|
 |
|

MEHMET TEZKAN
Medyayı eleştirenler dünü ne çabuk unuttu
Üstüste yaşadığımız dört bombalama eyleminden sonra dillerden düşmeyen bir söz var
Sorumlu yayıncılık veya medyanın sorumluluğu..
"11 Eylül'den sonra Amerikan medyasının tutumunu örnek alın" diye başlayan söylem ağızlara sakız oldu.. Başbakan dahil, bakanlar, üstdüzey bürokratlar, medyaya ders verir edasıyla, Amerikan medyasını örnek gösteriyorlar..
Sanki bu ülke medyasının hiç deneyimi yokmuş gibi.. O deneyimlerden doğan reflekslere sahip değilmiş gibi..
Hemen şunu belirteyim..
Bırakın terör eylemini.. Trafik kazasından sonra bile kan ve dehşet yansıtan görüntülerin ekrana yansıtılmasına karşıyım..
İnsanlar üzerinde derin travmalar yarattığını biliyorum..
Benim üzerinde durmak istediğim konu farklı..
Terörle mücadelenin çeşitli yöntemleri vardır.. Bunun başında da psikolojik savaş gelir.. Devleti yönetenler uzun yıllar medya ile işbirliği yaparak bu savaşı verdi..
Başarılı da oldu..
Biraz geçmişe gidelim..
PKK köy basar.. Bütün köyü, kundaktaki bebeği bile kurşuna dizerdi..
Bu kanlı olayların fotoğrafları, görüntüleri medyada yer almadı mı?
Aldı..
O zaman kimse neden sorumlu yayıncılık nutukları atmadı?
Neden?
Çünkü konjonktür bunu gerektiriyordu.. Terörle mücadele edenler, terör örgütünün kanlı yüzünü göstermek için bu görüntülerin yayınlanmasını istiyordu..
Törerle mücadelenin bir parcasıydı bu.. Kimse 'İnsanların ruh halini bozar' demedi..
O günlerde bunları yayımlamak değil, yayımlamamak sorumsuzluktu..
Çatışma sonrası ölen onlarca PKK militanının teşhir edildiği günleri unutmadık.. Medyanın bu görüntüleri yayımlaması istenirdi.. Özellikle TRT uzun uzun verirdi..
Devleti yöneten hiç kimse 'Bunlar ürkütücü yayınlar' diye eleştirmedi.. 'Yaptırım uygularım' diye tehdit de etmedi..
Tam tersi.. En fazla devlet televizyonu yayınladı.. Çünkü bunun bir amacı vardı.. O gürüntüler, PKK'nın gençleri kandırma çabalarına, girişimine verilen yanıttı..
"Söylendiği gibi, vaadedildiği gibi hayat toz pembe olmayacak" deniliyordu.. Sonunun böyle olacağı mesajı verilmek isteniyordu..
Gelelim büyük kentlere..
Polis bir hücre evini basar.. Saatler süren çatışma sonrası, hücre evine savcıyla birlikte medya da girerdi..
Delik deşik duvarlar, öldürülen teröristlerin görüntüleri ekrana yansırdı..
Bırakın 'sorumlu yayıncılık' adına engellemeyi.. Bakanlar, yayımlayalım diye ricacı olurdu..
Niye?
Gençler örgütün gerçek yüzünü görsün diye..
Hizbullah'ın toplu mezarları medyanın eşliğinde açılmadı mı?
Beykoz'da öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun ceset fotoğrafını medyaya kim verdi?
O günleri hatırlayın.. Bu saydığım görüntüleri ekrana yansıtmayanlar neredeyse vatan haini ilan edilecekti..
Amerikan medyasını örnek göstermeye kalkanlar, geçmişi unutmasınlar..
Türkiye'nin medyasıyla birlikte verdiği mücadeleyi yabana atmasınlar..
Törerün her çeşidini yaşayan, terörün hedefi olan, şehit veren, usta kalemlerini yitiren medyaya 'sorumluluk' dersleri vermeye kalkmak haksızlık değil mi?
Medyanın refleksi var, deneyimi var, konjonktürün neyi gerektirdiğini iyi biliyor.. Belki de herkesten çok daha iyi biliyor..
Devleti yönetenler kadar sorumlu, onlar kadar bilinçli..
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|