|
 |
 |
 |
 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
SMS: MB yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder |
|  |
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|
 |  |
  |
|

Yerel gerçekler ve Avrupalılık
Bir ülkede generaller siyaset konuştuğu zaman, onların sözleri politikacılardan daha fazla dikkatle izleniyorsa, bunun nedeni o ülkede yakın geçmişte askeri darbelerin yapılmış olmasıdır. Bu yüzden kamuoyu, " Yine bir şeyler mi olacak " endişesiyle generallerin konuşmalarına eğilir. Bir ülkede başbakanlar " Bir idamlık, bir bayramlık iki giysim var " derse ya da " Her başbakanın önünde Menderes' in idam sehpasındaki fotoğrafı durur " diye konuşursa, içeride de dışarıda da, askerin o ülke siyasetindeki ağırlığına önem verilir. 12 Eylül döneminin ünlü orgenerallerinden birine " Asker ne zaman darbe yapmaya karar verir " diye sorduğumda şu cevabı almıştım: -Ülke yönetiminde boşluk olduğu zaman biz duruma müdahale ederiz ... İstanbul' daki Meclis-i Mebusan' ı İngilizler basıp kapattı, biz Ankara' da Büyük Millet Meclisi' ni kurduk. CHP-Demokrat Parti kavgası TBMM' yi çalışmaz hale getirdi, biz 27 Mayıs' ı yaptık. Sağ-sol kavgası ülkeyi bölüyordu. Biz 12 Mart' ı yaptık. Ecevit-Demirel kavgası sonucu, CHP ile Adalet Partisi Cumhurbaşkanı seçemez hale geldiler. Biz 12 Eylül' ü yaptık.
BOŞLUK VAR MI? " Devlet yönetimi de siyaset de boşluk kabul etmez " söylemini bu anlatımıyla tekrarlamıştı soruma cevap veren orgeneral. Son gelişmelere bu açıdan baktığınızda, Türkiye'de yönetimde de siyasette de bir boşluğun olduğunu söyleyemezsiniz. 550 koltuklu TBMM'de, 357 milletvekiline sahip bir iktidar var. Ekonomide de, dış politikada da, güvenlikle ilgili konularda da kararlı adımlar atılıyor. Enflasyon tehdit olmaktan çıkmış durumda, Türkiye yabancı sermaye için cazip bir ülke artık. Ulusal hedef haline gelmiş " AB üyeliği " konusunda, gerekli uyum yasaları çıkarılıyor. Ama Türkiye gibi ülkelerde bir sorun çözülse, çözüm bekleyen sayısız sorun gündeme gelir. Ama bu sorunlardan (İç ve dış güvenlik dışında) hiçbiri, askerin görev ve yetki alanına giren sorunlar değildir. O zaman neden hala geçmiş darbeler hatırlanıp, hala generallerin konuşmaları, farklı siyasi endişeler içinde izleniyor? Veya komuta kademesindeki bir değişiklik, ülkede sanki siyasi kadrolardaki değişiklikmiş gibi algılanıyor?
BAYAR'IN YETKİLERİ Bunu geleneksel devlet yapısındaki dengelere bakarak anlamaya çalışırsanız, yeni başbakan olan Celal Bayar'ın " Benim yetkilerim ne " sorusuna Atatürk'ün verdiği cevapta belki bulursunuz: -Komutanların terfilerine tayinlerine ben karar veririm. Orduya karışma. Büyükelçileri ben belirlerim. Dış politikaya karışma. Valileri, polis müdürlerini ben tayin ederim. İçişlerine karışma. Gerisini bildiğin gibi yap. Bu sorunun sorulduğu 1937'de Atatürk " Kişi " olarak vardı. Bugün ise bazıları " Kurumsal Atatürk "ü mü temsil ediyor? Bu durumda seçilmiş siyasetçiler, bazı alanlarda yetkileri olan " Politik taşeronlar " konumunda mı? Veya gerginliğin temelinde " Cumhurbaşkanını biz belirleriz. Gerisini sen bildiğin gibi yap " söylemi mi var?
AVRUPALILIK Bütün bunlar " Türkiye gerçeği "nin veya " Teamül "ün öğeleri olabilir. Ama bir başka gerçek var ki, onu da dünkü Vatan'da Cengiz Aktar çok açık ifade etmişti: -AB ülkelerinde silahlı kuvvetler rejimlerin garantisi olmadığı gibi AB'nin kurucu felsefesi silahlı kuvvetlerin bir daha kesinlikle o coğrafyada politika tayin edici olamayacak şekilde kontrol altına alınmasını ve kurulacak birliğin işlevlerinin bu olasılığı tamamen ortadan kaldırmaya yönelik olmasını hedefler. Bu bağlamda Avrupa, o coğrafyanın geleceğini garanti altına almak amacı taşıyan bir barış projesidir. Askeri zihniyete zıt bir zihniyet üzerine bina edilmiş, varlık nedeni 20'nci yüzyıl Avrupa'sındaki tanımlamasıyla " savaş lobisi " nin bir daha kıtada söz sahibi olmasını engellemek olan bir siyasi iradenin ürünüdür. Beğensek de beğenmesek de bu konularda AB'deki teamülle ülkemizdeki teamülün hiçbir benzer yanı yok.
|
|
 |
|
|
|
|
|
 |
|