Vur kaç değil... Yaz bırak da değil... Ajitasyon yap, ruhun kibirle kabarsın da değil... Gerçek ve çözüm ne? Asıl olan gerçeği ve çözümü bulmak.. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı Zekeriya Temizel, beni aradı ve "Kokuşmuşluğu ve pörsümüşlüğü örten sosyetik terzi değilim. Yasalara inanan bir terziyim. Bunu böyle bilesin..." dedi. "Terzi elin kırılsın... Makasın bükülsün... İğnen çatlasın... Dikersin, allı-pullu, cilalı, pahalı giysileri ve saklarsın o alımlı giyisiler altında içi kokan, memeleri pörsüyen, bacakları bacak, kolları kol olmaktan çıkan sosyetik bedenleri. Aynen sosyetik terziler gibi... Temizel sosyetik bir terzi mi? Temizel, temizleyici mi, halk öğrenmesin diye gerçekler üzerine örtü serici mi?" diye sorgulama yazısı yazmıştım ya....
Sabancı isim vermemişti.
20 banka daha var...
Hepsi batık demişti...
Sabancı yalan mı söylemişti?
Vur kaç yapmayalım...
Zekeriya Temizel'e "Siz açıklıktan, şeffaflıktan, halkın her türlü bilgiyi almasından yana mısınız?" diye sorduk. "Kesinlikle öyleyiz. Bizim kuruluşumuzun yerine getirmesi gereken görevleri arasında bütün insanların doğru, açık, net olarak bilgilendirilmesi de var" dedi.
Peki o zaman...
Yaz bırak yapmayalım.
Temizel'e; "Fondaki 8 bankaya talip olan 18 kuruluştan 4"ünü elediniz. Bu 4 firma banka satın alacak çapta, kapasitede değil diye karar verdiniz. Ama bu 4 firmanın ismini halka açıklamadınız" diye bir hatırlatma yaptık ve "Bu nasıl açıklık?" diye soralım dedik:
Temizel; "Onlar açıklanmaz"
Niçin?
"Çünkü özel bilgi..."
"Peki Ziraat ve Halk Bankası'nın 20 milyar dolara ulaşan görev zararı da mı özel bilgi? 20 milyar doların anatomisi nedir? Nereden doğmuştur bu zarar? Burada da hortumlama, para çalma mı vardır? Bu 20 milyar doların anatomisini halka açıklayabilir misiniz?"
Temizel; "Ben açıklayamam!"
Niçin?
"Çünkü ben sır saklama kurumuyum. Ama sen gazeteci olarak bunu bulup, yazabilirisin. Bunu yazdın diye seni Savcıya şikayet etmeyiz. Üstelik çok da mutlu oluruz."
Vur kaç değil...
Yaz bırak da değil...
Anatomiyi görelim...
Parmak izi nerede
Daha çok sorgulama... Daha yoğun sergileme... Daha titiz arayıp bulma..
Daha fazla kirlenmemiş bilgi...
Hani bir "Pınar Selek olayı..." vardı. Ne oldu? Kız, sütten çıkmış ak kaşık değil, PKK'ya yardım yapmış, yataklık yapmış ama Mısır Çarşısı'na bomba koymamış. Çünkü Mısır Çarşısı, bombadan değil tüpgazdan patlamış. Ama Pınar Selek'i "bomba koyanlardan biri diye..." idamdan yargılamaya almışlar. Patlama olunca o dönem görevde olan polis amirleri olur olmaz demeçler vermiş, "elimizde parmak izi var..." türünden iddialı laflar etmişler. Ancak bomba uzmanı 8 polis ise "Bu bomba değil. Çünkü bomba çukur açar. Çukur yok. Bu tüp patlaması olabilir" demiş.
Bomba uzmanı polisin bu raporunu kimse ciddiye almamış.
Acaba niçin ciddiye almadı?
Savcı olay yerinde...
Hakim olay mahallinde...
Keşif niçin yapmadı? Doğru dürüst bilirkişi araması niçin yapılmadı? Pınar Selek'in "bombacı..." diye suçlanması sadece polisin hatası değil. Asıl sorumlu iddianameyi hazırlayan savcı ve hakimler değil mi?
Bunun bedeli olmayacak mı?
Yeni bombalar patlayacak...
Yeni kızlar bulacaklar...
Rapor düzenleyecekler...
"İşte bombacı kız..." diye basına haber yazdıracaklar, kızı idamdan yargılayacaklar sonra da "patlayan bomba değilmiş..." diye kızı salıverecekler. Bu hep böyle mi gidecek?
Daha çok sorgulama....
Takipçisi olalım...
Yarın "işte bombacı..." diye haberi yazılan sizin kızınız olabilir. Ve siz Pınar'ın babası gibi avukat olmayabilirsiniz, kızınızı savunacak 103 avukat bulamayabilirsiniz.