  |
|
Kadın dövmek mi? Ne cesaret?!
İki hafta önceydi sanırım. Plato Film'in Bendeniz Aysel ve Deli Duran ekiplerine verdiği bir yemeğe onbeş dakika uğradım setten çıkıp. Deniz Akkaya'yla ayaküstü sohbet ettik. Bir iki kere ne dediğimi duyamadı, öteki kulağını çevirdi bana. Sebebini de şöyle anlattı "Kaza geçirdim, motordan düştüm, tek kulağım duymuyor!" Ben ilgilenip "Nasıl oldu yahu" falan diye sorunca anlattı: "Sorma, bacaklarımda falan da çizikler var. Hayır bir de hastaneye de gidemiyorsun. Başka şey zannedecekler"! "Ne zannedecekler ki?" "Canım sevgilisi dövdü falan diye laf çıkar, ne bileyim"! "Hadi canım sen de, olur mu öyle saçmalık" dedim gülerek. Sonra da uzun uzun motosikletin ne kadar tehlikeli bir araç olduğundan, bizim montaj editörünün de yakın zaman önce kaza yapıp kaburgalarını kırdığından falan dem vurdum! Deniz, iki gün sonra Ayşe Arman'ın röportajında anlattı başına gelenleri. Zannederim o gece gururuna yediremedi açıklamayı. Çekindi, utandı. Büyük ihtimalle gizlemeye kararlıydı Ayşe'yle yüz yüze gelinceye kadar. İnanın bir yaşıma daha girdim! Aile içi şiddeti önlemek için kampanyalar yapılırken, gözümüzün önüne hep zayıf, eğitim görmemiş, mesleksiz, çaresiz, ezik bir kadının resmi geliyor. Deniz'i ise az da olsa tanırım. Dergi editörüyken Bazaar için röportajlar yapardı. Tuttuğunu koparan, hırslı, güçlü biri gibi gelmiştir hep bana. Benim şaşırdığım, problemli, saldırgan, kompleksli birtakım işe yaramaz adamların kadınları nasıl veya niye dövdüğü değil. Kadınların, özellikle de maddi ve manevi açıdan bağımsız kadınların, saldırganlıkla ilgili en küçük belirtiyi gördüklerinde niye arkalarını dönüp gitmedikleri. Hukukun zaman zaman böyle durumlarda "aile düzenini bozmamak" amacıyla, veya başka sebeplerle etkisiz, yetersiz kaldığını biliyorum. Tabii bu daha iyi zamanlarımızdır belki. Yarın öbür gün, iş "din ulemalarının" kararlarına da bırakılabilir, bilinmez! Ama kızları "Muhakkak evlenmek", "Bir an önce çocuk yapmak" ve "He demek" ilkeleriyle değil de, "Meslek edinmek, insan olmak, seni ne mutlu ediyorsa onu yapmak" hedefleriyle yetiştirmezsek, Türk adaleti, din ulemaları, Avrupa İnsan hakları Mahkemesi veya Eurovision jürisi de karar merci olsa, fark etmez! Bana çocukluğumdan beri öğretilen şey şudur: "Birisi sana vurursa, sen de ona vur kızım, sakın altta kalma!" Erkeklerle birbirimize fiziksel ve duygusal şiddet uyguladığımız dönemler ilkokul yıllarıyla bitti gerçi! Ama bu öğüt, ilkokuldaki yaramaz oğlanların saçımı çekmesinden beni korumak için değil, bir yerde tüm hayatımı nasıl yaşamam gerektiğine dair önemli bir cümleydi! Nasıl bir gelinlik hayal ettiğimden çok, sınıfta kaçıncı olduğumla ilgilenmiş bir aileye sahip olduğum için, büyük ihtimalle. İlkokul deyince... Hayır Deniz de dövmek için öyle kolay bir lokma değildir ki kardeşim! Dishy dergisinin çekimlerinde resimlerimizi yan yana görmüşsünüzdür belki. Ben topuksuz 1. 75, topukla 1. 85'im! Deniz benden yarım karış uzun, ve kesinlikle daha yapılı! Sporunu da aksatmıyor bildiğim kadarıyla. Yani ne cesaretle, anlamış değilim! Deniz, bundan sonra birisi sana vurursa, sen de ona vur!
|