kapat
18.08.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

MEHMET BARLAS


Freud olmasaydı insanları nasıl anlardık?

Belki doğrudur, belki değildir.

Ama neticede Freud, insanın düşünsel yaşamını, öyle tahlil etmiş işte.

Freud'dan (1856-1939) beri de, insanları anlamaya çalışanlar, "Ego" ile "id" arasındaki çelişkileri ve çatışmayı tahlil etmeyi dener.

"Ego", Latincede "Ben" anlamına geliyor.

"İd" ise "O" demek.

İnsanların egosu, bilinçli kişiliği oluşturuyor. Ego, yaşanan deneylerle ve çevrenin şartlandırması ile oluşuyor.

İd ise, insanın içindeki bir çeşit vahşi hayvan.. Karanlıktaki benlik, ihtiraslar, isyanlar, "İd"in öğeleridir.

Ego idi örtmüş, dizginlemiştir.

Ego rasyoneldir, akılcıdır, hesaplıdır. İd, irrasyoneldir, ölçüsüzdür.

Eğer tatminsizliklerinizi, komplekslerinizi ve bilincinizin derinliklerindeki fırtınaları aşabilirseniz, egonuzdan, bir de "Süper ego" çıkabilir.

Süper ego, insanın olmak istediği şey, varmak istediği düzeydir.

İnsanın enerjisini, birikimini, egosunu, sanata, uygarlığa, gelişmişliğe yönlendirmesidir "Süper ego."

Bir çeşit "Süblimasyon"dur.

Tabii ki, bütün insanlara ve insan ilişkilerine, Freud'un gözlüğü ile bakmak hem mümkün, hem de doğru olmayabilir.

Ama yine de ben, elimde olmadan, bazı insanları gözlemlerken, "ego" ile "id" arasındaki gerginlikleri anlamaya çalışırım.

Örneğin bazıları, hukukun, adaletin, erdemin, temizliğin tek savunucusu ve yılmaz bekçisi rolüne soyunurlar.

Ama bu rolü oynarken, benliklerinin derinliklerinden, nefret, kin, haset, görgüsüzlük gibi nitelikler su yüzüne vurur.

Haksızlıklara isyan ederler.

Ama haksızlık yapmak, onların günlük yaşamının parçası gibidir.

Her şeyi, her davranışı, küfür etmeyi bile kendileri için hak olarak görürler.

Aynı şeyleri başkaları yaptığı zaman, "olmaz böyle şey" diye feryad etmeye başlarlar.

"Süper-ego"yu oluşturmak yerine, "süper-egoizm"i sahnelerler sürekli.

Bir ailenin başına gelenleri hatırlıyorum.

Uzun bir evlilik, erkeğin bir başka kadına tutulması sonucu, boşanma ile bitiyor.

Boşanan çiftin iki çocuğu vardır.

Çocukların babası, yeni aşkı ile evleniyor. Kısa süre sonra da ölüyor.

Yeni eş, miras paylaşımının gereği olarak, adamın eşyalarını üçe bölüyor.

Üç tane, içi resimlerle, gümüşlerle, değerli eşyalarla dolu denk hazırlıyor.

Adamın iki çocuğunu çağırıyor.

Denklerden birini bir çocuğa, diğerini öbür çocuğa veriyor. Üçüncü denk için de, "Bu benim payım. Bütün denklerin değerleri eşittir" diyor.

Çocuklardan biri, kadına, "Madem hepsi eşit değerde, sizin aldığınız benim, benimki de sizin olsun" deyince, kadın ağlayıp, bağırmaya başlıyor.

- Bu ölümlü dünyada, başıma bu haksızlıklar da mı gelecekti, diye çığlıklar atıyor kadın.

Şu sırada gazete manşetlerinde, haberlerde, köşelerde birilerinin, birbirleri hakkındaki suçlamalarını izliyorsunuz.

Belli ki her haber, hedef alınanı derinden yaralıyor, etkiliyor.

Ama kimse, hedef aldığı kişinin de, aynı şekilde yaralandığını ve sonunda birlikte perişan olunduğunu düşünmüyor.

"Ben doğru yapıyorum" demek ve gerçekten doğru yapmak yerine, "Sen yanlışsın" demeyi tercih ediyorlar.

Dün kendileri için doğal kabul ettiklerini, bugün başkaları yapınca, deliye dönüyorlar.

Acaba Türk medyasındaki ego fırtınalarını, Freud yaşasaydı nasıl tahlil ederdi?

ŞAKA

Ateş şart mı?
Freud, 1933'te yazdığı bir mektupta şöyle demiş.

- İnsanlık çok gelişti. Ortaçağ'da insanları yakarlardı. Şimdi Almanya'da benim kitaplarımı yakıyorlar!

Ben de diyorum ki..

- Acaba ateş olmadan, uygarlık olamaz mıydı?

ELEKTRİK

Ettiğinden bellidir!
Askerde komutan Mehmet'e sormuş,

- Söyle bakalım. Elektrik nedir?

Mehmet, hazır-ol vaziyetinde cevap vermiş,

- Ne olduğu bilinmez, ettiğinden bellidir demiş.

Kuzey Doğu Amerikan kentlerinde ve Kanada'nın bir bölümünde meydana gelen elektrik kesintisi, Mehmet'in yorumunu doğruladı.

Elektrik enerjisi, uygarlığın oksijenidir.

Hepimiz biliyoruz.

Amerika, bu kesintinin nedenini bulacak ve benzer kesinti olmaması için, gereken neyse yapacak.

Bu bakımdan, "Gördünüz mü Amerikan uygarlığını. Bir kesintilik canları var" demek doğru olmaz.

Uygarlık hiç kazaya uğramamak değildir. Uygarlık, aynı nedenlerle aynı kazayı, defalarca yaşamamaktır.

Bu gerçeği, kronik sorunlarına çeyrek yüzyıl çözüm üretemeyen biz Türkler'in, çok iyi görmesi gerekiyor.

Ne dersiniz?

Depreme hazır mıyız şimdi?

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır