılayan yaşlı bilge, şöyle diyor "Bak Hatun. İngiliz idaresinin devamı konusundaki fikrimi sorarsan, ben kuvvetliden yanayım. Türk hükümetini ne kadar sevdiğim konusunda yalan söylemeyeceğim. Eski dönemde olduğu gibi Türk sultanlarının idaresine dönebilecek olsam, başka şey istemem. Fakat bugünkü Türk hükümetinden nefret ediyor ve şeytana küfrediyorum. Maalesef Türk öldü, ortadan kayboldu. Bu yüzden senin teban olmaya razıyım"...

O dönemde Mekke'deki Şerif ailesi ve İngilizlerin yanındaki birkaç aşiret dışında, Basra'dan Beyrut'a Arap liderlerin düşüncesi aşağı yukarı böyle.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır