kapat

05.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Gazetemi istiyorum!..

İki mektup aldım.. Bayramda kendi gazetemi istiyorum ya..

Biri Sevgili Ağabeyim Öcal'dan.. Özel yazmış..

Öteki sevgili (Bu lafın gelişi bir laf değildir) kardeşim Engin Ardıç'tan..

Ağabeyim iflah olmaz romantiklerden.. Eski güzel günlerin, kaybolan değerlerin geri geleceğine inanıyor..

Çocukluğumuzda, okumak için savaştığımız o dünya güzeli Bayram Gazetelerinin yeniden kapılarımıza bırakılabileceğini düşünüyor..

"İyi Bayram gazetesi iste" diyor..

İstemekle olsa.. Keşke olsa..

Bayram gazeteleri gazete olmaktan çıktığı için, Sabah Bayram günleri de çıkma kararı verince halkın desteğini arkasında buldu.

Haftalarca önceden hazırlanmış naftalinli, beş para etmez yazılar, sütunlar dolusu günün Cumhurbaşkanı, Başbakan, Muhalefet Lideri, Parti liderlerinin afyonları.. Gerisi ilan reklam..

Gazeteler reklamları artık çok modern reklam servisleri ile topluyorlar. Bayram gazetesinin böyle bir servisi de yok. Firmalar, satılmayan ve okunmayan bayram gazetesine reklam vermek istemiyorlar.. Bu yüzden reklamlar "Gazeteci" sıfatı taşıyan insanları adeta dilenci durumuna düşürerek, ona buna telefon, onun bunun ayağına gidip rica minnet toplanıyor.. Orası ayrı bir acı, ayrı bir utanç..

Ve daha güneş tepede iken rotatif dönmeye başladığı için, o zamanlar gündüz oynanan Fener-Galatasaray maçının sonucunu dahi yazmayacak kadar haberden uzak bir ceride "Gazete" diye çıkıyor. Başka hiçbir gazete olmadığı için, bir miktar insan lanet ederek bu cerideyi alıyor.. Yılda 5 gün insanlar gazetesiz bırakılıyorlar..

Bağdat Caddesi geri gelir mi, Öcal Ağabeyim.. Fenerbahçe, Caddebostan, Moda plajları.. Haliç geri gelir mi?.. Köprüde yediğimiz poğaça ayran geri gelir mi?..

Çocukluğumuzun Bayramları geri gelir mi ki, Bayram Gazetesi gelsin..

Onlar bitti artık.. Bitti..

Yılda beş gün insanları gazetesiz bırakma, insanları gazeteden başka herşeye benzeyen tek cerideye mahkum etme devri de bitti.

Cemiyetlerin elini kolunu bağlayan mı var?.. Çıkarsınlar Bayram Gazetelerini.. Ötekilerin yanına koysunlar.. Görelim farkı.. İlle de görmemiz gerekiyorsa..

Cemiyet dedim de ağabey.. Cemiyet dedim de..

Bir zamanlar bu ülkede ihtilal lideri paşalar, ilk iş Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanına koşarlardı.. Başkan konuştu mu, haberi geçin, gündem olurdu.. Bugün Cemiyet Başkanının her gazeteye faksladığı açıklamaları, tüm gazeteciler adına yayınladığı bildirileri, başkanın kendi çalıştığı gazete tek sütun haber yapmıyor..

Geçenlerde cemiyetin bir paneline gittim. Ödül töreni de vardı.. Kuzen Ahmet Taner Kışlalı'ya verilen ödülü, onun adına almaya..

Biz sahnedekiler, salondakilerden iki misli kalabalıktık.. Cemiyet, hem de Sedat Simavi gibi bir meslek kurucusu adına ödül dağıtıyor, gazeteler haber bile yapmıyor ağabey.. Hangi cemiyet?..

Bunlara ben üzülmüyor muyum sanıyorsun?.. Eski güzel günleri özlemiyor muyum?..

Ama geçti ağabey.. O günler geçti.. Geri gelmez..

Ben gerçekçiyim..

Nasıl radyomu istiyorsam, nasıl televizyonumu istiyorsam, gazetemi de istiyorum..

İsteyen Bayram gazetesi çıkarır. İsteyen bayramda çıkmaz.. Ama herkesi yasaklamak, "Sen çıkma, yanlız ben çıkayım" demek, artık demokrat kafama da uymuyor.

Engin'in "Açık Mektubu"na yanıt da yarın..

Ben bu filmi çok sevdim!..
Balalayka.. Eşkiya'dan bu yana gördüğüm en güzel Türk filmi.. Dünya için sıradan, bizim için güncel bir konuya dayanıyor öykü..

Türk beyaz kadın mafyasına Nataşa temin eden bir Rus kızı ile işbirlikçisi Türk şöför, kısa yoldan kolay "Dolar" kazanmak peşindeki Rus kızlarını Batum'dan külüstür bir otobüse bindirip Türkiye'ye getirirler..

Otobüse bir tesadüf üç de, çok farklı yapı ve karakterde Türk kardeş binerler. Babalarının bir yakın arkadaşı var. Batum'da ölmüş, gömülmüş, ama vasiyet etmiş, İstanbul'da sonsuzu beklemek istiyor. Üç kardeş bu vasiyeti yerine getirmek için, Batum'daki mezarda ne kaldı ise onları bir tabuta yüklemiş, bu otobüse gelmişler.. Muavin ve serüvenperest bir yaşlı Kore gazisi, yolcuları tamamlıyor..

Hikaye, bir yandan bu kızların kendi dramları, bir yandan otobüsteki erkeklerle ilişkileri ve kendilerini bekleyen mafya ve beyaz kadın ticareti ile sürüp gidiyor..

Güzellik nerde biliyor musunuz?..

Ali Özgentürk hiç kafa ütülemeden, hiç zorlamadan çok yalın anlatıyor öyküyü.. Güzellik bu yalınlıkta..

Şurup gibi akıp gidiyor film, iki arıza dışında..

Biri teknik.. İki ayrı sahne kurguda bir araya gelirken, niye sade Türk filmlerinde üzeri çizilmiş kapkara kareler araya girer ve perdede sarı siyah o anlamsız görüntü oluşur da insanı filmden koparır?.. Bizde montaj nasıl yapılır bilen mi yok?.. Yoksa bu kopya hatası mı?.. O zaman Amerikan filmlerinde niye yok?.. Kaç kez karardı perde sayamadım.

İkincisi, otobüs durduğunda ikinci yarıda film de durur gibi oldu.. Arkadan itmek gerekti, yeniden yürüsün diye.. Niye düştü tempo aniden o kadar?..

"Ticari" damgası yerim diye mi korkmuş Ali Özgentürk bilmem.. Konu ve senaryo çok uygunken, filme hem de nasıl kolay yerleşebilecek erotik sahneleri de, 40 yıl evvelin sineması gibi, daha başlarken bitirip, gerisini hayale bırakmış. Günümüz sineması ve sinema sanatı çok daha cesur, çok daha gerçekçi oysa.. Seyirci sayısını da arttırdı, herhalde.. Çünkü Nataşaları oynayan Rus kızları gerçekten çarpıcı fiziklere sahipler..

Bu filme başlamak üzere iken kaybettiğimiz Kemal Sunal'ı, Balalayka'da hiçbir yere yerleştiremedim. Sunal ölünce, Özgentürk başka bir film çevirmeye karar vermiş olmalı..

Filmdeki herkes çok iyi oynuyor.. Herkesin çok iyi sanatçı olması mantıken mümkün değil. O zaman ortaya Ali Özgentürk'ün oyuncu yönetimi ve her tipe hakkını vermesi çıkıyor.. Bu konuda da hem de nasıl başarılı..

Uğur Yücel'e bayıldım.. Bir tip ancak böyle çizilir.. Oyunculuğu bırakıp kamera arkasına geçecekmiş.. Yazık..

Cem Davran harika.. Sinemada da harika, tiyatroda da, dizilerde de.. Davran, niye bu ülkede olması gereken yerde değil, anlamak mümkün değil..

Ercan Yazgan'ın şöför tiplemesi müthiş..

Rus kızlarının hepsi dolu dolu oynuyorlar.. Belli hepsi bu işin eğitimini almışlar..

Balalayka, yeni yılın ilk ayında, ilk sinema tercihiniz olacak kadar güzel bir film..

Cumartesi Sabah!..
Cumartesileri Sabah okumak büyük bir keyif oldu benim için.. Daha doğrusu Cumartesi Sabah'ı okumak..

Bir defa Atilla Dorsay'a ve sinemaya bir kocaman sayfa.. Nasıl keyifle, lezzetle okuyorum.. Çeviriyorum, bir başka yazı ustası, kültür adamı Refik Durbaş. Kitap sayfası.. Enfes.. Bir eksik, kolay okunan, best seller denen türe uzak gibi duran tavrıydı. Bu hafta baktım, onları da sayfaya almış..

Bir tam sayfa Erol Akyavaş'a ayrılmış.. Resme.. Ama nasıl güzel yazılmış, Buket Aşçı'nın yazısı Kültürü ve sanatı, herkesin okuyacağı dille ve meraklılıkta sunan Cumartesi Sabah'ın bir "Kocaman" eksiği kaldı bence.. Bir sayfa da Tiyatro istiyorum.. Eleştirisi, haberi, röportajı, magazini ile tiyatro.. Bu konu o kadar zengin ki..

Durmuş'un davaları!..
Sağlık Bakanı Osman Durmuş beni mahkemeye vermiş. Gittim ifade verdim ki, Takvim, yazı değil, haber yüzünden mahkemede.. Davacı gene durmuş.. Arkası sökün etti.. Köşe yazılarında okudukça anlıyorum ki, Çetin Altan'dan, Fatih Altaylı'ya, Arda Uskan'a, kim Osman Durmuş demişse, hakkında dava açılmış..

Adnan Hocacıların taktiği.. Bıktırmak, usandırmak, yazdırmamak için herkesi mahkemeye verirlerdi.

Şimdi benim merak ettiğim şu..
Osman Durmuş, kaç gazete, kaç yazar, kaç gazeteciyi mahkemeye verdi?. Bu davaları, Durmuş'un kendi parası ile özel avukatı mı açıp takip ediyor, yoksa, medya üzerinde dehşet ve terör havası estirmek, sansür unsuru oluşturmak üzere açılan bu davaları, devletin avukatları, devletin zamanı içinde ve devletin, yani benim vergilerimin parası ile mi izliyorlar?.

Bakan Durmuş bu soruya "Ben sordum" diye yanıt vermeyebilir. Ama bir meslekdaş milletvekili, mesela Ahmet Tan, mesleğine yönelik bu baskıyı soru haline getirir ve Meclis başkanlığına sunarsa, o zaman gerçeği öğrenmemiz mümkün olabilir.

Sevgili Ahmet,
Bu soruları yazılı, sorar mısın?.

Kaç hakaret davası, nasıl açılıyor ve izleniyor?.

Bir merakım daha var, ama ona soru gerekmez..

Bu kadar gazete ve gazetecinin hepsi eğer gerçekten hakaret ediyorsa, niye sadece Osman Durmuş'a hakaret ediyorlardır, dersiniz?.

TEBESSÜM
Temel'in kaynanası kaybolmuş, ilan vermiş: Üstte fotoğraf, altta yazı "Bu kadını görenler, görmezden gelsin"..

SEVDİĞİM LAFLAR
Her zaman doğruyu söyle; ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın.

Mark Twain

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır