 |  |
AK Parti'nin 4 yılı
14 Ağustos 2001 Salı günü, Erdoğan'ın, Yunanlı besteci Evangelos Vangelis'in Cennetin Keşfi parçası eşliğinde ve "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" sloganıyla kuruluşunu açıkladığı AK Parti bugün 4'üncü yıldönümünü kutluyor. 2.5 ay sonra da iktidarının 3'üncü yıldönümü var....
2001 yazının o boğucu sıcağında epeyce boşalmış Ankara'da siyasetçiler zamana karşı yarış veriyorlardı. "Siyaset yeniden yapılanacak" değerlendirmeleri kulisleri iyice dalgalandırmıştı. O günlerdeki "toplum mühendisliği" senaryolarına gore, solda Kemal Derviş'in liderliğinde güçlü bir sosyal demokrat parti olacaktı; sağda ise bir büyük ve bir-iki küçük parti. Derviş son anda CHP'ye dümen kırınca senaryonun sol tarafı çöktü ama sağın büyüğü olma iddiasıyla kolları sıvayan Tayyip Erdoğan ile 13'ü kadın 73 yol arkadaşı 14 Ağustos'ta AK Parti'yi kurdular. 15 ay sonra, henüz partinin kimliği oluşturulamadan, hatta partileşme süreci tamamlanamadan, koşulların getirdiği erken seçimle de görülmemiş çoğunlukla iktidara geldiler. Peki AK Parti bin güne ulaşan iktidarında başarılı mı oldu, başarısız mı? Bu soruya objektif yanıt verebilmek için, 2002 Kasım'ında kamuoyunun beklentilerini, daha doğrusu taleplerini hatırlatmakta yarar var. Ne isteniyordu AK Parti iktidarından? Üç maddede toplamak mümkün: * AB üyeliği hedefine bağlı kalsın. * Ekonomik istikrar programından ayrılmasın. * 10 yıllık çalkantının ardından yakalanan siyasal istikrarı korusun. Kamuoyunun geniş bir kesimi bu üç hedefte de kırılmayla karşılaşılmadığı görüşünde mutabık olduğuna göre, Erdoğan ve arkadaşlarının 3 Kasım 2002 gecesi verdikleri sözü tuttuklarını söyleyebiliriz.
Erdoğan'ın siyasi borcu Elbette "Hırsızlığın, kapkaççılığın, cinayetlerin alıp yürüdüğü bir ülkenin iyi idare edildiğinden bahsetmenin mümkün olamayacağını" söyleyen 9'uncu Cumhurbaşkanı Demirel ya da dış ticaret açığı, cari açık, borç stoku verilerinden örnekler sıralayıp "Bin günde 1001 gece masalları dinledik, bir arpa boyu yol alamadık" diyen Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün gibi bilançoyu farklı gözlüklerle okumak da mümkün. Ancak yine objektif değerlendirme adına hiç değilse şu soruları vicdanında yanıtlaması gerektiğine inanıyoruz: * Türkiye 2002'de mi daha iyi yönetiliyordu, bugün mü? * Türkiye 2002'de mi daha gergindi, şimdi mi? * Türkiye 2002'de mi daha demokratikti, bugün mü? * 2002'de mi daha çok tabu vardı, bugün mü? * 2002'de mi daha iyimserdiniz, şimdi mi? * 2002'de mi AK Parti'ye daha kuşkuyla bakıyordunuz, bugün mü? Listeyi dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz... Bize göre ise, AK Parti iktidarının bu bin günde en büyük eksiği ya da en olumsuz notu, siyasetçiye güven ve saygınlık, siyasete saydamlık, partilere demokrasi getirecek adımları atmaması oldu. Üstelik hem parti programında, hem seçim bildirgesinde, hem de hükümet programında vaat etmesine rağmen. Sözde Siyasi Partiler Kanunu'nu yenileyip parti içi demokrasiyi geliştirecekti. Tam tersine tüzük değişiklikleriyle hem iktidar, hem de ana muhalefet dikensiz gül bahçesine, "tek adam" partilerine dönüştü. Sözde Seçim Kanunu'nu değiştirip milletvekili seçilme yaşını 25'e indirecek, tüm partili üyelerin oy vereceği önseçim zorunluluğu getirecekti. Tam tersine aday belirlemede liderler tek yetkili hale geldi. Türkiye'ye daha çok demokrasi sözü veren Erdoğan'ın partilere de biraz demokrasi getirecek düzenlemeleri önümüzdeki yasama yılında Meclis'e getirmesi, boynunun borcu. Bugün açıklayacağı "Demokratikleşme Manifestosu"nda bu konunun da yer alacağını ummak istiyoruz...
|