kapat

09.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


1853'de Sinop'da batan donanma, "tabu"lar, "dogma"lar ve Voltaire

Kadim dostum Tınaz Titiz, 1940-2000 arasındaki savaş gemilerinin dizaynları ve hataları üstüne koskoca bir inceleme kitabı yazmış olan Erbil Serter'le tanıştırdı beni...

Bu tür çalışmalara da gerçekten bayılırım.

Neden bayıldığıma gelince...

Gövdesel kahramanlık koşullanmalarına kilitlenmiş, dogmatik bir ortaçağ militarizmini aştığı; ve modern teknolojilerin, çağdaş bir kurmay akılcılığını nasıl etkilediğini kanıtladığı için..

Bizim savaş tarihimizdeki -tartışma dışı tutulan- büyük felekatlerin nedeni; akılcı bir kurmaylık yerine, komuta kademelerinin "dogmatik" saplantıları olmuştur.

Bunun da en çarpıcı örnekleri, savaş gemileri benzeri, silah teknolojilerindeki değişimlerin analizlerinden çıkar ortaya..

* * *

Erbil Serter, 1940-2000 arasındaki savaş gemileri üstüne yaptığı çalışmalar kitabına nasıl başlıyor biliyor musunuz?

Kitabın "giriş" ve "fihrist"inden önce daha ilk sayfaya koyduğu renkli bir kalyon fotoğrafıyla..

Fotoğraftaki kalyon, yelkenli bir savaş gemisi. 104 top taşıyor. İlk kez çizimini de, yapımını da, 200 yıl önce Fransızlar gerçekleştirmişler.

Gerçekleştirmişlerse ne olmuş, demeyin.

Bakın neler olmuş.

* * *

1853 yılının 30 kasımı. Saat 14 suları.. Kaptan-ı Derya Osman Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Sinop'da demirlemiş yatıyor.

Rus Amiral Pavel Nakhimov komutasında, 6 yelkenli -ayrıca yardımcı buhar makinelerine sahip- savaş kalyonu, Sinop'a dümen kırmış ve Osmanlı donanmasını top ateşine tutmuş.

Bu salvo atışlarda Amiral Nakhimov, ilk kez patlayıcı mermiler kullanıyormuş. O patlayıcı mermileri de bir Fransız binbaşısı icat etmiş, adı Henri Laixhans..

* * *

İlk kez kullanılan patlayıcı mermiler hemen göstermiş etkisini. Bizim donanma, bir gemi hariç, 90 dakikada yanarak batmış. 2960 denizcimiz hayatını yitirmiş. Teknik deyimle, şehit olmuş.

İlk kez kullanılan patlayıcı mermiler yüzünden Osmanlı donanmasının Sinop'da yanarak çarçabuk batması; savaş gemilerinin yapımında, yeni bir teknolojiye yol açmış.

Ağaçtan yapılan tekneler, demir levhalarla kaplanarak zırhlı durumuna sokulmuş. Ve savaş gemisi çizimleri geliştirilmiş.

Kitabına böyle çarpıcı bir örnekle başlayan Erbil Serter, tarihdeki o acı anıyı şu yargıyla bitiriyor:

"18. yüzyıldan itibaren Osmanlı donanmasının tüm yenilgileri, tamamen, teknolojik yenilikleri izleyememiş olmasından ötürüdür.."

* * *

Kutsal tabular ve hamasi dogmalar arasına sıkışıp kalmıştır bizdeki düşünce özgürlüğü...

1969'da Yargıtay Başkanı rahmetli İmran Öktem, Adalet yılını açış konuşmasında Voltaire'den yaptığı bir alıntıyla, "Tanrı'yı da insan yaratmıştır" görüşünün özgürlüğüne deyinmişti.

Kısa bir süre sonra -1 Mayıs 1969- İmran Öktem'i yitirdik. O zamanki "inanç özgürlüğü"nün öncüleri, Öktem'in cenazesinde bela çıkarıp, merhum yargıcın tabutunu devirmeye kalktılar.

Cenazeye gelmiş olan İsmet Paşa, kalabalık arasına sıkıştı. Bir tüm general tabancasını çekerek kurtardı İsmet Paşa'yı...

İsmet Paşa, o anıtsal Türkçe'siyle şöyle demişti:

- Kendi yolumu bir kez açamayacağım, o zamana kadar hep açacağım.

* * *

"Vicdan özgürlüğü," lokanta seçme özgürlüğü türünden kişisel bir özgürlüktür. Ancak siyasal Agora dışı bir özgürlüktür. Çünkü "inanç özgürlüğü" kendi inandığı kutsal tabuları tartışma dışı tutar. Siyasal Agora'ya girdiğinde de, tabu ve dogma tanımayan kuşkucu düşünce özgürlüğüyle çatışır ve onu tutsak almaya kalkar. Oysa düşünce özgürlüğüne göre hiç bir konu tartışma dışı olamaz. Voltaire'in belirttiği gibi Tanrı inancı dahi...

* * *

Hamasi dogmalara gelince... Onlar da daha çok Kışla kökenlidir. "Şanlı tarih" deki kafasızlıkların, düşünce özgürlüğü içinde enine boyuna tartışılmasından, o da hoşlanmaz.

Hamaset coşkularının ekonomik gerçekler açısından ele alınıp incelenmesine; Zigetvar, yahut Haçova seferleriyle, Çanakkale Savaşları'ndaki "rantabilite" hatalarının incelenmesini, o da pek istemez...

* * *

Bir yanda inanç özgürlüğünün "tabu"ları, bir yanda "önce vatan" hamasetinin dogmaları...

Kolay değildir bizimki gibi ortaçağ koşullanmalarından henüz arınamamış toplumlarda "düşünce özgürlüğü"nün ufuklarını genişletmeye kalkmak...

Türkiye'deki bir yazı adamının durumunu; sanırım sağ olsa, en iyi Voltaire anlardı...

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır