kapat

05.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
M. NURİ YILMAZ


Türk dünyası ve dini bütünleşme

Tarihin en eski milletlerinden biri olan Türkler, köklü ve zengin bir tarihi mirasa sahiptir. Yüzyıllar boyunca İslâm'ın bayraktarlığını ve İslâm toplumunun koruyuculuğunu yapan milletimiz, bugün de İslâm dünyası ve diğer dünya toplumları arasında önemli bir konuma sahiptir.

Millet olarak on asırdan fazla bir süredir mensubu olmakla iftihar ettiğimiz İslâm Dini; Yüce Yaratıcı'nın son Peygamber Hz. Muhammed (a.s.) aracılığı ile insanlığa bildirdiği son ilahi dinin ismidir. Hz. Peygamber'e vahyedilen ve onun hayatında örnek uygulamasını gördüğümüz, özü; bilgi, hikmet, adalet, hak, hukuk ve mutluluk olan ve zamanımıza kadar tevatüren, hiç değiştirilmeden intikal eden Kur'an-ı Kerim de son ilahi kutsal kitaptır.

İnsan fıtratına ve ilmi hakikatlere uygun evrensel bir mesaj olan İslam Dini, yayıldığı ülke ve kıtalarda bilgi, adalet ve tabiiliği öne çıkaran, hukuk ve adalet uygarlığı şeklinde tezahür eden bir medeniyet kurmuştur.

Onuncu asırdan itibaren büyük kitleler ve topluluklar halinde İslâmiyet'e giren Türk kavim ve boyları, İslam toplumlarının en zinde ve dinamik gücü olarak İslâm dünyasında kendilerini kabul ettirmişlerdir. Abbasi Devleti'nde önemli mevki ve görevlere getirilen Türk yöneticiler ve komutanlar, baş gösteren yerel isyanlara ve İslâm'ı referans kabul ettiğini iddia etmekle birlikte, İslâm'ın ruhuna aykırı olan akımlara karşı dinin özünün savunulmasında önemli hizmetler ifa etmişlerdir.

Malazgirt zaferinden sonra Anadolu'nun kapılarının Türkler'e ve İslâm'a açılması üzerine, Orta Asya'dan kopup gelen gezici dervişlerin ve tasavvuf önderlerinin hizmet ve gayretleriyle Anadolu'nun, Müslüman-Türk yurdu haline gelmesi gerçekleştirilmiştir. Ahmet Yesevi'nin öğrencileri ve Horosan Erenleri'nin himmetleriyle gerçekleşen bu başarının yerleşip kökleşmesinde, Yunus Emre, Mevlâna, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli gibi erenlerin ve gönül erlerinin rolü büyüktür. Osmanlı Türkleri'nin Balkanlar'a geçişinden itibaren, aynı nosyonu üstlenen Sarı Saltuk gibi Türk erenlerinin hizmetleri sayesinde bu bölgelerde Türk-İslâm Medeniyeti'nin temelleri atılmıştır. Halen Bosna'da, Makedonya'da, Batı Trakya'da ve Bulgaristan'da bu medeniyetin canlı örneklerinin varlığını devam ettirdiği bir vakıadır.

Yaklaşık 70 yıl boyunca, dinin afyon olarak gösterilmeye çalışıldığı baskı rejiminden henüz bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri ve Türk topluluklarına hizmet elini uzatmak dini ve milli bir vazifemizdir. Bu konuda; devletimizin ve Cumhuriyetimiz'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün engin dehasıyla belirttiği şu veciz dikkat çekicidir: "Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek demek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz."

Asrımızda, milyonlarca insanın kan ve gözyaşı sonucu çizilen coğrafi sınırlar; kısaca medya dediğimiz basın ve yayın organları vasıtasıyla çeşitli kültürlerin ve alışkanlıkların evlerimize kadar girmesiyle birlikte, yüzyılın son çeyreğinden itibaren haritalar üzerinde kalmış bulunmaktadır. Pozitivist ve maddeci anlayışın kendilerine kan ve gözyaşından başka bir şey vermediğini gören insanlık; 21. yüzyıla girdiğimiz şu günlerde dine olan ciddi yönelişlerin sonucu, aklı selim sahibi düşünürler bu asrın dinler çağı olacağı üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Bu yeni oluşumda, geçmişi şan ve şerefle dolu, beşbin yıllık köklü bir tarihe sahip olan aziz milletimize önemli görevler düşmektedir.

Bu itibarla; İslâm medeniyetini, Anadolu'dan, Balkanlar'a, Orta Asya'ya, Ortadoğu'ya, İslâm Dünyası'na ve bütün insanlığa, dinamik ve aksiyoner bir ruh ve kültür hamlesiyle sunmak, asırlarca İslam'ın önderliğini yapmış olan Türk milleti tarafından gerçekleştirilmelidir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır