kapat
28.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



HINCAL ULUÇ


Adalet'in İngilizi ile Türkü

Pirelli Türkiye'nin Genel Müdür Yardımcısı Atilla Atalay ile Royal Courts of Justice'in kulislerinde dolaşıyoruz..

Royal Court of Justice, deyim yerinde ise, Kraliyet Adalet Sarayı.. Kraliçe'nin baş yargıcının mahkeme salonu burada.. İngiltere'de adaletin dağıtıldığı yerlerin birincisi..

Tarihi bir bina.. Nasıl güzel.. Nasıl muhteşem.. Bir mimari baş yapıtı da diyebilirsiniz..

Her santiminde ayrı bir hayranlık duyuyorsunuz.. İçinizde bir ses "Adalet işte burda dağıtılır" diyor..

Türkiye'deki mezbeleler gözümün önüne geliyor.. Asıl yargıçların, savcıların hem de müebbeden mahkum oldukları hapishaneler..

Pardon.. Hapishaneler daha iyi durumdalar.. Hem de dünya metropolü İstanbul'da öyle adliye binaları var ki, burada mahkum yatırsan, sivil toplum örgütleri ayağa kalkarlar..

Loş ve leş.. Işık yok.. Toz var, koku var, rutubet var... Ve benim yargıcım, benim savcım her gün sabahtan akşama kadar bu rezalet ortama gelmeye mahkum.. Çaresiz.. Mahkum ettiği insanlar, CMUK, MMUK deyip birkaç gün sonra serbest kalıyorlar, ama onların "İyi halden" falan sıyırmaları mümkün değil.. Ömürlerini bu rezil koşullarda tamamlamak zorundalar..

Şimdi bu koşullarda Adalet nasıl dağıtılır, iyi düşünmek gerek.. Robot olsa dayanmaz, çürür..

Kraliyet Adalet Sarayı, İngiliz tarihinin en ünlü yargıçlarının heykelleri, büstleri, plakaları ile süslenmiş adım başı.. Onlara en iyi koşullarda görev yaptırdıkları yetmemiş.. Emekli olduktan, öldükten sonra da unutmamışlar. Unutulmaz yapmışlar..

Mekteb-i Mülkiye'nin birinci sınıfında iken, Rahmetli Hocam Kemal Fikret Arık anlatmıştı..

Hiçbir tesir ve baskı altında kalmadan karar vermeleri için, İngiliz yargıçlarına boş çekler verirlermiş.. Örtülü ödenek gibi.. Gerektiğinde kendisi doldursun diye..

Diyelim zengin bir sanık, yüklü bir rüşvet teklif etti, yargıca.. Adam da o sıralar fena halde darda, herhangi bir sebeble.. Teklif onu etkileyebilir.. Hayır etkilemez.. İhtiyacı neyse, doldurur boş çeki.. İş biter..

Bizimkiler.. 3 otuz paraya çalışan bizimkiler..

Türkiye'de adalet dağıtılıyorsa, hâlâ dağıtılabiliyorsa, mucizedir.

Şimdi bir yandan da merak ediyorsunuzdur, İngiliz mahkemesinde ne işimiz var diye.. Yok canım, olay çıkarmadık. Yol hariç hepsi bir günlük Londra gezimizde Adliye Sarayı gezecek kadar da entelektüel değiliz, ne yapalım..

Oraya gitmemizin sebebi, gezinin gereği..

Bize, yani dünyanın dört bir yanından gelmiş 500 seçkin (Efemmm..) gazeteciye Pirelli 2004 Takvimi'nin sunumu yapılacak.

Sunumun yapılacağı yer Kraliyet Adliye Sarayı..

Aklınız alıyor mu?.. O sabah o binada yüzlerce dava görüldü.. Ertesi sabah da görülecek.. Ama gece boş.. Boş kalmasın.. Gelir sağlasın.. Parayı bastıran Adliye Sarayı'nı kiralıyor.. Başka yerleri de.. Geçen Pirelli davetinde, yıllar önce Doğa Tarihi Müzesi'nde idik. Benim masa da, tam bir dinozorun karnının altında kuruluyordu.. Bulunan kemikleri yerleştirmişler. Gerçek bir dino iskeleti, devasa..

Düşünceye bakar mısınız?.. Organizasyona bakar mısınız?..

Kamuya ait yerler, 24 saat kamunun hizmetinde yani..

Bizde okul paydos olunca, spor salonları kilitlenir, onu hatırladım bu defa da..

Avrupa Birliği'ne gireceğiz.. Kağıt üzerinde gireriz.. Kafa olarak Avrupalı olmamız için kırk fırın ekmek yememiz gerektiğine, topu topu iki saat süren Royal Court of Justice ziyaretimiz yetti de arttı bile..

"Asılacaksan, İngiliz ipi ile asıl" lafı, yıllardır sandığım gibi bir Avrupa malı reklam sloganı değilmiş, meğer..

****

"Ne 24 saatmiş" demeyin sakın.. Londra gezimizi anlatmamız az daha sürecek..

Kültür de demode olurmuş meğer..
Ahmet Hakan kardeşim Mısır gezilerinin dünyanın en demode işi olduğunu kavrayabilmiş(!). Ramses romanları ile yaratılan gizem bıktırmışmış.. Bu yüzden rafine zevkli genç burjuvalar Mustafa Koç ve Cem Boyner'in tatil için Mısır'a gitmeleri bir bayram fiyaskosu imiş..

Neresini düzelteyim bilmem..

Ahmet Hakan belli Mısır'a gitmemiş.. Uygarlık tarihine de hiç merak sarmamış.. Mısır, Yunan uygarlığından yüz yıllar önce, dünyada uygarlığın doğduğu ülke.. Ve o uygarlığın büyük bir bölümü bugün ayakta duruyor.. Oraya gitmek, Nil'in bir ülkeye nasıl hayat verdiğini, bir uygarlığın doğmasında nasıl rol oynadığı gözleri ile görmek, bir aydın için "Mutlak" denecek bir şey.. İki kez gittim Mısır'a.. Daha yarısını göremediğimi biliyorum, on defa daha giderim..

Kültürün trendi, modası mı olur Ahmet.. Pop müzik mi bu?.

Ramses romanları, Mısır'a gizem sağlasın diye yazdırılmadı..

Mısır, Allahtan, kültürü moda saymayıp her yıl oraya koşan milyonlarca insanla gelirinin büyük bir bölümünü sağlarken, Luxor'daki dünyalar güzeli bir tapınak teröristlerin baskınına uğrayınca, yüzlerce turist makinalı tüfekle taranınca, akım birden durdu. Kimseler gitmez oldu. Ülke ekonomisi iflas noktalarına gelince, birileri bunu akıl etti. Bir Fransız yazarına, büyük paralarla best seller olacak Ramses romanları yazdırdılar. Hollywood'a da filmler çektirdiler. Amaca da ulaştılar. Millet korkuyu unuttu. Merak yeniden doğdu. Mısır canlandı..

Gelgelelim, Mustafa Koç ile Cem Boyner'in Mısır gezilerine burun kıvırmak tepeden yanlış.. Yani Ahmet'in iddia ettiği gibi Mısır Uygarlığı demodeleşti de, mesela yerine bizim Afrodisias moda oldu diyelim.. Mustafa ve Cem'in gezilerine gene de fiyasko demek mümkün değil.

Çünkü bu iki genç Burjuva(!) Mısır'a uygarlığa gitmediler. Ahmet'in Mısır'la ilgili bilgileri tam olsaydı, gazetelerdeki haberleri de tam okusaydı bu ucuz hataya düşmezdi.

Mısır turistik açıdan iki çok farklı bölgeye ayrılır.

Nil boyunca eski Mısır uygarlığı vardır. Yani Ramses edebiyatı dediğin, Ahmet..

Kızıl Deniz, Şarm el Şeyh yöresi ise, dünyanın en ünlü dalış alanlarına sahiptir.

Genç burjuvalar Mustafa Koç ve Cem Boyner, ve de Cem'in eşi, bu ülkenin önde gelen dalgıçlarındandır. Denizaltı dünyasını görmek, fotoğraflamak, filmlerini çekmek baş hobileridir. Bunu da bilmiyordun herhalde..

Yani Ahmet kardeşim, bizim burjuvalar, "Demode" Ramses'e değil, Musa'nın ikiye bölüp geçtiği Kızıl Deniz'in diplerindeki rüya alemine, yani "Hobilerine" gittiler.. Gazeteler gittikleri yeri yazdılar, ama sen farkı bilmediğin için "Mısır Mısır'dır" deyip çıktın işin içinden.

Bu kadar bilmediğini yazmak da bayağı marifet yani..

Not Refik Erduran'ın Domuz'unu okumak için büyük vakit ve gayret harcamışsın. Bir bayram fiyaskosu da oymuş.. Romanı "Medya eleştirisi" diye inat etmişsin, bitirmek için.. Sonunda benim haftalar önce bu gazetede dediğimi diyorsun. "Romanın medya ile alakası yok.." Lafımızı dinlesen, boşuna vakit kaybetmez daha yararlı birşeyler yapardın dostum.. Mesela Domuz yerine "Mısır Tarihi ve Coğrafyası" okuyabilirdin.

Memleketim..
Bayram'da okuduğum en güzel yazıların başındaydı, Yavuz Donat'ınkiler.. Berlin'de bir Türk İş Adamı Diyap Sakallı ile konuşmuş.. Nasıl tokat gibi çarpıyor bazen.. Bazen nasıl duygusal.. Ve de zaman zaman da ne mesajlar içeriyor.. Çarşamba Sabah'ta atladı iseniz, bulup yeniden okuyun..

İzmir Havaalanında Türk pasaport polisine kafa tutuşu.. Elin gavuru pasaport uzatıp geçerken, ondan bir de nüfus cüzdanı istemişler. Tepesi atmış, kendi vatanında ikinci sınıf muamelesi görmeye..

Alman makamları "Herşeyin tamam oldu, gel seni Alman vatandaşı yapalım" demişler. Onları da terslemiş.. "Araptık, Türkleştik. Türklük yeter. Türklükle iftihar ediyorum.."

Gençliğinde devrimcilerden, eylemcilerden.. "Dayak mayak yedik ama.. Ne güzel günlerdi onlar?.. İnsan, memleketinin dayağını bile özlüyor bazen.."

Gurbette yaşayanın memleket özlemi bundan daha dokunaklı ifade edilebilir mi?..

Dayağını bile özlemek..

Diline sağlık Diyap.. Eline sağlık Yavuz..

Siz ne dersiniz?..
Spor Müdürümüz Altan ile on konu konuşuyorsak, dokuzu seçtiği başlıklar üzerine..

Altan tam bir mahalle çocuğu ağzı ile, popülist, holiganist başlıklar atmaya bayılıyor..

"Şimdi gel Chelsea!.."

Lazio- Beşiktaş maçına seçtiği başlık bu..

Ne ifade ediyor size?.

Lazio maçının tepesinde bunu okuyunca ne anlıyorsunuz?.

Başlık önce birşeyi anlatmalı.. Önce anlatmalı.. Bu vazgeçilmez unsurdur. Sonra ilginç olmalı..

Altan'ın başlıkları hiçbirşey anlatmıyor. İlginçliği de, külhanbey ağzında arıyorlar. Sabah böyle bir gazete değil. Biz bulvar gazetesi çıkarmıyoruz.. Bu gazetenin başlığının altında "Türkiye'nin en iyi gazetesi" yazıyor.

O zaman en iyi olmak zorundayız..

Altan'a L'Equipe geliyor.. Dünyanın en iyi spor gazetesi.. Corriera Della Sport geliyor. Avrupa'nın en popüler spor gazetelerinden.. Ve de Sunday Times geliyor, her hafta içinde Sabah boyutunda bir spor gazetesi vererek..

Bunlara bakmıyor mu benim müdürüm?..

Bizdeki gibi anlamsız sokak çığlıkları, holigan palavraları bu gazetelerde manşet oluyor mu?.

Altan bu dünya devlerinde buna benzer bir tek manşet gördü mü?.. Gösterebilir mi bana?..

Ne demek "Şimdi gel Chelsea.."

Beşiktaş bedava Lazio'yu yenemedi. Beş puanı var Lazio'nun dördünü Beşiktaş'tan almış, anlayın.. Yenemeyince de turu geçmeyi Chelsea maçına bıraktı. Olay bu.. Şimdi başlık bunu mu anlatıyor..

Başlık tam bir yalancı pehlivan ağzı.. Tam bir kof külhanbey sallaması..

Altan..

Seçtiğin başlıklar, olayı hiç anlatmıyor.. Sabah'a hiç yakışmıyor..

Benim gazetem bu ağızla konuşmaz..

Soğukkanlı olacaksın. Ağır başlı olacaksın.. Dengeli olacaksın.. Hepsinden önemlisi, sokak çocuğu değil, gazeteci olacaksın!.

SEVDİĞİM LAFLAR
Sorunlar, aynı bebekler gibi beslenerek büyürler.

Lady Holland

BİZİM DUVAR
Ortadoğu ortayolu ne zaman bulacak acaba?

Ünal Turgut


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır