kapat
22.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



HINCAL ULUÇ


Cumhur'un başkanı var mı?..

Saat birdi, İngiltere Başbakanı Blair'i ekranda gördüğümde.. Biri on geçe de Amerika Başkanı Bush konuştu..

Türkiye'yi nasıl kucakladıklarını, demokrasi ve özgürlüğü hedef alan terörizme karşı nasıl bizimle beraber savaşacaklarını anlattıkları ve acımızı yürekten paylaştıklarını söylediklerinde..

Yani patlamadan sadece iki saat sonra, ama binlerce kilometrede ötede..

Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nı ekranda gördüğümde güneş batmıştı. Recep Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın şerefine verdiği iftira katıldıktan ve olayın üzerinden saatler geçtikten sonra halkının karşısına çıkabilmişti.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ise kelimenin tam anlamı ile kayıptı..

Böyle günlerde ateş düştüğü yeri fena halde yakar. Onları teselli edebilmenin, acılarını hafifletmenin imkanı yoktur. O insanlara sadece moral verilebilir.. Dayanma gücü sağlanabilir.. "İşte bakın yanınızdayız" diyerek ateşten uzak olanlar ise dehşete düşerler.. Toplum panikler.. Yaşam darmadağın olur.. Onların da ihtiyacı olan şey gene moraldir..

Felaket günlerinde, devletin tüm güçleri ile yanlarında olduğunu, onları kucakladığını gösteren, yarınlardan endişe edilmemesini söyleyen, "Devlet adamları"na, "Halk adamları"na ihtiyaç vardır.

11 Eylül New York'unda dünya tarihinin yaşadığı en büyük terör olayının en az sıkıntı ile atlatılmasının bir numaralı sahibinin, New York'un efsanevi Belediye Başkanı Gulliani olduğunu söylemiştim. Kuleler çökerken Gulliani oradaydı. Olay yerinde.. New York sokaklarında.. Koşarak, bağırarak, elinde megafon, emirler yağdırarak.. Manhattan'ı sokak sokak dolaşıp, insanlara "Normal yaşama dönün.. Hiçbir şey olmamış gibi yaşayın.. Teröre yenilmediğimizi, yenilmeyeceğimizi göstermenin en etkili yolu budur" diyerek.. Bire bir.. Yüz yüze.. Güneş battıktan sonra gece kulüplerini, diskoları dolaşmış, yas için kapılarını kapayan bu kuruluşların sahiplerine "Hayır.. Açın.. Açık kalın.. Sabaha kadar müzik çalın.. New York yenilmemeli" demişti.

New York ayakta kaldı.. Gulliani gibi bir lideri olduğu için..

Peki bir haftadan kısa zaman içinde arka arkaya dört bombalı saldırıya uğrayan İstanbul'da, Türkiye'de böyle bir devlet adamı, halk lideri gördünüz mü?..

Kapalı kapılar ardında çalışıyor, yazılı demeçler veriyor, nihayet, hasbelkader kendilerini bulan bir televizyon kamerasına, dünyanın en beylik, en klişe laflarını ediyorlar.. Bir kişi inanıyor mu acaba, o zaman!..

Böyle inandırıcı olmak mümkün mü?..

Cumhurbaşkanı saat 11.30'da tüm televizyonların ortak yayınında olmalıydı..

Başbakan, saat yarımı bulmadan Levent'te halkın arasında görünmeli, hastaneleri dolaşmalı "Acınız acımdır" demeliydi..

İstanbul Valisi saat 11'i beş geçe Levent'e yerleşmeliydi, tüm çalışmaları bizzat yöneterek.

İstanbul Belediye başkanı 11'i on geçe, İstiklal Caddesi'nde paniğe kapılmış halkın tam ortasında olmalıydı..

Ben Bush'tan, Blair'den önce, kendi liderlerimi görmeliydim karşımda..

"Yalnız değilim.. Sahipsiz değilim.. Kaderimle baş başa değilim" demek için Amerika Başkanı ve İngiltere Başbakanı'nı beklememeli idim..

Mesleği yaparak öğrenmek.. Akademi Hayat!..
Ertuğrul Ateş "Yahu Hıncal Ağabey gelip okulumu görmedin hala" dedi.. Ateş, yıllanmış dost.. Erkekçe'de beraberdik. Derginin bugün artık her biri bir başka usta, bir başka ünlü olan ressamlarından biriydi. "Erkekçe sadece bu açıdan tarihi bir görev yaptı" desem yeridir. Günün birinde her şeyi geride bırakıp, cebinde sadece bir uçak bileti ile Amerika'ya uçtu.. Cesarete bakın.. Ve orada sadece resim yaparak ve satarak mükemmel bir hayat yaşayacak bir düzeye ulaştı. Önde gelen ressamlardan biri oldu. Amerika ve Avrupa'da üne kavuştu. Sergileri olay yaratır oldu.

Son zamanlarda vaktinin çoğunu Türkiye'de geçirir oldu. Kazandıklarını ve öğrendiklerini bu ülke ile paylaşmak için..

İki büyük projeyi harekete geçirdi.. Birisi Hürrem adlı şov.. Sultanların Dansı'ndan yola çıkılmış. Osmanlı'nın en ilginç sultanının öyküsünü anlatıyor. Ertuğrul ve dostlarının ilişkileri ile, yurt dışı için hazırlanıyor, aylardır..

İkincisi beni aylardır davet ettiği, bir türlü gidemediğim Akademi Hayat..

Lise üzeri iki yıllık bir akademi bu.. Genelde sanat ve iletişim üzerine.. Mevcut okullardan farkı, tamamen sektörel bir kuruluş olması..

Yani akademi hangi konuda sınıf açıyor.. O sektör işin içinde, hatta başında..

Örnek..

Sinema Bölümü..

İki yıl boyunca, sinemanın ıcığını cıcığını öğreniyorsunuz.. Senaryosundan, kurguya, kameramanlıktan yapımcılığa..

Kiminle iş birliği yapılıyor, iki yıl boyunca.. Plato firması ile.. Yani işin başındaki adam Sinan Çetin..

Yani eğitime başladığınız gün, Türk sinemasının en önemli organizasyonlarından biri içinde buluyorsunuz kendinizi..

Televizyon bölümü ANS ile işbirliği içinde, programcılık, rejisörlük, kameramanlık eğitimini, TV film ve dizilerinde aktif görevler vererek öğretiyor. ANS.. Yani Abdullah Oğuz..

Bu tür okulların dünya çapındaki sorunu, teori ile pratik arasındaki kapanmaz uçurum, sektörel çalışma sistemi ile çözülmüş. Ateş, sistemi Amerika'da tanımış getirmiş.

Moda Tasarım Atölyesi Ferruh Karakaşlı, Resim/ Heykel, Ertuğrul Ateş yönetiminde mesela..

Ritmik Sanatlar, yani dans.. Doğrudan Hürrem Sultan projesinin içine yani..

Yeni Medya.. Yani iletişim sanatları.. İnternet.. Web grafik, dizayn ve yayıncılık.

Reklamcılık..

Halkla İlişkiler..

Digital sanatlar.. İki ve üç boyutlu animasyonlar, diğer bölümlerden bazıları..

Öğrencilere uluslararası değişim programları içinde yurt dışında workshop olanakları..

Daha fazla bilgi almak istiyorsanız, en iyisi benim yaptığımı yapın.. Tünel'in hemen yanında 471 numarada okulu ziyaret edip konuşun..

0 212 292 85 90'dan da bilgi alabilirsiniz.

Ya da www.hayatakademisi.com sitesine girebilirsiniz.

Hasan Özkay'dan, Jack Knight'a..
Hasan Özkay kim, Jack Knight kim diyeceksiniz.. Anlatacağım..

İkisi de fotoğrafçı.. Nur içinde yatsın, Hasan Özkay, Ankara'da yıllarca benim foto muhabirimdi.. Çok yakın da dostum.. "Gazoz Hasan" derlerdi, Rüzgarlı Sokak'ta ona..

Yıl 1979.. Split'te Akdeniz Oyunları'ndayız.. Nejat Kök, Hasan ve ben bir pansiyonda kalıyoruz.. Ev sahibimiz şirin, yaşlı bir Hırvat kadını.. Bir büyük odası var, orada Hasan'la Nejat.. Küçük odada da ben..

Yarışma programı yüklü.. Erkenden kalkıp işe gitmek gerek.. En erken kalkan Nejat.. Evin tek banyosuna dalıyor. Duşunu alıyor.. Kurulanıyor.. Ağır ağır saçını kurutuyor. Sonra alıyor eline fırçasını.. Beş dakika, on dakika.. Nerdeyse yarım saat fırçalıyor, tarıyor.. Saçlarını tam düzene sokuyor, banyonun tam kapısından çıkarken bu defa iki elinin parmaklarını saçlarının arasına tarak gibi sokup hızla karıştırıyor..

Ve sabahtan beri salonda benimle banyonun boşalmasını bekleyen Hasan işte o anda çıldırıyor.. Taranmış ama rüzgarda uçuşmuş saçlar modası mı, ne haltsa o zaman.. Ama Hasan deliriyor, her sabah..

"Sonunda gene çorbaya döndüreceksen, niye bir saat tarıyor, bizi boşuna bekletiyorsun Nejat Efendi.."

****

Londra'da Picadilly Meydanı'nda bir salondayız.. Karşımızda, dünyaca ünlü Pirelli takviminin 2004 baskısında yer alan dünyaca ünlü foto modeller var.. Onların arasında da bir fotoğrafçı.. Nick Knight.. Dev ekranda bu yılın takviminin nasıl hazırlandığını gösteren bir film izliyoruz. Orasını haftaya anlatacağım.. İlginç ayrıntılar var..

Sonu söyleyeyim..

Nick, gerçekten fevkalade erotik fotoğraflar çekmiş.. Ama takvimde bunların hiçbirisi yok.. Ne var?..

Çektiği yüzlerce fotoğraftan en çıldırtan 12'sini seçmiş.. Vermiş bilgisayara.. Sonra kendisini "Digital Picasso" ilan edip, tüm fotoğrafları bozmuş..

Kendisi "Merge ettim.." diyor.. "Melt ettim.." diyor..

Yani karıştırıp, eritip, kaybetmek demek bunlar..

Fotoğraflarda ne kadın kalmış, ne erotizm..

Yahu sonunda karıştırıp, eritip kaybedeceksen, aylarca süren bu çaba, milyarlarca lira masraf neden?..

Hasan Özkay, Londra'da yanımızda olsaydı, Nejat Kök'ten beter ederdi..

Nick' ben bile kurtaramazdım, Hasan'ın elinden..

****

Pirelli takvimleri sunuşu için yıllar sonra ikinci defa gittim Londra'ya.. Tesadüf, dünyada takvim efsanesi yapan, kadını en güzel resimleyen Pirelli'nin en kötü iki takvimi bana rastladı..

Ama gezi çok şirin, çok sıcak, çok eğlenceli ve çok ilginçti. Pirelli Türk Genel Müdür Yardımcısı Atilla Atalay, Halkla İlişkiler sorumlusu Melda Meram, konuklarını en iyi ağırlamak için harika bir program yapmışlardı.

Haftaya anlatacağım..

Harikasın Okan!..
Okan Bayülgen'e bayıldım.. Hem de nasıl bayıldım..

Hangisi Karısı oyununa giderken güleceğimi biliyordum, ama bu kadar kesiksiz kahkaha atacağımı, gülmekten yorulacağımı tahmin etmiyordum..

Ray Cooney'nin oyunları güldürür. Tamam.. Ötesi..

Ötesinin adı, Okan Bayülgen..

On parmağında on marifetli Okan'ın bir tiyatro oyununu nasıl yöneteceğini doğrusu çok merak ediyordum.. Gittim.. Gördüm.. Bayıldım..

Müthiş..

Bu tür komedilerin gerektirdiği tempoyu, ritmi nasıl yakalamış.. Oyuncuları nasıl yönetmiş.. Pes..

Okan'ın yönetmenliği, bir heves, bir fantezi kalmamalı..

Ne de iyi oynanıyor..

Gençler Volkan Severcan, Kerem Atabeyoğlu, Sanem Çelik, Ruhsar Gültekin harikalar yaratıyorlar.. Usta Ümit Yesin, bitiriyor, öldürüyor.

Çok hem de çok hoşça vakit geçirmek istiyorsanız eğer..

Gözünüz, gönlünüz, içiniz açılsın da istiyorsanız eğer..

Profilo Alışveriş Merkezine, Tiyatro Kare'ye gidin mutlaka..

Tiyatro Kare, bol tercihli bir program da sunuyor. Perşembe, cuma, cumartesi suare.. Çarşamba, cumartesi, pazar matineler..

www.tiyatrokare.com.tr

Gişe 0212 211 42 71

SEVDİĞİM LAFLAR
Sizi hedeflerinize götürecek kelimeler seçin.

Jeff Keller

TEBESSÜM
Vejetaryen kelimesi Kızılderili lisanından gelmektedir.

Manası "Tembel Avcı" demektir...

BİZİM DUVAR
Kişi başına düşen milli gelire oranla en yüksek milletvekili maaşı bizdeymiş.

En azından milletvekili maaşında birinciyiz.

Ünal Turgut


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır