kapat
23.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL



ÖMER ÇELİK


Doğu, Batı ve Ortaçağ

Son olaylarla beraber en çok öne çıkan soru, "Bu eylemleri yapanların Türkiye'den ne istediği?" şeklindedir. Eylemi yapan adres olarak en çok El-Kaide ihtimalinin dikkate alındığı düşünülürse, bu durumda "El-Kaide, Türkiye'den ne istiyor" sorusu öne çıkmaktadır.

Belli bir açıdan bakanlar, Irak savaşına girmemiş, bu savaş dolayısıyla ciddi bir sıcak teması olmamış olan Türkiye'nin hedef seçilmesinin anlamsız olduğunu, bunun da eylemi yapan odak olarak El-Kaide dışındaki ihtimalleri güçlendirdiğini ileri sürmektedir. Kuşkusuz İstanbul'da meydana gelen lanetli saldırıları El-Kaide ya da benzeri bir örgütün yaptığına dair kesinkes bir şey söylemek zor. Fakat bu ihtimalin en güçlü ihtimal olduğu da ortadadır. Yukarıdaki sorular El-Kaide ihtimalini ortadan kaldırmamakta, tam tersine güçlendirmektedir.

El-Kaide ile sembolleşen dünya algısının ve çağdaş toplumların kazanımlarına dönük savaş biçiminin, Ortaçağ karanlığından beter bir vahşete denk düştüğünü görmek gerekmektedir. İslam kültür ve medeniyet havzasının uzun tarihi boyunca temel insanlık değerlerini hedef alan kimi marjinal örgütlenmeler ya da yorum biçimleri görülmüştür. İslam düşüncesinin "ana damar"larının, bu tip yaklaşımları vurgulu biçimde reddetmesi sayesinde yaygın bir renk haline dönüşememişlerdir.

Şimdi ise ilk defa, İslam düşüncesinin ve bu tarih havzası içinde yer alan toplumların belli dinamiklerini istismar ederek, belli bir yorum biçimine yaslanan ve buradan vahşet üreten bir örgütlenme küresel ölçekte ortaya çıkıyor. Küreselleşmenin imkanlarını kullanarak ortaya çıkan bu vahşet odağı, İslam tarih havzasına ait belli hassasiyetleri ve dinamikleri "Ortaçağ karanlığını" yeninde üretmek üzere kullanıyor. Bunun önünde engel olan, Doğu ve Batı değerleri arasında insanlık adına doğru bir sentezi üreten "Türkiye modeli"nin bunların doğal hedefi olduğu da açıktır. Türkiye'yi Türkiye yapan her şey bu vahşetin hedefi durumundadır. Çünkü bu vahşet gıdasını, Türkiye'yi Türkiye yapan değerlerin sentezinden değil, çatışmasından elde etmektedir.

Bu durum bile tek başına çok dikkat edilmesi gereken yeni bir gelişme ile karşı karşıya olunduğunu gösteriyor. Ortaya çıkan bu durum karşısında İslam tarih ve medeniyet havzasının kanaat önderlerinin önünde bir "medeniyet sınavı" vardır. Bu durum karşısında "hafifletici sebep" arayışı kadar insanlığa kasteden bir arayış olamayacağını açıkça belirtmek gerekir. Bu tip örgütlerin kimler tarafından kullanıldığı, nasıl manüpile edildiği ve belli istihbarat faaliyetlerinin yönlendirmesine açık oldukları şeklinde ortaya serilebilecek gerçekler, bu örgütlerin yaslandığı argüman dünyası ile hesaplaşmak ve bunu mahkum etmek bakımından mazeret üretmeye sebep olmamalıdır. İnandığı değerlerin yüceliğine inanan herkes, bu "Ortaçağ karanlığı" ile "insan olmanın değeri" arasına kesin ve kalın bir çizgi çekmek zorundadır. Doğu'ya düşen ödev budur.

Bunun hemen karşısında ise Batı'ya düşen çok temel bir "medeniyet ödevi" vardır. Birincisi ve en önemlisi, bu terör şebekelerinin istismar ettiği değerler ile bu değerlerin gerçek zeminini birbirinden titizlikle ayırmak. Politik çıkar ya da kısa vadeli stratejik hesaplar adına, bu değerler ile bu değerlerin istismar edilme biçimlerini birbirine kasten karıştırmak veya karıştırılmasına göz yummak, kimsenin yararına olmayan acı sonuçlar doğuracaktır. Zaten bugün ortaya çıkan bu acı tablonun alt yapısında belli değerler ile bu değerlerin çıkar adına manivela gibi kullanılmasının karıştırılmasına göz yummak vardır.

Öte yandan, ortaya çıkan tabloyu kullanarak dünyayı kaba bir "asayiş düzeni" ile başbaşa bırakma çabaları, terörün istediği ortamı tetikleyecektir. 11 Eylül olaylarından sonra, çağdaş değerlerin kazanımlarını tehlikeye atacak ve demokrasiyi kısıtlayacak şekilde "asayiş politikaları"nı öne çıkarmak, "terörün ikizi" denilebilecek gelişmelere çanak tutmuştur. Demokratik hassasiyetleri zedeleyecek şekilde "asayiş devleti"ni öne çıkarmanın öbür yüzünde "küresel terör"ü besleyen bir ortamın olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle "Ortaçağ karanlığı" ile mücadele etmek adına demokrasiyi eksiltmenin, çağdaş değerlere ve özgürlüklere karşı "engizisyon mantığı"nı hortlatacağını görmek şarttır. Terör şebekelerinin "Ortaçağ karanlığı"ndan daha vahim ideolojileri ve eylemleriyle mücadele etmenin en kötü yolu, devletlerin çağdaş özgürlüklere karşı "engizisyon yöntemleri"ni seçmelerdir. Bu ikisinin "siyasal ikiz" olduğunu unutmamak gerekir.

Terör karşısında ne olursa olsun, çağdaş değerleri ve özgürlükleri korumak, yüzlerce yıl sonunda elde edilmiş kazanımları "asayiş mantığı"na kurban vermemek, en doğru mücadele yöntemidir. Batı'ya düşen ödev de budur...


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır