|
 |
|

Son kez sahnedeydi
Terör saldırılarında hayatını kaybeden Kerem Yılmazer'in naaşı, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'ndaki törenin ardından Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra toprağa verildi
Levent'te 20 Kasım günü gerçekleştirililen bombalı saldırıda hayatını kaybeden tiyatro, sinema ve seslendirme sanatçısı Kerem Yılmazer için, çalıştığı Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde bir tören düzenlendi. Türk bayrağına sarılı olan Kerem Yılmazer'in cenazesi, sahnedeki büyük bayrakla örtüldü.
İSMİ YAŞATILSIN
Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği Başkanı Orhan Alkaya, şiddetin aralarından çok kıymetli canları aldığını, ancak şiddete teslim olmayacaklarını belirterek, "O tevazuydu, hoşgörüydü, meslek saygısıydı, çok arayacağız, çok özleyeceğiz" diye konuştu. Alkaya, "Teröre boyun eğilmeyeceğinin göstergesi" olarak Şehir Tiyatroları'nın bir sahnesine Yılmazer'in adının verilmesini istedi.
KOSTÜMÜ DE KONDU
Törene katılan Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu da Kerem Yılmazer' in anısının ve tiyatro sevgisinin tiyatroyla birlikte yaşayacağını söyledi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna da, terörün karanlığından sanatın ışığıyla çıkılabileceğini vurguladı. Yılmazer'in dostları ve sevenleri törene büyük ilgi gösterirken, kalabalık nedeniyle programda aksamalar yaşandı. Çok sayıda yabancı basın mensubunun da izlediği törende, Kerem Yılmazer'in naaşının sahnenin yarısını kapatacak büyüklükte bir Türk Bayrağı ile örtüldü ve Türk Bayrağı üzerine sanatçının son olarak rol aldığı "Bizans Düştü" adlı oyunda giydiği kostümü konuldu. Tören, bir din görevlisinin salonda bulunanlardan Yılmazer için "helallik" istemesinin ardından, sanatçının naaşının alkışlar eşliğinde cenaze arabasına taşınmasıyla sona erdi.
EŞİ ÇOK BİTKİNDİ
Teşvikiye Camii'nde öğle namazının ardından kılınan cenaze törenine çok sayıda sinema ve tiyatro sanatçısı katıldı. Oldukça bitkin olduğu gözlenen Yılmazer'in eşi Göksel Kortay, cami avlusunda taziyeleri kabul etti.
"Ölüm yeniden diriliştir"
Yılmazer için düzenlenentörende konuşan Başbakan Erdoğan, "Ölüm bir yok oluş değildir. Ölüm aslında yeniden bir diriliştir. Ben Sayın Yılmazer'i, bu direnişin simgelerinden bir tanesi olarak görüyorum" dedi. "Özgür yaşamımızı bombalar susturamayacaktır" diyen Erdoğan şöyle konuştu "Acımasız terör, sevgili Yılmazer gibi birçok insanımızı aldı. Yılmamamız gerekiyor. Bu tiyatro salonlarını, daha çok doldurmak suretiyle bunun cevabı verilebilir. milletimize ve insanlığa, tekrar 'geçmiş olsun' diyorum."
Güzel bir insanın ardından
Ülkemiz çok güzel bir insanını, çok önemli bir değerini yitirdi saldırılar sırasında. Kerem Yılmazer'in herkese nasip olmayan çok önemli yeteneklerinin ötesinde, kolay kolay kimseye nasip olamayacak farklı bir özelliği daha vardı Çok efendi bir insandı Kerem. Öyle yapmacık filan değil. Allah vergisi bir kibarlığı vardı. Ne kimseye sesini yükseltir, ne kimseyi kıracak bir hareket yapar, ne de kimsenin kendisini kırmasına neden olacak bir ortam yaratırdı. Böyle bir ölümü hiç haketmedi. Yazık oldu bu güzel insana. Böyle kişiler kolay kolay yetişmiyor. Daha da önemlisi kolay kolay dünyaya gelmiyor...
Telefon çaldı, açtım oğlum Deniz ağlıyor. "Baba Kerem Ağabey ölmüş" dedi. "Hangi Kerem?" diye sorduğumu, "Yılmazer" cevabını aldığımı hayal meyal hatırlıyorum. Allah biliyor ya, hiç patlamayla bağdaştırmadım onun ölümünü. Kalp krizi filan diye geçti aklımdan.
CAN ARKADAÅžIMI TANIYAMADIM
Yazıişleri odasındaydım. Levent ve Taksim patlamalarını adım adım yaşamış, sonra paldır küldür haber işine dalmıştık. Biraz kendime gelir gibi oldum. Teknik yönetmen İlhami'ye döndüm, "Kerem Yılmazer ölmüş" dedim. "Evet patlamada ölmüş. Arabasının içinde fotoğrafı var. Ama arkadaşınsa bakma. Çok feci" dedi. Birden ayıldım. Evet fotoğrafı ben de görmüştüm ama gerçekten tanıyamamıştım can kardeşimi.
"Ulan vicdansızlar, ulan Allahsızlar" diye bağırmak istedim. Sonra belki inanmayacaksınız, Kerem aklıma geldi ve utandım. Kerem duysa bu "ulan" lafından da, diğerlerinden de çok rahatsız olurdu. Yuttum hepsini. Tıpkı bütün olanları hep birlikte yuttuğumuz gibi...
NİKÂH GÜNÜ SKANDALDI
Hayatınızda, büyük bir skandala şahit oldunuz mu? Ben oldum. İki dostum Kerem Yılmazer'le Göksel Kortay evleniyorlar. Eşimle koştura koştura gittik. Nikâh töreni için Kenter Tiyatrosu'nu ayarlamışlar. Halit Kıvanç ağabeyim de sunuculuğunu üstlenmiş. O zamanlar nikâh memurlarının dışarıda nikâh kıyması gibi bir alışkanlık yok. Nasıl ayarlamışlarsa ayarlamışlar, nikâh memurunu tiyatroda nikâh kıymaya razı etmişler. Sarılmalar, öpüşmeler derken sıra nikâha geldi. Yanlış hatırlamıyorsam Yıldız Kenter de sahnedeki masada şahit olarak oturuyordu. Tam Kerem 'evet' diyecekti ki...
NİKÂHI BASAN KADIN KİMDİ?
"Utanmaz herifffff" diye bir ses ortalığı inletti. Sahnede kurulu nikâh masasındakiler dahil herkes sesin geldiği tarafa döndü. Başörtülü bir kadın, kucağında kundaklanmış bebeğiyle sahneye doğru hamle yapıyor. Kerem'in rengi bembeyaz oldu, Göksel Kortay elini alnına götürüp, resmen geriye devrildi. Kadın Anadolu şivesiyle bar bar bağırıyor 'Bu bebek ne olacak, bu bebek. Yaparken başkasıyla evleneceğini söylemiyordun.' Gözüm sahnedeki Yıldız Kenter'e takıldı, inanılmaz bir panik içerisindeydi. Bir iki kişi kadını engellemeye çalıştı. Ne mümkün. Fırladı sahnenin üzerine çıktı. Baktım nikâh memuru da bembeyaz bir yüzle yerinde doğrulmuş sıvışmak üzere. Ama kadın onun da davranmasına imkan vermeden kucağındaki bebeği "Al ulan al, al da piçini başına çal" diye masanın ortasına patlatıverdi.
KÖYLÜ KADIN PERRAN'MIŞ
Ve aynı anda çıt çıkmayan salon gülme krizine tutuldu. Çünkü masaya vurulan bebek kundağının içinden ortaya güller, karanfiller saçıldı. Eeeee iki ünlü tiyatrocunun nikâhında da bu kadar oyun olacaktı tabi. Köylü tipli kadını gerçekten tanımıyordum. 80'li yılların başında tiyatroseverler dışında kimse tanımıyordu ya. Ama gerçekten çok başarılıydı doğrusu "Kimmiş" diye sorduk, Perran dediler. Şimdinin büyük oyuncusu Perran Kutman.
KENDİ DE BİLMİYORMUŞ
Bu nikâh olayını yıllar sonra bile bu Kerem'le konuşur, gülerdik. Nikâh'daki küçük oyundan ne kendisinin ne de eşi Göksel Kortay'ın haberi yokmuş. Nikâh şahidi Yıldız Kenter bile koluna sarılıp "Ne oluyor Kerem" diye sormuş. "Zavallı Göksel şoka girmişti" diye anlatır, hatta o zaman 88 yaşında olan babasının annesine dönüp, "Mahvolduk hanım" dediğini de söylerdi. Bu heyecanlı ama güzel planın organizasyonunu planlayan Haldun Dormen'e Kerem'in cenazesinin kaldırıldığı günde anısını tekrar hatırlattık. Dormen, dostunun ardından şunları söyledi "Nikâhında hazırladığımız şaka sırasında yüzü kireç gibi olmuştu. Bir ara kalp krizi geçirecek korkusuyla pişman bile oldum. Şimdi ise hiç haketmediği bir kalleşlikle aramızdan ayrıldı."
YARIN
Muhittin nasıl Kerem oldu?
Turgay NOYAN - Erhan DOĞAN - Murat KEKLİKÇİ - Mehmet ÇALIŞKAN
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|