
SELAHATTİN DUMAN Kabahat bende değil benden akıl isteyenlerde.. Tarkan'ın "Şıkıdım" şarkısını ilk önce ben dinledim "Eyvah bu oğlan aç kalacak" teşhisi koydum.. Sonra gözümün tutmadıklarından iki kişi daha büyük şöhret oldu.. Hâlâ benden yeni bir Nez bulmamı istiyorlar.. Mehmet Ali aradı İstanbul'dan.. "Bundan böyle Q Jazz Bar'ın Bodrum temsilcisisin.." dedi.. Sevindim.. Hiç itiraz etmem.. Neden derseniz temsilcilik iyi birşeydir.. Büyükelçilik, konsolosluk gibi.. Bir şeyi temsil et de neyi edersen et.. Kendi başına olmaktan evla.. Temsil Çevre Profesörü Orhan Kural hocam şimdilerde böyle bir temsil olayının keyfini sürüyor.. Lütfedip gönderdiği son kitabından öğrendim.. Gana'nın konsolos yardımcısı olmuş.. Önce odasına bir Gana bayrağı asmış.. Sonra gidip kendine kordiplomatik plaka almış.. Yeşil renkte, üzerinde CC yazan plaka.. Sıkıysa bundan sonra yolunu kesip dövün Orhan Hocamı.. Dövmeye döversiniz de.. Türkiye ile Gana arasında savaş çıkarmayı göze alırsanız.. ooo Benim temsilcilik Nez üzerine.. Bohçasını toplayıp kulüpten kaçan Nezihe kızın yazısını yazmıştık geçenlerde.. Bir de dörtlük eklemiştik Cemal Safi'den alma.. Lakin işi Hıncal Uluç'un üzerine yıkmaya niyetli olduğumuzdan "O'nun yazdığı söylenir.." diye bir iftira da atmıştık.. Sazanlık bizim Yavuz Donat'tan geldi.. Telefonla aradı.. O şiir Cemal Safi'nindir diye.. Biliyoruz, bilmemezlikten geliyoruz diye savunduk kendimizi.. Cemal Safi de onu aramış.. Üç de imzalı kitabını göndermiş.. Ben de isterim, diye tutturdum.. Çünkü uzun zamandır Cemal Safi'nin kitaplarını arıyorum, bulamıyorum.. Gönderilme işini de Yavuz Donat'a yıktım.. Neden derseniz Cemal Safi'nin beş lirası elli Amerikan doları değerinde olduğundan şairimize kıyamam.. Yürek ister yürek.. Cemal Safi'yi bilmeyenler için yazıyorum.. Bana göre yaşayan en büyük şairimizdir.. Müthiş şiirleri, taşlamaları vardır.. Borç yüzünden evinin elektriği kesildikten sonra yazıp elektrik idaresine gönderdiği iddia edilen bir şiirini bilirim ki edebiyatta müstehcenliğin şaheseridir.. - "Ey benim evimden ceryanı kesen.." diye başlar.. "Sok ampulleri.." uyağı ile devam eder.. Şiirin son dörtlüğüne elektriğini kesenlerin sülalesinden girip, en son deliklerinden çıkar.. Ankara'da rivayet edilir ki o şiir yüzünden Cemal Safi'den elektrik parasını tahsil etmeye kimsenin yüreği yetmez.. Kusura bakmayın ama o şiiri burada yazamam.. Yazmaya kalksam cumhuriyet savcısı iş edinir.. Cemal Safi'nin "gereği yok.." dediği ampulleri bir yerlerime dizerler.. İşin yoksa elektrik çarpmasın diye popondan yere toprak hattı çektir.. Posta masrafını Yavuz'a yıkmamın sebebi bundandır.. Yavuz Donat'ı da epeydir görmemişim, kendisini Bodrum'a davet ettim.. "Sen takım elbiseni giyersin, ben de şortumu.. Plajda dolaşırız.." dedim.. Gelemezmiş.. - "Hastamız var.." dedi.. Bu Ankaralı köşe yazarları da böyledir.. Politikacılarla akraba ilişkisi sürdürürler.. Ecevitimiz hastayken biri tatile çıksa laf olur.. Temsilcilikten girip yazının peşrevine.. Mehmet Ali'nin teklif ettiği Nez temsilciliği.. O ismin yasal hakları ve patenti kendisinde ya! Şimdi yeni bir Nez arıyor İstanbul seçkinlerine göstermek için.. ooo Benim bütün yapacağım, bu işe uygun kızlar karşıma çıkarsa teklif yapmakmış.. Zaten işin heveslisi de çokmuş.. Kızlar böyle bir görevim olduğunu duyarlarsa kendileri gelirmiş.. Çok da anlarım bu işlerden.. Zaten anladığımız için Mehmet Ali ile bir olup krizin ortasında Comedy Club'ı kurduk.. Eşimiz dostumuz yolumuza çıktı.. - "Manyak mısınız? Bu kriz ortasında böyle yatırım yapılır mı?" diye uyarmaya kalktı.. Her seferinde "Çocuk musun Yüzbaşım?" diyen hizmet eri güveni ile dudak büktüm.. Siz anlamıyorsunuz, dedim.. Dünyanın neresinde bir ekonomik kriz çıksa komedi olayı patlar.. Nazi Almanyası öncesi Hitler iktidara gelirken de böyle olmuştu.. 1929 Amerika krizinde de.. Maksat gülmekti.. Zaman beni haklı çıkardı.. Daha doğrusu sonsuz zaman diliminin kısacık iki haftası bana yetti.. Bizim krizden de muhteşem bir komedi çıkardık.. Koca kulübü iki haftada batırdık.. Elalem halimize şeyiyle güldü.. Üstelik bir kulübü ağzına kadar müşteri doluyken batıran ilk sersemler biziz.. O kriz günlerinde elalem müşterisizlikten batıyordu, biz müşteri çokluğundan battık.. Niye öyle oldu derseniz yüz tane sebep sayabilirim.. Birincisi özene bezene seçtiğimiz garsonların bizden beter olmasıydı.. Bira içen masanın hesabı şampanya açtıran masaya gidiyordu.. İtiraz eden olmuyordu.. Ancak bira içerken şampanya hesabıyla karşılaşanlarda biraz sorun yaşanıyordu.. Bir de hesap ödendikten sonra verilen bahşişi, müşterilerin arasından geçip sahneye çıkan yolun üzerinde sayma huyları vardı.. Bir iki garson saysa neyse de bütün garsonlar hesaba üşüşüyordu.. Haberleri olsa mutfaktaki aşçı ile yamakları da koşup gelecek.. Sanatçılardan bir tanesi dahi, yol üzerinde biriken garson barajını aşıp vaktinde sahneye çıkamadı.. Daha sebep sayayım mı? ooo Bereket ortaklığımın mali sorumluluğu yoktu.. Bana sadece yüksek fikirlerimden dolayı pay vereceklerdi.. Sanata dair yüksek fikirlerimi nedense bir türlü paraya çeviremedim.. Talat'ın kahvesine takıldığımız dönemde gariban bir oğlan gelir, bahçede saz çalıp şarkı söylerdi.. Biz de içerden "Yaa kes kardeşim şunu.." diye bağırırdık.. Ortak fikrimiz, oğlanın şarkıya türküye hiçbir kabiliyeti olmadığıydı.. Özellikle de ben, karnını doyurmak istiyorsa sazdı neyimdi çalmayı bırakıp doğru dürüst iş aramasını telkin ederdim.. Oğlan da ses çıkarmadan dinlerdi.. O sessiz çocuk sonradan Ahmet Kaya oldu.. Ünlü Burhan Çaçan da isimsiz günlerinde bizim kahveye takılıp, benden geçer not alamayanlardandır.. Şimdi Nez olayına da böyle bir birikimle giriyorum.. Bakalım temsilciliğin hakkını verirken kimleri ıskalayacağız.. |