kapat
24.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



Türkiye'de laiklik olmadan demokrasi yaşamaz

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen 'Askerlerin hassas olduğu iki konu vardır, biri terör öteki laiklik' diyor ve ekliyor 'Aslında bunlar sivil işidir.

Öymen'e göre zaman zaman hükümetler laikliği zedeleyici davranışlara anlayış göstermişlerdir. Bunun cezasını ise toplum ve rejim çekmiştir


CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ile yaklaşık 10 gün önce konuşmuştuk. O zaman gündemimizde İlerleme Raporu, Kıbrıs şartı ve Uyum Yasaları vardı. İstanbul'da birbiri ardına yaşanan terör saldırılarından sonra gündem aniden değişti ve Öymen röportajını bir türlü yayınlayamadım. Öymen Kıbrıs konusunda asla taviz verilmemesi gerektiğini düşünüyor. İlerleme Raporu aşamasında hükümetin yeterince siyasi irade gösteremediğinden yakınan Öymen her şeye rağmen AB konusunda çok da umutsuz değil. "Biz AB'ye gireceğiz. Türkiye'nin AB'den dışlanması demek, Avrupa'nın kendi ideallerini ve kendi yüksek değerlerini inkar etmesi demek olur. Hep birlikte AB için uğraşıyoruz. Bunun için sadece hükümetlerle konuşmak yetmez, sivilleri de katacaksınız." Öymen ile yeni kitabı "Türkiye'nin Gücü" üzerine konuştuk. Öymen'e kitabındaki ihtilaller bölümü üzerine demokrasi ve askeri ihtilallerin Türkiye'de el ele olup olamayacağını sordum.

SOSYAL HAKLAR ÖNEMLİDİR
* Hükümetin Uyum Yasaları için yaptığı yasa değişikliklerini sürekli eleştiriyorsunuz. Nedir yapılan yanlışlar?

-Örneğin sosyal haklarla ilgili birçok mevzu var. Türkiye sosyal haklar konusunda maalesef çok geridir. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün pek çok sosyal haklar içeren birçok sözleşmesini henüz onaylamamıştır. Ayrıca kadın-erkek eşitliği hakkında birçok uluslararası norm var, biz bunda da gerideyiz. Buna benzer somut örnekleri çoğaltmak mümkün. Önemli olan Türkiye'de demokrasinin, insan haklarının kökleştirilmesi sadece ve sadece AB beklentilerini yerine getirmekle olmaz.

* AB bu yolda bir araç değil mi? Yani demokratikleşme için bu yasaların zaten yapılması gerekmiyor mu?

-Gayet tabii. Bunları yerine getirdiği için Türkiye yanlış bir iş yapmıyor. Demek istediğim bu reformların kapsamı AB'nin beklentileri ile sınırlı tutulmamalıdır. İkinci olarak da eleştirdiğim mevzu hükümetin yönetimde kadrolaşma gibi yöntemleri AB'yi öne sürerek ortaya koymasıdır.

* Siyasette askerin rolü her zaman üzerinde tartışılan bir konudur. Siz yeni çıkan "Türkiye'nin Gücü" isimli kitabınızda ihtilallerin göründüğünün aksine demokrasiyi yaşattığını söylüyorsunuz. Ne demek bu?

-Bazı köşeyazarları kitaptaki bu bölümle ilgili olarak değerlendirmeler yapmışlar. Zannediyorum ki mesajım tam olarak anlaşılamadı. Türkiye milli iradeye dayalı bir sistemle yönetiliyor. Bu süre içinde iki defa askerin doğrudan bir kez de dolaylı yoldan müdahalesi oldu. Ama bu müdahaleler başka ülkelerde görüldüğü gibi askerler içinde bazılarının çıkıp da Türkiye'de bir diktatörlük kurma hevesinden kaynaklanmadı. Yunanistan'da da darbeler oldu ama oradaki hedef askeri bir yönetim kurmaktı. Portekiz'deki askeri idare belki 40 yıl sürdü ve tam bir diktatörlüktü.

* Peki askerin yönetime el koyması, yani darbe nasıl demokrasiyi getirebilir?

-Türkiye'de demin örneklerini verdiğim gibi olmadı. Askeri müdahaleler kısa sürdü ve hedef bir an önce demokrasiyi rayına oturtmaktı.

KEŞKE MÜDAHALE OLMASAYDI
* Yani iyi mi oldu sizce?

-Hatalar yapılmıştır, keşke hiç olmasaydı müdahaleler. Keşke demokrasi kendi süreci içinde eksiklerini giderseydi. Keşke böyle bir askeri müdahaleye Türkiye hiç ihtiyaç duymasaydı. Çok insan bundan zarar görmüştür, düşünce sahipleri, yazarlar, gazeteciler çok ıstırap çektiler ama buna rağmen herkes kabul etmiştir ki Türkiye'de askerlerin hedefi siyaseti bertaraf ederek idareye el koymak değildir.

* Ben yine de darbe ile demokrasiyi pek bağdaştıramıyorum açıkcası. Bir de sizin gibi sol bir parti üyesinden bunu duymak şaşırtıyor doğrusu.

-İşte bu enteresan. Anayasa profesörü rahmetli Bülent Tanör'ün bu konuda önemli bir değerlendirmesi var. Diyor ki, 27 Mayıs İhtilali, biçimsel olarak uygulanış biçimine bakıldığında anti-demokratiktir ama özü ve ülkeye getirmek istediği değerler açısından demokratiktir. Örneğin ihtilalden hemen sonra yapılan ilk iş ülkenin en ünlü anayasa profesörlerini bir araya getirerek ülkenin şimdiye kadar kabul edilmiş en liberal ve demokratik anayasasını yazmak olmuştur.

* 28 Şubat'ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Askerler Türkiye'nin laiklikten uzaklaşması riskine karşı ağırlıklarını hissettirmişlerdir, bu darbe şeklinde olmamıştır. Buna ihtiyaç olmasaydı daha iyi olurdu. Türkiye'de bir İran benzeri rejim kurma heveslileri sokağa dökülmeseydi bunların hiçbiri olmazdı. Keşke siviller halletseydi ama hükümet ve partiler muhalefetin uyarılarını dikkate almamışlardır ve ülkeyi çağın gerisine götürebilecek laiklik karşıtı akımlara çok müsamalı davranmıştır.

* Demin anayasadan bahsettiniz. CHP, 82 Anayasası'nı gerçekten de değiştirmek istiyor mu? Yani anlattıklarınızı göz önüne alırsak, sanki pek de hevesli değilsiniz.

-Tam tersine biz anayasada pek çok değişiklik yapılması gerektiğini savunduk. Yalnız değişimi desteklerken bunu gözü kapalı bir şekilde yapmadık. Hükümetin uyum yasaları bahanesiyle AB üyeliğiyle hiç de bağdaşmayan bazı girişimler içine girmesine biz engel olduk.

HER BİNADA BİR İBADETHANE
* Ne gibi?

-Örneğin her binada ibadethane açma eğilimini biz engelledik. Bizim karşı çıkmamız üzerine hükümet bunu teklif bile edemedi. Seçimlerde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü Gözlemcileri'nin davet edilmesinin bir yasa hükmü haline gelmesine biz mani olduk.

* MGK hakkında ne düşünüyorsunuz? Biliyorsunuz yetkilerinin kısıtlanması gündemde.

-MGK Genel Sekreterlik Yasası'nda değişiklik yapılırken biz, askerin ilke olarak toplumda daha az görünür ve daha az etkili rol oynaması fikrine karşı çıkmadık. Ama 'MGK tamamen işlevsiz hale getirilmelidir' zihniyetini eleştirdik. Avrupa ülkelerinde de benzer kuruluşlar var. MGK'nın kaldırılması AB için ön şart olarak sunulmamalıdır.Hükümetin getirdiği yasa değişikliğine göre bizzat Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın MGK Genel Sekreterliği'nden bazı araştırmalar yapma talebinde bulunma hakkı bile kaldırıldı. Bunlar son derece abartı ve aşırı.

* Sizce Türkiye'de askerin rolü ne olmalı?

-Diğer demokratik ülkelerde neyse o olmalı. Türk askerinin idereyi ele geçirmek veya milli iradeyi bir tarafa bırakarak idareye yol verme gibi bir eğilimi yoktur. Hassas oldukları konular vardır. Bunlardan biri terörle mücadele ikincisi de laikliktir. Terörle mücadelede devletin kararlı bir tutum içinde olmasını savunmuşlardır.

LAİKLİK SİVİL BİR KONUDUR
* Peki sizce bu iki konu demokratik ülkelerde siyasi partilerin ve meclisin gündeminde değil midir?

-Tabii bunlar aslında siyasi partiler ve meclis konularıdır. Bilhassa laiklik sivil bir konudur. Ama eğer siviller zaman zaman hükümetler bu konuda laikliği zedeleyici girişimlere müsamaha göstermişlerse ve hatta buna öncülük etmişlerse bunun doğurabileceği sonuçları çok iyi irdelemek gerekir. Bundan toplum zarar görür, bunun sonrasında güvenlik sakıncaları ortaya çıkar, rejim tahrip olur. Türkiye'de demokrasinin laiklik olmadan yaşaması zordur. Laiklik ve demokrasi el ele gider. Laiklikten rahatsız olan çevreler olduğunu biliyoruz ama onların laiklik olmadan demokrasiyi yaşatabileceklerine de hiç ihtimal vermemek lazım.

* Bir taraftan demokrasi çabaları, bir taraftan askerin gölgesi bu ikisi el ele olabilir mi sizce?

-Kendi tecrübelerime göre konuşabilirim. Ben Dışişleri Müsteşarı olduğum dönemlerde askerlerle çok yakın işbirliği yaptım. O dönemde askerlerin iktidarın belli başlı konularda mutlaka gerekli kararlar alması yönünde olduklarını hatırlıyorum. Örneğin Kardak tamamen bir sivil karardır.

Kıbrıs milli davadır
Denktaş için çözümsüz diyorlar. Denktaş'ın şimdiye kadar izlediği politikalar aslında daima Türkiye ile işbirliği içinde yürütülmüştür. O bakımdan hiç kimse bunları Denktaş'ın kişisel politikaları gibi yorumlamamalıdır. Yani Denktaş'ın savunduğu hangi görüş vardır ki Türkiye bunu savunmamıştır? Kıbrıslı Rumlar'ın en büyük hatası geçmişte Yunanistan ile aralarını bozmaktı. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler bunu hiç yapmadılar. O bakımdan bugün o hatanın yapılması çok yanlış olur. Denktaş yanlış bir isim değil. Yani böyle liderlerin politikacıların kimliğinden kişiliğinden bağımsız olarak bu mesele Türkiye ve KKTC'de yaşayan Türkler için bir varoluş meselesidir. Onun için biz buna "Milli Dava" diyoruz. Milli davalar şahısların çok ötesinde başka temel unsurlara dayanır. Herkes çok iyi anlamalı ki AB için KKTC'nin temel çıkarlarından vazgeçecek değiliz.

AKP'nin yöntemi yanlış
Hükümetin AB tam üyelik hedefini destekliyoruz. Biz de aynı amaçla çalışıyoruz. Yalnız hükümetin izlediği yöntemleri benimsemiyoruz. İlerleme Raporu'nun Türk halkını incitici yönlerini dile getirmeye çalışıyorum. Fakat bakıyorsunuz hükümetin rapor hakkındaki açıklamasında hiçbir eksikliğe yer verilmemiş, sadece Kıbrıs'tan bahsediliyor. Rapordaki suçlamalar kabul edilir gibi değil. Biz de zaman zaman özellikle işkence konusunda duyumlar alıyoruz ama münferit olaylardan yola çıkıp tüm Türkiye'yi zan altında bırakmak çok büyük bir yanlıştır.

Balçiçek PAMİR


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır