kapat
09.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Eksik taraflarımızı da sevmeliyiz

Candan Erçetin, başarıyı "Elbette" şarkısındaki gibi tanımlıyor: "Başarı için çabalamak, arada tökezlemek ama tekrar ayağa kalkmak, eksik taraflarımızı sevmek gerekir"
Onu "sandalyeye ters oturup kollarını döven kadın" olarak tanıdık. Hemen ardından Arnavut genlerinin bahşettiği inatla Beyoğlu'nda "asker" gibi, mini eteğiyle yürüdü. Şöhret basamaklarını tırmanması da aynen Beyoğlu'ndaki adımları gibi sert ve sağlam oldu. Bir otobüs camından bizlere "Dünyada ölümden başkası yalan" dediğinde dostumuz olmuştu. Çünkü yüzyıllardır dost, acı söylerdi.

7 yıldır profesyonel anlamda müzik dünyasının içinde olan Candan Erçetin'le bir sınır kentinde başlayan hayatından bugünlere gelişini konuştuk. İşte size 39 yaşındaki mavi gözlü "çapkın" kadının hikayesi...

* Siz sınır çocuğusunuz değil mi?

Evet. Kırklareli'de doğdum. Babamın ailesi Üsküp'ten, anneminkiler ise Priştine'den geliyor. Arnavutlar dışarıya kız vermeye pek meraklı olmadığından hem annem hem de babam Arnavut. 1913'te biten Balkan Harbi esnasında Kırklareli'ne göç etmişler. Babaannem zor Türkçe konuşuyor. Annem ve babam ise aralarında Arnavutça anlaşıyor. Ben sık sık yanlarına gidiyorum.

* Müzikle nerede tanıştınız?

Evde tanıştım. Babam kütüphane müdürü ve müzik öğretmeni olduğu için kitap ve notalarla çok küçük yaşta karşılaştım. Aile içinde keman, gitar, akordeon ve mandolin orkestrası kurardık. Ben mandolin çalardım. Hem söyler hem de dans ederdik. O yaşlarda Macar danslarına meraklıydım. İlk kaydımı 17 yaşında doldurdum; "Buruk Acı"yı söylemiştim.

* İstanbul'a yolunuz nasıl düştü?

11 yaşında parasız yatılı sınavını kazanarak Galatasaray Lisesi'nde okumaya başladım. Liseden sonra İstanbul Üniversitesi'nde Klasik Arkeoloji dalında eğitim gördüm. Ardından aynı okulda yüksek lisans... 1979'da İstanbul Belediye Konservatuarı Şan Bölümü'ne girdim. Bir sürü iş yaptım. Arkeoloji, kazılar, rehberlik, çevirmenlik, organizatörlük...

* Arkeoloji ve müzik arasında nasıl bir paralellik kurdunuz?

Arkeolojiyi çok sevmiştim. Ama bu arada müzik hep vardı. Arkeolog olarak resmi bir ünvan sahibi olmak ülkemizde çok zor. En az 10 yıl parasız çalışmak gerekiyor. Ama o yıllarda benim para kazanmam gerekiyordu. Eurovision macerası tam da bu döneme denk geldi. 1986'da Norveç'te yapılan yarışmada "Halley"i seslendirdim. Bizim ekip, o zamana kadarki en parlak dereceyi aldı. Dokuzuncu olmuştuk.

* İlk sahne deneyimi ne zaman yaşandı?

Ben uzun yıllar klasik müzikle ilgilendim. Türkçe şarkı söylemeyi çok geç öğrendiğim için sahneye de geç çıktım. 1994'te Levent'teki Galatasaray Cemiyeti yöneticileri orada çıkmamı önerdiler. Ertesi yıl Bebek'teki S Restoran'da daha profesyonel ve uluslararası bir repertuarla çıkmaya başladım. Fransızca şansonlar bile söylüyordum.

* Öğretmenlik serüveni nasıl başladı?

Öğretmenliğim, mezun olduğum okuldaki bir kadro eksikliği nedeniyle 1994-95 öğretim yılında başladı. Öğretmenliği hiçbir zaman salt öğreten olarak algılamadım, beni geliştiren bir alan olarak gördüm ve öylece sürdürmekteyim.

ÖNCE İSTEMEK LAZIM
* Sizce başarı nedir?

Başarı benim için başlamak ve sona erdirmek demek. Kendimden çok şey beklemek ve derinlerde var olan başka "ben"leri çekip ortaya çıkarmak demek.

* Başarılı olmak için çok çabaladınız mı?

Başarı için çabalamak, hatta tökezleyip düşmek ve tekrar ayağa kalkmak, kendinizle yüzleşmek, eksik taraflarınızı sevmek ve onları geliştirmeye çalışmak gerekiyor.

* Başarılı olmak için aile, dost, sevgili gibi değerlerin "Uygun, sorunsuz" olması ne derece önemli?

Aslına bakarsanız pek önemli değil. Çünkü insan bir tek ailesini kendi seçemiyor. Dostunuz da, sevgiliniz de sizin seçiminizdir. Eğer onlar sizin başarınızı engelliyorsa bu onların değil, direkt olarak sizin suçunuzdur. Dolayısıyla her şeyden önemlisi başarmayı istemektir.

Başarı için gerekli enerji bende var
* Bir gününüzü anlatır mısınız?

Sabah 08:00'de kalkarım. O günün yoğunluğuna bağlı olarak 08:30 veya 09:00'a kadar gazeteye bir göz atar ve o gün yapacaklarımla ilgili bir gün önce aldığım notlarımı incelerim. Hazırlanıp saat 10:00 gibi asistanımla telefonlaşırım. Ve günlük koşuşturma başlar. Konser varsa 16:00 gibi hazırlanmaya başlarım. Genellikle 01:00 gibi biraz kitap okumak üzere yatarım.

KENDİMLE YARIŞIRIM
* Hırslı mısınız?

Başlamış olduğum bir işi bitirme konusunda epeyce hırslı sayılabilirim ama sahip olma hırsım hiç yoktur. Buna bir örnek vermek gerekirse; ben hep kendi yaptığım bir önceki işle yarışırım, bir başkasının yaptığı işle asla yarışmam. Sektörde kimin nasıl işler ortaya koyduğunu takip ederim ama sevdiğim bir şarkıyı bir başkasının benden önce söylemiş olmasına hırslanmam. Ancak albümümün öngördüğüm tarihte bitmemesi veya hayal ettiğim gibi olmaması gibi konular beni hırslandırır. Bu hırsı da hemen daha çok çalışmak veya eksiklerimi tamamlamak konusunda bir eyleme dönüştürürüm. Normal bir insanın günde sekiz saat çalışması gerekirken, ben bu sürenin çok üstüne çıkabilirim.

* Gelecekten ne umuyorsunuz?

Bunu hiç düşünmedim dersem, umarım bana inanırsınız. Ama ne istediğimi sorarsanız tek beklentim, süresi önemli olmayan sağlıklı bir yaşam. Beden ve ruh sağlığım yerinde olduğu sürece, hayatın akışına bağlı olarak gelişecek isteklerimi yerine getirmek için gerekli enerji benim içimde olacaktır.

Vücudumu erken tanıdım
* Evlilik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evliliği kontrat olarak görüyorum. Çocuğa kadar olan kısmı zaten benim hayatımda var. Bir kez evlendim, 1991'de, Avusturyalı bir arkeologla. Bir yıl sürdü. Avusturya'ya gittiğim zaman flört ediyorduk zaten. Son derece medeni bir ülke. Ama medeniyetin çok başka anlamlar taşıdığını farkettim. O bireysellik, kimsenin kimseye karışmaması, başına bir şey geldiği zaman kafayı çevirip gitmesi aynı zamanda. Yaşamak istediğim yerin Türkiye olduğuna karar verdim. Burada doğmuşum, neden bunu değiştireyim, bir sebebi olmalı burada doğmamın. Geriye dönmek istediğimi söyledim, o zamanlar evli değiliz. Dedim ki, "Sen orada yaşamayı düşünürsen böyle devam edelim ama düşünmezsen çok fazla uzatmanın anlamı yok." O bayıla bayıla, "Zaten Türkiye arkeolojik cennet, tabii" dedi. Yedi-sekiz ay sonra sinyaller başladı. Geliyor paçasında çamurlar, "Ben bu şehrin çamuruna dayanamıyorum" diyor.

* Şehir yüzünden mi ayrıldınız?

Evet. Çok genel anlamıyla söylersek bu bir kültür farkı. O çok daha medeni bir ortamda yetiştiği için bazı beklentileri vardı, bunları Türkiye'de bulamadı.

* Çocuk yapmayı düşünmediniz mi?

O zaman çok genç olduğumuzu düşünüyordum. Şimdi de bir işim var ve iş ağır basıyor. Daha çalışacağım diyorsam yapmamam lazım. Eğer bir gün çocuk yapacaksam kendim için isterim. Onun için de acelem yok. Tıp çok ilerledi.

* Stilinizi nasıl belirlediniz?

Eski tarzımı incelerseniz, özellikle kılık kıyafette çok farklı bir yöne kaymadım aslında. 50'lerin, 60'ların koket kıyafetleri beni hep çok çekti, hep ince topuklu ayakkabı giydim. Vücudunu erken tanıyanlardanım. Düşük belli pantolon bana olmuyor mesela, ısrar etmenin bir anlamı yok. Kate Moss gibi olacaksın ki yakışsın. Benim belim biraz kalın. Görüntü anlamında tek değişiklik kaşlarımın alınması oldu. Çok karşı çıktım ama yakın çekimlerde hoş bir görüntü olmayacağını söylediler, boyun eğdim.

* Sizin için "Ev alacağına tüm parasını ayakkabıya yatırıyor" diyorlar?

İstanbul'daki ev fiyatlarını bir düşünün... 8-10 bin çift ayakkabım yok ki, ev parasını harcamış olayım! Ama itiraf etmeliyim ki alışverişe çıkınca önce ayakkabı alırım, sonra ona göre kıyafet seçerim. Ayakkabı benim için mücevher gibi, giysimi tamamlayan en önemli aksesuar. Hiç takı kullanmam, annemin zoruyla taktığım bir nazar boncuklu bileziğim var, o kadar. Takının yerini ayakkabı alıyor. Türkiye'de kendime pek uygun ayakkabı bulamıyorum, 40 numara giydiğim için sıkıntı yaşıyorum.

Sibel ARNA



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır