kapat

19.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
NURİYE AKMAN(nakman@sabah.com.tr )


Avrupa'nın beden ölçüsü bize uymaz

Mizah yazarı Necef Uğurlu'nun penceresinden Türk'ün AB girizgahı: Evet. Pizza yiyiyoruz. Hamburgeri yutuyoruz. Ama bir anda sarışın, mavi gözlü bebekler doğmasını bekleyemeyiz. Onların konfeksiyon standartlarına bile uymuyoruz.

AB'ye giriş sürecine sizin gibi güçlü bir mizah yazarının penceresinden bakmak istedim. Ne dersiniz, Türk'ün AB ile imtihanı çetin mi geçer?

- İşi zorlaştırmamak lazım. Hemen sarışın mavi gözlü ve doğuştan İngilizce, Fransızca bilen bebekler doğmasını bekleyemeyiz. Doğu'dan karışa karışa geldiğimiz için onların konfeksiyon standartlarına bile uymuyoruz. Benim belim 38, göğsüm 44, kalçam 50! Doğrusu birbirimize bile benzemeyiz. Elbette televizyonlar sayesinde "Batılı" görgümüz arttı. Artık bizimkiler de çok acele konuşuyor, kızlarımız vara yoğa soyunuyor, pizza yiyoruz, hamburger yutuyoruz, Çin yemeğimiz var, fish and chips bile açıldı. Neyimiz eksik ki bekliyoruz? Açlık sınırı altındaki 16 milyonu saymazsak operamız Danimarka'yı 2 uçak, 9 otobüsle fethetti bile...

- Demek bir şeyler eksik ki veya biz "Batılı" olmayı yanlış anladık ki bekliyoruz.

- Belki bizim kızlar boşuna soyundu. Asıl imtihan karşılıksız çek keser gibi yükümlülüklerimizi yerine getirmediğimiz ama cırt cırt imzaladığımız anlaşmalarda. Şimdi ödeyeceğiz diye topladığımız çeklerin karşılığını vermeliyiz. Bu namus borcu. Sayın Bakır Çağlar bunları televizyonlardan izlediğim kadarı ile anlatmaya çalıştı ve çok bunaldı. Bu değerli bilimadamı derin derin nefes alıyordu artık konuşurken. Onu anlamak istemeyenler bunalttılar. Bence halk olarak anladık. Anlamak istemeyenler yönetenler ve yönlendirenlerden bazılarıydı.

- Bu süreçte Ecevit'in durumunu nasıl görüyorsunuz?

- AB sürecinde halledilmesi gereken en önemli meselelerden birinin Kıbrıs olması ne ilginç. Kıbrıs harekâtından 25 yıl sonra sorun yine Ecevit'e çözdürülüyor. Allah uzun ömür versin, ama uzun süre yönetirseniz kendi yaptığınız bir şeyi bozmak zorunda kalabilirsiniz. Dar çevrenin öbür adı da "yetişmiş kadrolar"dır. Bu mazeret olmamalı. Yetişmiş kadrolar yönetimi devretmekten korkmamalı.

- Bu AB işlerinde düğüm noktası neresi?

- Şark kurnazları ile garp ahlaksızlarının işbirliği bittiği an biz Avrupa'da da, dünyada da yerimizi almaya başlarız. Sanayi devrimini gerçekleştirememize karşın, enformasyon çağını yakalar ve açığımızı kapatırız. Burada düğüm noktası şark kurnazlarıyla garp ahlaksızlarının işbirliğini çökertebiliyor muyuz? Bize düşeni yapabilecek mi ve uygar doğu olarak batıya katkıda bulunacak mıyız?

- Şark-garp rant işbirliği nasıl işliyor?

- Mükemmel surette. Bu küçümsenmemesi gereken fakat derinine analiz edilmeyen bir alan. Örneğin kötü bir film yapabilirsiniz, ama içine iyi kalpli bir Kürt, sorunları olan bir Alevi karakteri koyarsanız Batı'da prim hazırdır. Sanat bu filmin hiçbir yanında olmayabilir. Hiç önemli değil. Bu, insanların acılarından rant elde etmektir; şark kurnazlığıdır. Batı ahlaksızı da bu filme, film olarak ödül veremez ama mesela der ki, "Bu filmden anladım, her halinden belli. Yönetmen ülkesini çok seviyor. Onun için bir lollypop takdim ediyorum." Böyle şey mi olur? İşte bu şark kurnazı ile garp ahlaksızının tipik bir rant işbirliğidir. Bunu önlememiz gerekir. Bence düğüm noktası budur.

- Bazıları 20, bazıları 4 yıldan bahsediyor. Bekleme odasından içeri girmemiz sizce kaç yıl alır?

PİLAVIM TANE TANE...
- Benim hesaplarım lezzeti göz kararı ile tutturan ev kadınlarının hesabına dayanır. Ben pirince bakarım ne kadar su kaldırır söylerim. Onun için bilimsel değil söyleyeceklerim. Ama benim pilavım da tane tane hep dökülür. Bizim bekleme süremiz statükocularla değişimciler arasında yaşanacak mücadele süresine bağlıdır. Statükocuların kronolojik olarak dezavantajları var gibi görünse de hepsi bakımlı, maddi açıdan güçlü ve sağlıkları yerinde. Değişimciler ise, nesil olarak hem bedenen hem ruhen yaralı olan grup. Ama bugüne kadar nasıl sağ kalmayı becerdilerse ülkeleri için bu mücadeleyi de kazanacaklar. Bir de Türkiye'nin crony kapitalizm ile malul olduğunu da hesaplamak lazım...

- Ne demek o?

- Yani bizim bakan abi, onun kızı, damadı genel müdür, bizim oğlan, yenge, nepotizm (akraba kayırmacılığı) ötesi kafadarlık. Yani konu, komşu, dost, ahbaplık üzerine kurulan bir dar çevre var Türkiye'de. Statükocuların en önemli kozu. Değişimciler de var tabii bu crony kapitalizmden çıkan. Ama onlar gelecekte bunun böyle gitmeyeceğini biliyorlar ve değişim istiyorlar. Korkum, statükocular 16 milyon aç insanın yaşadığı bir ülkede rahat yaşamayı içlerine öyle sindirmiş haldeler ki, ellerindeki gitmesin diye her şeyi yok etmeyi göze alabilirler. Bu da çok acı, iftiralar, saptırmalarla dolu bir dönemi getirir. Bunların kendileri için neyi ne ile örtüştüreceği, ne gibi aldatmalara başvuracağı belli olmaz. Bu oyun boşa çıkmalıdır. Oynanamamalıdır.

- Oyun nasıl boşa çıkarılır?

- Dikkatli olmak lazım. Türkiye artık düşüncesi ne olursa olsun hiçbir değerini, aydınını harcatmamalıdır. Yerine koyulan uydurukları içinden söküp bir kenara atmalıdır. Yememeliyiz bu numaraları. Sabahattin Ali'yi döve döve öldüren zihniyet, işkenceye karşı çıkan ve iyi bir film yapan bir sağcıya da karşı çıkıyor. İsmail Güneş'in, Gülün Bittiği Yer'inden söz ediyorum. Üstelik güya sol ses çıkartarak karşı çıkıyorlar. Sevsinler otel lobilerinde sola kadeh kaldıranları. Sol yalnızca siyasi bir duruş değil aydın olmanın ahlakıdır. İşinde, emeğinde belli olur insanın sol. Kadeh kaldırışında değil. Bu ülkede ne hale geldi sol. Ünlü solcularla metres oturursa sabah sosyalist kalkacağına vehmeden kadınlar bile çıkardı bu memleket.

- Peki statükocular hiç mi kaybetmeyecek?

- Ölecekler yahu! Bu tabiatın kanunu. Tabii ki kaybedecekler. Ama değişime direnme süresi bizi ilgilendiren. Yaşlı değişimci olabileceği gibi, genç statükocu da olabilir. Aman yanlış anlaşılmasın. Yıllarca Demirel'i "Dün dündür, bu gün bu gündür" dediği için suçladılar. Dünyanın bu gün geldiği noktada ondan değişimi ateşlemesi bekleniyor. Yani "Dün dündür bu gün bu gün" demesi. Ortadoğu'yu Gap'a getirip, susuz getiren bir Türkiye var. Statükocular ne kadar direnir. Bu biraz da değişimcilerin kararlılığına bağlı. Değişimi isteyeceğiz, isteteceğiz. Ben yaptığım işle bunun istenmesine katkıda bulunabilirim ancak.

- AB sürecinin 28 Şubat süreciyle ilişkisi nasıl seyreder?

- Halk hoşuna gitmeyen, yolunda gitmeyen işlere, sivil itaatsizlik göstermedikçe ve sivil itaatsizliği ordudan beklediği sürece 28 Şubat süreçleri bitmez. Biz de bunu bir türlü Batı'ya anlatamayız. Yani, "Bizim ordu halkın yerine, halkımızın ricası üzerine bir sivil itaatsizlik gösteriyor. Siz bütün bunları ihtilal sanıyorsunuz. Bunlar ihtilal değil. Bizim halkımızın tembelliğinden ötürüdür. Bu askeri kullanır halkımız. Sivil itaatsizlik için, kendisi yorulmaz" diyemiyoruz. Neyse ki ordu yemiyor bu numaraları artık.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır