kapat

13.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
OKAY GÖNENSİN(ogonensin@sabah.com.tr )


Haberin kaynağı konuşanın kimliği

Mesut Yılmaz, Genelkurmay açıklamasının tek bir bölümü üzerinde durdu: "Askerler rahatsızlık duyuyorsa ve o kişiyi arıyorsa, ilgili gazetenin yöneticileri yardımcı olmalıdırlar."

Yılmaz, açıklamanın "Silahlı Kuvvetler üzerinden siyaset yapılması ve yıpratılması"na ilişkin bölümlerine değinmediğine göre Hükümet bu konulardaki tartışmaya devam etmek istememektedir. Başbakan Ecevit de tartışmaya devam etmek niyetinde olmadığını göstermiştir.

Ortada bir haber, o haberin kaynağı bir "beyanat" ve bir gazetecilik tartışması kalmıştır. Bazı ANAP'lılar da "olmamış konuşmaları olmuş gibi gösterirseniz, biz de bu konuda bir yasa hazırlarız" diye gazetecilik tartışmasına tersinden dalmışlardır.

Kaynak açıklanır mı?
Açıklığa kavuşturulması gereken iki ayrı konu vardır. Birincisi haberin kaynağının gizliliğidir. Burada konu "haber"dir. Yani gazeteci bir belge ya da bilgi elde eder, bunun gerçekliğine ikna olur ve bunu yayınlar. Bu haber herhangi bir dava konusu olduğu zaman gazeteci belge ya da bilgiyi nasıl ve kimden elde ettiğini açıklamak zorunda değildir. Türkiye'de yürürlükte olan Basın Kanunu'nun 16'ncı maddesi de kaynağın açıklanmak zorunda olmadığını belirtir. Bu kural bütün Batı ülkelerinde de geçerlidir.

Yargı yolu açık
Buna karşılık gazetecinin de haberin "gerçek" olduğunu kanıtlamak zorunluluğu vardır. Haberi dava konusu olduğu zaman gazeteci kaynağını açıklamaz ama haberin doğru bilgi ve gerçek belgelere dayandığını mahkemeye anlatır.

Türk Ceza Kanunu'nda da "adliyenin emrini yerine getirmemek suçu"na ilişkin maddeler bulunmaktadır. Eğer haber bir suçun takibini gerektiriyorsa ve gazeteci buna ilişkin bilgiyi mahkemeye vermiyorsa "adliyenin emrini yerine getirmemek, suçun takibini önlemek" gibi maddelerden sanık durumuna düşebilir. Bu konuda da hemen her ülkenin yasalarında benzer hükümler olduğunu hukukçular belirtiyor.

Bunlar "haber kaynağını açıklamak" meselesinin hukuki yanlarının özetidir. İkinci bölüm gazetecilik ilkeleri açısından "kimliği gizli kişinin beyanatını yayınlamak" meselesidir. Temel ilkeye dün kısaca değinmiştik: Haberin ana kaynağı bir beyanat ise bu beyanatın, yani sözlerin sahibinin kimliğinin açık olarak belirtilmesi zorunludur. Bunun istisnalarından biri, kimliklerin çok önemli olmadığı durumlardır. Örneğin gazeteci şöyle yazabilir: "Laleli esnafından bir grupla sohbet ettik, şunları söylediler...." Gazeteci bir genel "hissiyatı" aktarırken de genel bir kimlik kullanabilir.

Çözüm yasalarda
Beyanatı verenin sözleri çok önemlidir, ama beyanatı veren kendi kimliğinin verilmesini kesinlikle istememektedir. Bu durumda sözler ne kadar önemliyse o sözleri söyleyen de o kadar önemli olmaktadır. Bugün tartışma konusu olan beyanat için de aynı durum sözkonusudur; Hürriyet yöneticileri beyanatın gerçek olduğunu söylemişlerdir, o zaman beyanatı veren asker kişinin rütbesi de görevi de büyük önem kazanmaktadır.

Eğer ilgililer beyanatın içeriğinde "suç unsuru" olduğunu düşünüyorlarsa yargıya giderler, yasalarda durumun çözülmesi için gereken bütün maddeler vardır. Genelkurmay da açıklamasında belirttiği gibi bu kişiyi arıyorsa yine yargı yoluyla kim olduğunu ortaya çıkarabilir.

Evrensel ve objektif kurallara göre ilerlendiği zaman herşeyin çözümü ortaya çıkar. Kuralsızlık ve her kesimin kendi sübjektif yaklaşımını kural olarak kabul ettiği ortamlarda ise işin içinden çıkılmaz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır