|
 |
|

ASLI AYDINTAÅžBAÅž
Buradaki yansıma
İstanbul'daki terör saldırıları, Amerikan kamuoyu ve resmi çevrelerde beklenmedik bir etki yaptı. İlk andan itibaren, medya ve hükümet yetkililerinin vardığı sonuç, Ankara'nın da dünyaya aktarmak istediği mesajdan farklı değildi "Türkiye, demokratik bir İslam ülkesi olduğu için hedefti." ABD Başkanı George Bush, Soğuk Savaş terminolojisini kullanarak Türkiye'nin, terörizmin "yeni cephesi" olduğunu söylerken de benzer bir mesaj veriyordu. Tüm Amerikan televizyon kanalları, saldırının ikinci gününden itibaren Türkiye'de laik sistemle barışık "ılımlı İslamcı" bir partinin iktidarda olduğundan, Türkiye'nin kendine has bir model olduğundan, Avrupa Birligine adaylığından, halkın büyük bölümünün laik hayat tarzını benimsemiş olduğundan söz etti.
Acımızı ve gözyaşlarını hafifletmese de, tüm bunlar öncelikle Türkiye, ikinci olarak AKP iktidari için önemli kazanımlar. Demokratikleşme ve İslami terörle mücadele, günümüz dünyasında en önemli dinamik. Türkiye bu anlamda son derece değerli bir "marka" ("brand") olma yolunda. Bu marka, "Demokratik İslam ülkesi" ya da Amerikalı yetkililerin bu hafta sık sık söylediği gibi "İslamla demokratikleşmenin birarada yaşayabileceğinin örneği". Mevcut durumda tek örnek.
Batı komplosu iddiaları
Washington'un terör saldırılarından çıkardığı temel sonuç buydu. Amerikan hükümet çevrelerinde, başta Başbakan Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP hükümetinin saldırılara sert tepkisi, bu kabinenin "ılımlı İslam" modelinde samimi olduğunun göstergesi olarak izlendi. Üst düzey bir yetkili "Açıkça söylemek gerekirse, elimizdeki tek şans bu değil mi? Bu model El Kaide gibi örgütler için en büyük tehdit" diyordu.
Buna karşın İslamcı basının sinagog ve diğer saldırılarla ilgili tavrı, gözardı edilecek gibi değildi. "İslami terör" ya da "İslamcı şiddet" gibi etiketlerden rahatsız olan yayın organları, saldırıların böyle bir gelenekten gelebileceğini, hatta El Kaide kökenli olduğunu şüpheyle karşıladı. Bir çok yazar satır aralarında terörün İslam ve AKP'ye yönelik tepki yaratmak ya da Türkiye'yi ABD ve İsrail'e yakınlaştırmak amaçlı bir komplo olduğunu iddia etti. Geçmişte AKP liderlerine yakınlığıyla bilinen yazarlar MOSSAD ve CIA imasında bulundu. Kısacası AKP hükümeti saldırılara tepki verirken, içinden geldiği gelenek, bunları Batı komplosu olarak görüyor, "İslamcı terör" denilen olguyu kabul etmekte ya da onunla aralasına kesin bir mesafe koymakta zorlanıyordu. Bunu nasıl yorumlamak lazım? AKP liderliği de aslında "Bana İslamcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz" düşüncesinde mi?
İstihbarat global bir ağ
Anladığım kadarıyla İslami kesimin tavrı, ABD başkentinde de göze çarpmış, ama Amerikalı'lar bundan yola çıkarak AKP liderliğinin düşünce tarzıyla ilgili herhangi bir yargıya varmamak konusunda çok dikkatli. Bir yetkili "Bu deli saçması teorilere cevap vermeye çalışmanın anlamı yok. Bazı çevreler gerçekle yüzleşmek veya sorumluluk üstlenmekte zorlanıyor" derken Erdoğan ve diğer AKP'lilerin böyle düşündüğünü sanmadığını ekliyor "Umarım ki hükümet daha bilgedir."
NOT:Son saldırıların Türk istihbaratının zaafı oldugu yolundaki ithamlar, haksız. İstihbarat global bir ağ. İstanbul saldırıları öncesinde, yanlız Türk makamları değil, 11 Eylül'den bu yana milyarlarca dolar, sayısız operasyon ve iki savaşla El Kaide'nin belini kırmaya çalışan ABD'lilerin eline herhangi bir bilgi gelmemiş. İşin bu yönü, can sıkıcı. Kimse El Kaide eylemlerini önceden haber alma konusunda pek yol almış sayılmaz. Geçtigimiz on yılda Afganistan'daki kamplarda 30 bine yakın "cihad savaşçısı" eğitim görmüş! Aralarında Türk de var. Örgütün üst düzey yönetimi dağılmış ya da tutuklu olsa da, Bingöl gibi ufak hücrelerin faaliyetlerini takip etmek, inanılmaz ölçüde güç.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|