|
 |
|

SAVAÅž AY
Bu nasıl Emniyet Müdürü konuşması?
Kulaklarıma inanamadım. Koskoca İstanbul Emniyet Müdürü, hem de şehit polis cenazelerinin önünde, hem de tüm silah arkadaşlarının duyguları doruklara ulaşmışken, sorumsuzluğun tarihteki en büyük örneklerinden birini veriyordu. Medya mensuplarını açık hedef gösteriyor, "Hem şehit olan polislerin, hem de ölen yurttaşlarımızın sebebi basındır" diyordu.
Töbe töbe!..
Bununla da yetinmiyor, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na hitaben çağrıda bulunup "Eğer medyada sorumsuzluk olmasaydı, şu anda bu şehitlerimiz burada yatmıyordu, şehit vermeyecektik, 27 vatandaşımız ölmeyecekti. Ancak sorumsuz yapılan bu yayınlar, özgür basın adına, maalesef 27 vatandaşımızın şehit olmasına sebep olmuştur. Yakalamak üzereydik, takip etmek üzereydik. Şu anda buradaki şehitlerimize tören yapmıyor olacaktık. Bunun için mutlaka Basın Yasası'nda bazı değişikliklerin olması lazım Sayın Başbakanım.''
Tarihe geçer bu konuşma
Allah akıl, fikir, sağduyu versin hepimize. En başta da elindeki devlet gücünü kişisel hissiyatlarına göre manüpile ve ajite edip başımıza daha büyük musibetler salmaya kalkanlara ihsan etsin bu hasletleri. Emniyet Müdürü Cerrah Bey bu tarihi(!) konuşmasının sonunda işi tamamen kişiselleştirmiş ve esas niyetinin teşkilatını değil kendisini eleştirenlere husumet olduğunu ele vermiştir.
Kendinize gelin
Nasıl mı? Şu sözlerle "Ancak burada yapmış olduğumuz her şey faile uzanmak üzereyken, 1 saat arayla ve ikinci olayın failinin de kaçmasına sebep olmuştur. Bu mudur basın? Ve arkasından bazı basın mensupları, sorumsuzca benimle ilgili bazı yazılar yazmakta tereddüt göstermemişlerdir. Bunun en iyi cevabını vatandaşımız verecektir."
Hesapsa kimden kime?
Malumu ilam edelim haydi Emniyet teşkilatı sadece Sayın Cerrah'ın değil hepimizin teşkilatıdır. Bizlerin evladı, anası, babası, kardeşi, yakını, komşusu olan insanlardan oluşmaktadır bu teşkilat. Ve elbette söylediği gibi müdür beye en iyi cevabı halkın kendisi verecek, muhtemelen de ilk cümle de "İlk patlamalar olmadan önce ortada basın filan yoktu. Onun hesabını kimden soracaksınız acaba sayın müdür?" diyecektir. Ondan gayrısını da elbette bizzat hedef gösterilen Türk Basın mensupları soracaktır Sayın Cerrah'a.
Prezervatifli dokumacılık!..
Hindistan'da aile planlaması için halka bedava dağıtılan prezervatifler iplik dokumada kullanılıyormuş. Uyanık bir Hintli, prezervatifin yağlı bölümünü İpek Sari üretilen tezgahın mekik kısmına sürünce makinelerin hızı artmış. Sonra bu tüm sektöre yayılmış. Bizde baston kırılmasını (!) önlediğine inanılan prezervatifler, orada iplik kırılmasını da önlüyormuş. Bu haberi okuyunca aklıma eski bir Karadeniz fıkrası geldi. Bilmeyenlere anlatayım.
Ay parçası
Temel ve Fadime evlendikten sonraki 8 yılda art arda 7 çocuk sahibi olunca önlem almak istemişler. Lâkin bakmışlar ki prezervatifler pahalıya patlıyor. Yeni icat çıkarmışlar. Temel gitmiş iki yumak yün almış, Fadime de prezervatif şeklinde bir kılıf örmüş. Yıkayıp yıkayıp kullanmaya başlamışlar. Lâkin bir süre sonra yeni bir çocukları doğmaz mı? Ama Allah'ın bir hikmeti olaraktan, son doğan çocuk, öbür 7'sinin aksine, ay parçası gibi güzelmiş. Bir gün kahvede sormuşlar Temel'e
- Yav Temel senin bu son çocuk pek güzel maşallah. Nasıl oldu bu iş Temel kardeş?
Temel cevap vermiÅŸ hemen
- Eeee tabi ki de güzel olacak uşaklar!.. Süzmedur süzmeee!..
Reiki yayılınca din elden gider mi?
Feng Shui (beş element) ve Ayurveda'dan sonra Uzak Doğu kökenli mistik öğretilerin bugünlerde en ilgi çekeni Reiki'ymiş. Birçok dost arkadaş anlatıyor ki; özellikle de beyaz yakalılar arasında hızla yayılıyor, yaygınlaşıyormuş Reiki. Oldum bittim böyle gizemli, derinlikli, felsefi muhabbetlere ilgi duyarım. Reiki'yi bu kadar pohpohladıklarını duyunca ne mene bir şeydir diye araştırıp, karıştırdım. Seanslara takılanlara sorunca, ortalık gül ve gülistan. Zannedersin ki Park Ve Bahçeler Genel Müdürlüğü'nün kullanma kılavuzu gibi bir şey...
Aman aman cıız!..
Lâkin öküz altı buzağı arama timleri gibi dolaşan malum zevat "dinden çıkarıcı, sapkınlık yapıcı şeylerin mütenmmim cüzü" diyor da başka bir şey demiyor. Şimdi içinizden "Ne ötüp duruyor bu sakallı? Ne Reiki'si, ne dinden imandan çıkması yav?" diyenleriniz de oluyordur. Hadi gelin ucundan acuk açayım mevzuu.
Eski camlar bardak mı?
Efendim Reiki nam öğreti; ruhsal çalışmalara dayanan ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı binlerce yıllık bir teknikmiş aslında. Batı'ya yayılmaya başladığında "Evrensel Yaşam Enerjisi" diyerekten tercüme edilmiş. "Yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi" diye anlatanlar da var. Keseden gidersek; Reiki bir Ruhsal Şifa Tekniği...
Din mi yoksam bu?
Her "burnum salatalık" diyene bir avuç tuz alıp koşmaya meyilli, mebzul vatandaşımız vardır malum. İşte onlar, kaynağının tee Tibet'te olduğu sanılan bu Reiki nanesine fena bordalamış ruh ve beden teknelerini. Neymiş; bedenlerinde meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için girişiyorlarmış bu işe. "Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz." diyorlar...
Ben araştırırım valla!..
Ama ben din alimleriyle birkaç sohbet yapınca gördüm ki anlattıkları kadar masum ve erdemli olduklarına inanılmıyor bu kardeşlerin. Şimdilik araştırmalarımın ön aşamasındayım. Ünlü, süslü, güçlü isimlerin de kendilerini epey bir kaptırdıkları bu Reiki muammasını tam olaraktan çözünce, öğrendiğim her şeyi ilk size anlatacağım, sözüm söz...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|