kapat
24.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



SAVAÅž AY


'Otuz Üç On'un emirleridir!..

Sayın 33 10'un, yani İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah'ın 'talihsiz konuşması', doğal olarak tüm basın mensupları ve sağduyulu çevrelerin canını sıktı. Olayın asla "şık" durmayan, benzeri görülmemiş ölçüde sorumsuz ve hedef saptırıcı tarafları bir yana, pratik sonuçları da fena olacak belli ki.

"Nedir bunlar?" derseniz, her şey ortada. Bizde "vur deyince öldür", "ustam yapar ben satarım" anlayışları hakimdir malum. Şimdi; baştaki otoritenin bu sözlerini, kendince algılamaya ve intikamla karışık yaranma duygusuyla ateşlenen kadrolar kök söktürecek basın mensuplarına. Nasılsa hesabı en üst perdede soracak olan kişi, yani bizzat baş müdürün kendisi de tavrını net biçimde koymuştur basına karşı. O, "arıza" çıkaran alt kadrosuna "neden böyle davrandın bakayım?" diye hesap soracak değildir elbet.

Basına bilgi sızdırıyor!..
Duyduk ki mesleğin en ağır işçilerine, yani polis muhabirlerine daha şimdiden şube ve kısım kapıları büyük ölçüde kapatılmış. Memurlar ve amirler yıllardır kader birliği yaptıkları gazetecilerle selamlaşırken bile görülmekten kaçınır olmuş. Öyle ya; birinin çıkıp da "filanca basına bilgi sızdırıyor" diye jurnallemesinden korkuyorlar. Yılların basın odası kapatılmış, yerine telefon kulübesinden hallice bir yer verilmiş.

Tenhalarda menhalarda
Bunun bir de sokak haberciliği kısmı var tabii ki. Yani; yangına, cinayete, yürüyüşe, çatışmaya, gaspa, darpa, kapkaça, hırsızlığa, soyguna, maça, kazaya giden muhabir, foto muhabiri ve kameraman tarafı var işin. Günün 24 saati çalışırken, bazen kör karanlıklarda, ücra köşelerde, mezarlık kuytuları, varoş kıyıları, kuş uçmaz kervan geçmez orman diplerinde bile iş olunca atlayıp işe giden gazeteci kadrolar var. Onlar nasıl çalışacak, nasıl bir tavır görecekler güvenlik(!) güçlerinden acaba?

Kendi payıma şu konuşmaları duyar gibiyim şimdiden.

-Polis; Çekmeyin len. Basıp gidin buradan çabuk!.

-Gazeteci; Ne diyorsun sen kardeşim? Ben görev yapıyorum burada.

-Defol git dedim. Kırdırma şimdi bana makineni de kemiklerini de.

-Doğru konuş! Ne biçim davranış bu?

-Çok konuşma da defol git. Zaten bu memlekette ne oluyorsa hep sizin gibi adiler yüzünden!..

Kanlı mı kansız mı?..
Abartılı mı geldi size bu sanal konuşma? Olabilir... Hayatında bu pozisyonda çalışmak zorunda kalmayanların anlayabileceği, öngörebileceği bir şey değil bu. Ama işi bilenler, şu yukarıdaki sanal konuşmaların aslında çok cılız kaldığını, gerçeğin bundan çok daha sert, acımasız ve (inşallah yanılırım) vurdulu, kırdılı, hatta kanlı geçeceğini hesap eder rahatlıkla.

Peşinden değil peşin uyarı!..
Madem ki hazretler bu kadar peşinatlı davranıyorlar, biz de peşin peşin koyalım tavrımızı. Bundan böyle makul ölçüler içinde görev yapan gazetecilerin kılına polis tarafından zarar gelirse baş müsebbip bellidir. Metropollerde emniyet müdürlüğü yapmayı, filmlerin kasaba şerifi olmakla karıştıranların yeri sadece ortalık yanarken gidilen Letonya ya da lig maçlarında değil, meslek yaşamlarında da tribünler olacaktır.

Anaya arvada sövmek mi? Töbe!..
AKP Milletvekili İncekara; "Erkekler fırsat buldukça kadınları aşağılıyor. Mesela en çok kullanılan 'anasını avradını' küfrü var. Bu küfrün ağır suç sayılmasını arzu ediyorum" deyip, yasa teklifi vermiş...

Yani bu teklif yasalaşırsa bunu diyenin vay haline olacak.

Bu haberi okuyunca aklıma, kimin söylediğini hatırlayamadığım o ünlü dizeler geldi. Eski bir halk türküsünü yakan aşık diyordu ki

Eşşeği saldım çayıra. Otlaya karnın doyura

Gördüğü düşü hayıra, Yoranın da avradını!..

Uzmana danıştım
Yazıişlerinden Fikret kardeşim türkülere meraklıdır diye ona koştum hemen. O da hatırlayamadı. Sonra açıp Musa Eroğlu ustaya sordum.

- Abi selam. Şu eşşeği saldım çayıra diye başlayan sözler kimindi?

Dünyalar tatlısı ve bilgesi Eroğlu Usta gülmeye başladı. Dedi ki

- Yav Savaş'ım git bir yerden oku. Bana sormamış ol...

Şaşırdım önce. Sonra ısrar ettim, yine de demedi sözleri kimin söylediğini.

Ben de açtım, İnternet'teki türkü sitelerinden buldum tamamını. Bulur bulmaz da kıpkırmızı kesildim önce. Sonra da Musa Hoca'nın gizli nüktesini anlayıp epey bir güldüm. Meğerse sözler şöyle bitiyordu

Kazak Abdal söz söyledi. Yıktı köyü dan eyledi

Sorarlarsa kim söyledi, soranın da avradını...

Neler yasaklansın?
Tekrar arayıp, karşılıklı epey bir kıkırdaştıktan sonra durumu anlattım Eroğlu'na. Bu kez de acı acı gülüp dedi ki. "Sayın milletvekiline selam olsun. Ama kendi zihniyetini söylemlerini de bir gözden geçirsin hele. O söylemlerin içinde kadını esasen aşağılayan, 'kadın yer altında gerek' diyen anlayışa da karşı çıksın sayın vekil. Ve mümkünse 'Eksik etek, kaşık düşmanı, dan ayaklı, saçı uzun aklı kısa' türünden, yüzlerce tanımlamayı da yasaklatsın...

Memleket de mazbut, ahali de
Terör odakları beceremediler işte. Vatandaş diledikleri, öngördükleri gibi "terörize" olmadı. Bayramı bayram gibi kucaklayıp, şer odaklarının oyununu bozacak tarzda, tavırda davranıyor herkes. İşte Eminönü kıyılarında düneyin görüntüleri. Ve işte binlerce insanın normal yaşam hal ve hareketleri.

KIYMIK

OTOPSİ
Yarım Hoca imandan, yarım Cerrah candan çıkarır!

ISRAR
Kerem Yılmazer adının, Şehir Tiyatroları sahnelerinden birine konmasında ısrarcı ve takipçiyiz...


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır