Ankara'da ekonomi yönetiminin kaptan köşkündeki bürokratlarından biri ile konuşuyorum..
"Enflasyon iyi çıktı ve bu moral, 2001 yılına Kasım krizinin yaralarını sararak girmemize yardım etti. Cuma günkü Hazine ihalesinde faiz 60'ı aşmazsa zorluklarımız azalır. Ekonomik programı başarıya ulaştırmaya mahkumuz.."
Bizim kuşağın, kazandığından fazlasını harcamaktan kaynaklanan borç ve hastalıkları çocuklarına yüklememe mecburiyeti artık sınıra dayandı.
Enflasyon, gelir adaletini bozan, toplumsal çatışma mikroplarını içinde barındıran, yolsuzluk ve ahlaksızlıkları yaygınlaştıran bir kanserdir.
Bu hastalıkla mücadelenin faturası korkutucu olabilir. Ama korkunun ecele faydası yok. Tarih ve çağdaş tecrübeler ispatlıyor ki hayat, bu alandaki cesaret ve özveriyi her zaman ödüllendiriyor.
Yılbaşı gecesi Taksim'deki bir otelde eğlenen insanlara yönelik kızgınlıkla camları taşlayan gruplar ciddi bir tehlike sinyalidir. Bu alarm, istikrar programından vazgeçilmesini değil, dört elle sarılmayı gerektiriyor.
Enflasyonla malül düzene yönelen tepkilerin basıncına Türkiye birkaç yıl daha dayanamaz. Sorumluluk duygusuna çok ihtiyacımız var.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal dün arkadaşımız Murat Yetkin'e Meclis'teki muhalif partilere de örnek olması gereken şeyler söyledi:
"Enflasyonla mücadelenin başarılı olmasını istiyoruz. Hangi hükümet iş başına gelirse gelsin bu türden bir ekonomik programı izlemek zorunda. Bir seçim bile bunu etkilememeli. Bize neden meydanlara çıkmadığımız soruluyor. Bu kolaylıkla yapılabilir. Ama bu ülke hepimizin."
Doğrudur.. Bu hükümetin yürüttüğü program başarılı olacak diye muhalif partiler korkmamalıdır. Çünkü enflasyon inmeden, programın hedeflediği istikrar ve şeffaflık düzeni gerçekleşmeden yapılacak seçimlerin de artık hayır getirmeyeceği görülmüştür. Enflasyon ve karmaşa ortamında, hiçbir partinin özgürlük ve refah vaadine halk inanmıyor.
Enflasyon inince Türkiye'nin sorunları bitmeyecek. Sadece çözümü kilitlenmiş sorunları çözmenin yolları açılacak. Ve partilerin bu hedefe yönelik programları inanılır olmaya ve heyecan uyandırmaya başlayacak.
Bu kadar önemli ve siyasi riskleri yüksek bir mücadeleyi üstlenen iktidara muhalefet partilerinin açıkça teşekkür etmesini kimse beklemiyor.
Ama hiç değilse bozgunculuk yapılmasın!
Başbakan, kendine yakışan bir olgunlukla bu tepkinin "vatandaşlık hakkı" olduğunu söyledi.
Ama sonra DSP örgütü "Kraldan çok kralcı" bir öfkeyle Sabancı ürünlerine karşı boykot çağrısı yaptı.
İktidarın başarı için muhtaç olduğu anlayış ve uzlaşma havasına zarar verecek bir tavırdır bu.. Sabancı'ya en yararlı cevap, Ecevit'in yaş sorununu tecrübesi ve yenileşme beceresiyle telafi ettiğini ispatlaması değil mi?
Evet, Türkan Sabancı'nın siyasette kadın etkinliği istemiyor anlamına çekilecek sözleri hata olmuştur.
Ama boykot çağrısı da yanlıştır; vazgeçilmeli. Çünkü...
İki yanlıştan bir doğru çıkmaz!