kapat

05.01.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Nokia
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Bayramda "gazeteler çıksın" diyen yazarlar gelip otursunlar

Bayramda gazete konusu tekrar alevlendi. Bazı köşe yazarlarının başlattığı kampanya giderek büyüyor. Hatta pekçok gazeteci önümüzdeki Kurban Bayramı'nda gazetelerin yayınlanmayacağını, yine eskisi gibi Gazeteciler Cemiyeti'nin hazırlayacağı gazetenin dağıtılacağını söylüyorlar. Bu konuda kesin bir karara varıldı mı, henüz bilemiyorum, ancak Yeni Binyıl Gazetesi önceki gün aralarında benim de bulunduğum bazı yazarlara konuyu sordu. Bu nedenle ben de konuya biraz girmek istiyorum.

Yazara sormayın
Bir kere bir yanlışlık yapılıyor, Bayram Gazetesi konusunda hep yazarların görüşüne başvuruluyor. Oysa bu konuda asıl muhatap yazarlar değil, yazıişlerinde çalışanlar. Çünkü yazarlar için değişen fazla bir şey yok. Onlar bayramda yazı yazarak ya da yazmayarak birşey kaybetmiyor, çünkü bırakın bayram gününü, diğer günlerde de gelip gazetede oturmalarına gerek yok.

İster önceden hazırladığı yazıları bırakır ister teknolojiden yararlanıp bilgisayarla gönderir yazısını.

Ama yazıişleri öyle değil. Onlar ne olursa olsun gazetede bulunmak zorunda. Bayram'da tatil sadece yazıişlerini ilgilendiriyor. Zaten gazetenin diğer bölümleri bayramda ve hatta diğer uzun tatillerde çalışmazlar. Bayramda gazete çıkarmanın zamanında önderliğini biz yaptık. Karar doğru mudur değil midir, şimdi bilemiyorum. Bu nedenle bayramda gazeteler çıksın ya da çıkmasın konusunda ortadayım. "Çıkmasın" diyenlere karşı gelmem.

Ancak "Çıksın" diye ısrar edenlere bir çift sözüm var. "Eğer bayramda halkın haber alma hürriyeti olduğuna inanıyor ve bu nedenle gazetelerin yayınlanmasını istiyorsanız lütfen bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günü, kurbanda da dördüncü günü gelip gazetenizdeki odanızda oturun, yazınızı günlük yazın. Bilmem nereye tatile gidip de "Bakın ben yazımı kesiyor muyum" demeyin.

Tartışma neden çıktı?
Bayramlarda gazetecilerin de tatil haklarını kullanması için başlatılan kampanya aslında gerçekleri çok da yansıtmıyor. Nasıl bundan beş altı yıl önce "Halkın haber alma hürriyeti" bahanesiyle bayramda gazete yayınlanmaya başladıysa, şimdi de gazetecilerin tatil hakkı bahanesi öne sürülüyor.

Bayramda gazete yayınlanmaya başladığında bunun iki temel sebebi vardı. Birincisi o sırada kuponlu kampanyalar çok önemliydi. Ama bir sorun yaşanıyordu, araya tatil girdiğinde bazı okurlar kupon kesmeyi bırakıyordu. Bu da tiraji düşürüyordu.

İkincisi bayramda gazete yayınlanmayınca ilan geliri de gidiyordu. Oysa bayramda çıkmaya başlayan bir gazede doğal olarak çok ilan alabilirdi.

Üçüncüsü, Gazeteciler Cemiyeti tarafından hazırlanan Bayram Gazeteleri özellikle teknik açıdan gerçekten çok kötüydü. Elbette halkın daha iyi gazete alma hakkı vardı.

Şimdi ise herşeyi tersine çevirmek isteyenler "Tatil bahanesini" kullanıyor. Oysa bayramda gazete çıkarmak zarar vermeye başladı. Çünkü kimse bayram günü reklam vermek istemiyor. Son bayramda gördünüz, bütün gazetelerin sayfa sayıları azaldı, olan sayfalarında da ilan yoktu. Zaten uzun tatillerde tiraj düşüyor. Şimdi gazete yönetimleri hiç olmazsa bir iki gün tasarruf sağlamak istiyor.

Televizyon farklı
Bayramda gazetelerin yayınlanmasını savunanlar televizyonları örnek göstererek "O zaman Cemiyet Televizyonu mu olacak?" diye soruyorlar.

Elbette öyle şey olmaz, çünkü ikisi çok farklı. Gazete günlük hazırlanan bir haberleşme aracı.

Oysa televizyon eğlence aracı. Televizyon başlıbaşına bir hizmet aracı. Bu eğlence yayını sırasında haber de yayınlıyor o kadar. Sadece haber yayınlayan televizyonların ise bayramda da yayına devam etmeleri elbette kendi bilecekleri iş.

Ama gazete ile televizyonu bu açıdan kıyaslamak akıllıca değil. Çünkü en azından gazeteyi günlerce öncesinden hazırlayamazsınız, gazetede aynı yazıları tekrar tekrar yayınlayamazsınız. Televizyon öyle mi, işte bayramda da gördük.

Öncerden hazırlanmış eğlence programları; sonra üst üste üç film birden, zaten bunların pekçoğu da kimbilir kaçıncı kez yayınlanıyor. Ayrıca televizyonlarda çalışanların büyük bölümü bayramda tatil yapıyor. Küçük bir ekibin nöbetçi kalması halinde sorun çözülüyor. Oysa gazetelerde çalışan sayısını azaltamazsınız.

* Enflasyon düştüyse biz neden anlamıyoruz?

* Satın alma gücü olmayınca enflasyonun düşük ya da yüksek olması farkeder mi?

* Herkes bu kadar kaybettikten sonra enflasyonu düşürmüş olmak başarı mı?

* Enflasyonun tekrar fırlamayacağı ne malum?

Uludağ'a nostalji
Yılbaşını ilk kez Uludağ'da geçirdim. Celal Çapa, Uludağ'daki Büyük Otel'i yeniden hayata geçirmek için kolları sıvamış. Celal Çapa deyince durum farklı oluyor elbette. Çünkü hemen her yıl İstanbulluların karşısına hiç akla gelmedik bir yenilikle çıkan Celal Çapa'nın Uludağ'a gitmesinde her halde bir hikmet vardır.

Celal Çapa Uludağ'da oteli olan turizmci milletvekili İbrahim Yazıcı ile birlikte dağın en eski oteli Büyük Otel'i 10 yıllığına kiralamış.

Otel baştan aşağı elden geçmiş, tekrar hizmete açılmış. Bayram sırasında ilk müşteriler ağırlanmış.

Celal Çapa'ya "Nereden aklına geldi?" diye sordum. Ağabey Ahmet Çapa Uludağ'ın en eski müdavimlerinden. Ahmet Çapa 10 yıl önce Büyük Oteli'i devralmak istemiş ama olmamış. Celal Çapa "10 yıl sonra bize kısmet oldu" diyor ve ekliyor "Bizlerin Uludağ'da çok büyük hatıraları var. Büyük Otel nostaljisini yeniden canlandırmak ve Uludağ'dan kaçan eski İstanbullularını yeniden buraya getirmek istiyorum."

İstanbul'un ünlü isimleri yıllar önce Uludağ'a ilk gittiklerinde Büyük Otel'de kalırlardı. O zaman Uludağ'a şimdiki gibi çıkmak mümkün değil. Binbir eziyet çekildikten sonra varılırdı dağa.

Büyük Otel'den sonra Fahri ve Beceren otelleri açıldı. Ardından diğerleri geldi. Celal Çapa, "İşte dağın bu ilk müşterilerini ve onların çocuklarını, yakınlarını tekrar buraya getirmeye çalışıyorum' diyor.

Uludağ İstanbul'a çok yakın, ulaşımı artık çok kolay ve doğasıyla inanılmaz bir cennet köşe. Bir dönem kayak yapmaya gelenleri yolmaya çalışan otelciler yüzünden Uludağ'dan kaçan İstanbullular şimdi tekrar geri gelirler mi? Gelebilirler elbette. Üstelik bu kez artık kazıklanmayacaklarını, eski anılarını canlandıracaklarını bilirlerse, bu daha da kolaylaşır.

NOT: Uludağ'la ilgili birkaç başka notum daha var, onları da sonra yazacağım.

Rahatsız ediliyorum
Fethiye'den bir okurum üzerindeki baskıyı anlatan şu mektubu göndermiş:

Fethiye'de pansiyonculuk yapıyorum. Sivil polisler sürekli olarak hiç bir mazeretleri ve izin belgeleri olmadığı halde odaları kontrol bahanesiyle müşterilerimi rahatsız ediyor.

Biz kimlikleri 1774 sayılı yasaya göre deftere işliyoruz. Ancak kimliklerini alıp da henüz kayıt altına almadığım iki müşterim yüzünden üç gün kapatma cezası aldım.

Ancak başka pansiyoncu arkadaşlarla yaptığım konuşmalarda hiç birinin polise kimlik bildirim listesini vermediğini öğrendim. Bu durumu bir dilekçeyle savcılığa bildirdim ve kapatma cezasının kaldırılmasını istedim. Savcı "Başkalarının durumu sizi ilgilendirmez" dedi. Resepsiyonda bir Atatürk resmi var, acaba polisler buna mı öfkelendiler?

Kanunlar kişiye göre değişir mi, dürüst işletmecilik suç mu? Bence 1774 masaya yatırılmalı.

Mars'ta hayat
Şu sıralarda Mars'la ilgili bir film oynuyor sinemalarda. Temel fıkralarını çok sevmememe rağmen İnternet'ten gelen bir Mars fıkrasını size de aktarmak istedim. Temel, Mars'a gidecek ilk astronottur.10 milyar dolarlık muhteşem bir uzay gemisi ile giden Temel'den dönüşe dek haber alınamayacaktır. Temel 10 yıl sonra geri döndüğünde flaşlar patlar herkes merakla etrafını sarar ve "Marsta hayat var mı?" diye sorarlar. Temel omuzlarını silker "Yok" karşılığını verir. Bilim adamları, basın ve tüm dünya hayal kırıklığı içindedir. Temel'i uçağa bindirip memleketine uğurlarlar. Akşam evinde ailesi ile TV'den kendi dönüşünü seyreden Temel'in oğlu sorar; "Buba yahu hakikaten Mars 'ta hayat yok muydu?" Temel yine omuzlarını silker ve "Haçan saat 11 dedin miydu bütün tükkanlar kapani! Sen puna hayat mi diysin?"

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır