kapat

05.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Ölüm de ölsün!

Çılgınlık tırmanıyor; tam bir ölme ve öldürme fetişizmine kayıyoruz.

Ölümün bu kadar yüceltildiği, kutsandığı bir ortamda şiddet tırmanıyor.

Günlük haberlerde, öldürülmüş, parçalanmış, boğulmuş, yanmış, trafik kazalarında kolu bacağı kopmuş bedenlerden geçilmiyor.

Toplumumuz ölümle içli dışlı, daha doğrusu yüz göz oldu.

Şişli'deki patlama bunun son örneklerinden birisi.

***

Ölme ve öldürme eylemini yücelten ortam, bizim içinde yaşadığımız duygusal ve düşünsel iklimdir ki buna kültür deniliyor.

Ne yazık ki kültürümüz, insan canına hiç değer vermiyor ama ölümü yüceltiyor.

Birçok halk türküsünde "Çıkayım dağlar başına kurt yesin beni!" nakaratı yer alır.

Böyle bir dizeyi dünya dillerine çevirdiğiniz zaman ortaya çıkacak rezaleti düşünebiliyor musunuz?

Hangi sağlıklı, aklı başında toplum "Beni kurtlar parçalasın!" diye türkü söyler?

Hangi aşk türküsünde "Ey kadın, eline bir bıçak al da beni delik deşik et!" anlamındaki sözlere yer verilir? (Al hançeri kadınım, vur ben öleyim!)

Bu mazohist türkülerin sözleri, şehir alt kültürlerinde derhal "Ben doğarken ölmüşüm!"e tercüme ediliyor.

Aşk şarkılarımız bile tuhaf: Uyumlu ezgiler ve yumuşak seslerle sevgilinin ne kadar çok sevildiğini anlatmak yerine, insanlar canhıraş çığlıklarla "Toprak alsın muradımı!" "Seni kimseye yar etmem!" gibi beddualar ve tehditler haykırıyorlar: Hem de anırır gibi sesler çıkarark.

Futbol maçlarında, konserlerde "Ölmeye geldik!" diye gırtlak paralanan bir ülkede yaşıyoruz.

Bu slogan, ideolojik kamplaşmalar içinde kimi zaman "Kanımız aksa da zafer İslam'ın!" a ya da "Ölüm hoş geldi, safa geldi!"ye kolayca dönüşebiliyor.

Hepsinin temelinde ölmeyi ve öldürmeyi kutsama var.

Trafik kazalarında ölüm, cezaevi operasyonlarında ölüm, karakolda ölüm, ölüm oruçlarında ölüm, Güneydoğu'da ölüm...Toplum durmadan bunları konuşuyor.

Dünkü yazıda anlattığımız gibi "insanı her türlü değerin ölçüsü olarak gören" felsefenin yeşerdiği topraklar, 21'inci yüzyılda kanla sulanıyor.

Çünkü insan canına değer verilmiyor.

***

Taksim'deki yılbaşı protestolarından canlı bombalara uzanan trajik gelişmeleri, ekonomik durumdan soyutlamanın imkanı yok.

Dünkü Radikal'de Tuncay Özkan çarpıcı bir yazıyla tabloyu ortaya çıkarıveriyordu: Bayram günlerinde ziyaret ettiği Sarıgazi'deki yoksul, umutsuz, acılaşmış kitleyi anlatıyor ve Etiler'den 15 kilometre uzaklıkta gözlemlediği büyük sefalet manzarasını betimleyerek sorunun kaynağına iniyordu.

Gelir dağılımındaki büyük adaletsizlik ve kültürümüze damgasını vuran ölümseverlik aşılamadan, daha cok acı çekeceğe benzeriz.

Bu kan banyosundan kurtulabilmek için ölümü değil yaşamı yüceltmemiz gerekiyor.

Bırakın insanlar değil, ölüm düşüncesi yokolsun!

Ölüm de ölsün!

Hep birlikte yaşamı yüceltelim.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır