kapat
18.05.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

ciceknet

Dünyadan
Spor

Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

Finansbank

 
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )

Peygamber postu

Hukukçu ailelerinin değişmez kurallarından birisi de yargı mensuplarının adalet dağıttıklarından ötürü "peygamber postu" nda oturdukları ve bu yüzden diğer insanlar gibi davranamayacakları gerçeğidir.

Yargıçlar ve savcılar topluma fazla karışamaz, olur olmaz yerde görünemezler.

Soruşturma ve duruşmaları etkileme ihtimali olan çevrelerden iyice uzak durur ve dost sohbetlerinde bile ellerindeki dosyalar hakkında konuşmazlar.

Görüş belirtmek, asla yapılmaması gereken bir hatadır.

İhsas-ı rey edemezler.

Bu yüzden yargıç ve savcı dünyası, yalnız bir dünyadır.

***
Onların bu kutsal yalnızlığını korumak için de bazı kurallar getirilmiş ve "devam etmekte olan soruşturma ve duruşmaları etkileyebilecek konuşmalar yapılamayacağı" ilkesi benimsenmiştir.

Geçmişte birçok devlet adamı, bu yüzden ağzına kilit vurmuş, bu konularda yorum yapmamıştır.

***
Son günlerde bu "kutsal yalnızlık ve dokunulmazlık" zırhının yer yer delinmeye başladığını görüyoruz.

Başbakan bir savcı hakkında konuşuyor, sonra soruşturmaya konu olan parti savcıyı hedef tahtasına yerleştiriyor.

İddianame daha ortaya çıkmadan, bazı önemli bölümleri basında yer alıyor.

Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kapısı televizyon kamerası kaynamakta.

Savcının her giriş çıkışında demeç alınıyor.

Savcı bu görüşmelerde kendi tutumunu savunuyor.

Bütün bu işlerde bir yanlışlık var.

Bırakın bu kadar önemli olmasını, hiçbir iddianame bu koşullarda hazırlanamaz ve hiçbir soğukkanlı duruşma yapılamaz.

İş "peygamber postu"ndan, "deli pöstekisi"ne doğru kaymakta.

Adaletin sessizliğe, zamana, kılı kırk yaran araştırmalara ve dokunulmazlığa ihtiyacı var.

***
Ortaya çıkan bu görüntünün altında yürütmenin, yasama gibi yargıyı da baskı altına alma kaygısı yatmakta.

Güçler ayrılığının işlemediği bir rejimdeki yargılama da böyle oluyor işte.

Yürütme, meclisteki çoğunluğuna dayanarak yasamayı nasıl etkiliyorsa, yargıyı da öyle korkutmak istiyor.

Bir siyasi partinin üzerine giden savcının hiçbir güvencesi yok.

Soruşturması sırasında bir bakan istifa etmek durumunda kalabiliyor ama kendisinin bağlı bulunduğu bakan da onu çağırıp sorguya çekebiliyor ve hakkında soruşturma açtırabiliyor.

Ve bu arada işin özü gözden kaçıyor:

Önemli olan; adaletin tecellisi ve yargının sağlıklı bir karara varabilmesi.

Ama tartışma; soruşturmayı kimin yaptığı, kimin talimat verdiği, dokuz bilirkişiden birisinin kimliği, savcının sözleri gibi ayrıntılara boğuluyor.

Bu da kamuoyunda yargı erkinin ürkütüldüğü, baskı altına alındığı, müdahale edildiği gibi bir kuşku uyandırmakta.

Bu kuşku, zaten yara almış olan siyaset kurumunu daha da şaibeli hale getirir.

 
Ekonomik programın başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Evet
Hayır

 


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır