


Türkiye Kadın Profili
Efes Pilsen, 2000 yılında "Taylor Nelson Sofres Piar" araştırma grubuna yaptırttığı, "Türkiye Kadın Profili Araştırması"nı, Aralık ayında aynı isimli, harika karikatürlerin yeraldığı bir kitapla açıkladı.
İsmail Gülgeç'in karikatürleri başlı başına bir olay.
Araştırmanın sonuçları bir başka olay.
Kadınların yüzde 67'si eşiyle daha arkadaşça bir ilişkisi olmasını arzuluyor.
Erkeklerin yüzde 48'i kızınca karısına vuruyor.
Kadınların yüzde 44'ü büyüye, yüzde 81.2'si nazara inanıyor.
Yüzde 32.3'ü "Herşey kadere bağlıdır" diyor.
Sadece yüzde 0.9'u tiyatroya, yüzde 1.7'si sinemaya gidiyor.
Kadınların yüzde 94.8'i hiç yurtdışına çıkmamış.
Yüzde 90.9'unun ehliyeti ve arabası yok.
Yüzde 42.6'sı halâ hiç tanışmadan, görücü usulüyle evleniyor.
Okudukları dergi türünde liste başında "magazin" geliyor, en fazla içtikleri içki ise bira..
21. Yüzyıl'da Türkiye'de birçok şeyin değişeceğini, kadınların da daha mutlu, daha çağdaş bir yaşama sahip olacağını bekliyorduk. Ama işte 2000 yılında Türk kadınını anlatan tablo.
Onlarla ilgili yasaların çıkarılması sürekli erteleniyor.
Onların siyasi yaşamda yeralması ve gelişmesi sürekli engelleniyor.
Türk kadını bundan 70 yıl önceki yerinde duruyor.
Yarısı kocasından dayak yiyerek, dörtte üçü kocasıyla daha insanca bir ilişki arzulayarak..
Erkekler kasıtlı olarak kadının gelişmesini sağlayacak noktalara engeller dikiyorlar ki 'hayat arkadaşı' ilişkisi yerine 'köle-efendi' ilişkisi sunduklarında itirazla karşılaşmasınlar.
Buna rağmen Efes Pilsen'in araştırmasındaki en çarpıcı sonuçlardan biri kadınların "eş modeli"nden hoşnutsuzluğu. Konuşmayan, sevgi göstermeyen, ortak yaşamı sadece aileyi geçindirmek sanan ve kendilerini, evli oldukları halde yalnız bir yaşama iten eşlerinin tavrından hoşnut değil kadınlar!
Aslına bakarsanız bu rakam Türkiye'deki ailelerin dörtte üçünde kadınların mutsuz olduğunu açıkça gösteriyor.
Demek ki erkeklerin çoğunluğu eş olarak başarısız. Efes Pilsen'in Türkiye Kadın Profili kitabındaki araştırması, ortaya koyduğu sonuçlarla bu bakımdan son derece yararlı..
2001 yılında Türk erkeklerinin evlilik ve sevgi tariflerini bir kez daha gözden geçirmeleri iyi olacak!.
İkinci Bahar
Türkiyemiz'de hep güzel şeyler çabucak biter ve kötü olaylar kâbus gibi üzerimize yapışıp kalır ya, yeni yılda da bu alışılmış durum devam ediyor. Sevgili Türkan Şoray'la birbirimizin Bayramı'nı ve yeni yılını kutladığımız telefon konuşmasında ona "Herkes üzülerek aynı soruyu soruyor, İkinci Bahar'ı neden bitiriyorsunuz?" diye sordum.
Türkan Şoray da nedenini tam olarak anlayamadığını, başlangıçta kısa bir dizi olarak düşünüldüğü için "metin yazarlarının konu bulmakta zorlandığı" gibi bir neden ileri sürüldüğünü söyledi.
Bu mümkün mü? Türkiye gibi her anında yüzlerce olay, yüzlerce şaşırtıcı yaşam gerçeği bulunan bir ülkede TV dizisi için konu sıkıntısı çekilebilir mi?
Cevap; tabii ki hayır.
Türkan Hanım'a kendi düşüncemi, rating rekoru kıran İkinci Bahar'ın bu bitişi arkasında bir transfer olayı bulunabileceğini söyledim. İlk akla gelen neden bu! Eğer konu transfer ise Türkan Hanım'ın bundan ekstra bir kazancı olmayacak ama aralarında Şener Şen'in de bulunduğu yapımcıların olacak. İzleyicinin beğenisi hemen anında daha büyük kazançlar için kullanılacak.
Gerçek nedeni herhalde kısa süre içinde göreceğiz, bekleyelim bakalım!
Fındıkkıran!
Rus Bolshoy Bale Grubu sanatçılarının rol alacağı, Tchaikovsky'nin ünlü Fındıkkıran Balesi Türkiye'de! Sanatseverler Ocak ayı içinde farklı kuruluşların organizasyonlarında Bolshoy'u ve "Rus Devlet Sanatçıları"nı izleyebilecekler.
Örneğin; Türk Kalp Vakfı'nın 18 Ocak Perşembe akşamı AKM'de yapacağı gala gecesinde 3 devlet sanatçısının emeği var:
Koreograf ve baleyi sahneye koyan Prof. Yuri Grigorovich, orkestra şefi Alexander Lavrenyuk, dekor ve kostüm Simon Virsaladze. Bu özel gösteriyi kaçırmak istemeyenlere, aynı zamanda Türk Kalp Vakfı'na da gelir sağlamış olacaklarını hatırlatmak istiyorum.
Bilgi için telefon: (0212) 212 07 07 - Nuri Nisa Parmaksız..
Gazeteciler tatilde çalıştılar!
2001'in ilk haftasında 2001 tane yeni sorunla karşı karşıya olduğumuzun bilincindeyim ama bugün 2000'den kalan birkaç konudan sözedeceğim.
Ramazan Bayramı'ndan önce yazdığım "Gazeteciler karoshi yapıyor" başlıklı yazımda isteyen herkesin 10 günlük tatile çıkabileceğini, gazetecilerin ise sizlere taze haber yetiştirebilmek için bayram, yılbaşı demeden çalıştığını söylemiştim.
Hıncal Uluç hemen ertesi gün "Bayramda gazetelerde nöbetçiler kalır sadece. Gerisi bal gibi bayram yapar" diyerek yalanladı (!) sözlerimi.. Bayram Gazetesi çıkmasına da itirazlarını belirterek.
Oysa gazetecilerin çoğu 10 günlük tatilde benim dediğim gibi, çalıştılar. Hem de öyle nöbetle filan değil, hemen hemen ful kadro gazeteye giderek. Köşe yazılarını yazarak, haber yetiştirmeye çalışarak. Zaten "gazete çıkıyor" dediğiniz anda "Yazı İşleri", "Haber Merkezi" ve "köşe yazarları" çalışıyor demektir.
Tufan Türenç'in 1 Ocak Pazartesi günkü yazısında belirttiği gibi vitrindeki bazı yazarlar daha rahat olabilir, istediklerinde tatil yapabilir, yazılarını önceden yazıp bırakabilirler ama çoğu bunu yapmamayı tercih ediyor. "Madem ki gazete çıkacak, yine en iyi şartlarda çıkmalı" diyorlar.
Bayram Gazetesi çıkmalı mı, çıkmamalı mı tartışmasına girmeyeceğim ama çıkmadığı sürece, böyle düşünen gazetecilerin aralıksız çalışmasıyla gazetelerin her zamanki tazeliğinde hazırlanması küçümsenecek, "neden tatil yapmıyorlarmış ki, onlar da nöbetleşe çalışıyorlar" denecek bir özveri olmadığı gibi, gazeteciler askerliklerini yapıyor da değilller (asker-polis benzetmesi üzerine..)
Yanlış anlaşılmasın bu durumdan şikayetçi değiliz, mesleğini seven gazeteci onun getirdiği zorluklara da severek katlanır. Bununla birlikte 'Bayram Gazetesi' tartışmalarının basında yoğunluk kazandığı uzun bir tatilin ertesinde, öncelikle okurun "doğru bilgi alma hakkı" açısından konunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Tatilde ve sonrasında basında meslekle ilgili bir başka tartışma, sadece skandallarla ünlenen mankenlere röportaj yaptırılmasıyla ilgiliydi. Toplumun, yazılı ve görsel basındaki ve hatta şarkılardaki yozlaşmanın ülke çapında bir yozlaşmaya neden olduğu konusundaki itirazlarına rağmen, israrla bu konuda gazete ve dergilerde yeni girişimlerin başlamasına yazarlar tepki gösterdiler.
Çok haklı bir tepki olduğunu söylemeye gerek bile yok. Basın çok özel bir çalışma alanıdır. Gazetecilik bir misyon mesleğidir. Gazetecilerin, yazarların işi toplumu bilgilendirmek, aydınlatmaktır. Bunun için de ilk şart önce kendilerinin bilgili ve aydın olmalarıdır. Güzel olmak, podyumlarda çırılçıplak salınmak ve gazetelere sürmanşet skandal haberlerle çıkmak -kısa bir süre için bile- böylesi özel bir mesleği yapma nedeni olmamalıdır. TV'lerden sonra yazılı basının da aynı kafayla yozlaştırılmasına gözyumulamaz.
Basının sadece Bayram Gazetesi'ni değil bu konuyu da etraflıca tartışması gerekiyor.