|
 |
|

MEHMET BARLAS
Acaba bunlar taktik mi, yoksa stratejik ricatlar mı?
Açık ve seçik koyalım meseleyi.
AK Parti'nin genel politika çizgisi, biraz fazla kırık biçimde sürüp gidiyor.
AK Parti iktidarı, bir konuyu ortaya büyük gürültülerle atıyor.
Bu atılan konuyu ele alış biçimi ve konuya getirdiği reformcu yaklaşım da, genellikle doğru oluyor.
Ama sonra, Ankara'nın derinliklerinden bir tepki geliyor.
AK Parti iktidarı da, o konuyu "Sorun" halinde sunup kamuoyuna reform gereği çağrısı yapan başkasıymış gibi, sessizce geri çekiliyor.
Kendilerini reform beklentisine kaptırıp, görüş açıklayanlar ve destek verenler de, öylece ortada kalıveriyorlar.
"Başörtüsü sorunu"na girmek istemiyorum.
Neden Bülent Arınç başörtülü eşini, Cumhurbaşkanı Sezer'i uğurlamak için, havaalanının kamusal alanına götürdü ve sonra neden herkes ortadan çekildi gibi durumları, unuttuk bile.
Ama bakın şu "Kıbrıs sorunu"ndaki durumlara!
Meğer Tayyip Erdoğan'la Rauf Denktaş, "Çözüm" konusunda aynı görüşteymişler.
KKTC'nin kuruluş yıldönümü konuşmalarında, siz de bu izlenime kapılmadınız mı?
Belki Tayyip Erdoğan, Org. Hilmi Özkök ve Org. İbrahim Fırtına ile de aynı görüştedir.
Herhalde öyledir.
Bir ülkenin seçilmiş başbakanı ayrı politika izleyecek, o ülkenin generalleri ayrı politika izleyecek.
Anayasal, sivil bir demokraside böyle şey olur mu?
Sonuçta, Erdoğan'dan cesaret alıp, ona destek verenler, "çözümsüzlük çözüm değildir" söylemleri ile, ortada kalakaldılar.
Hatta Dışişleri Bakanı'yken KKTC'yi kurduran İlter Türkmen bile ortada kalmadı mı?
Peki şu "YÖK Reformu" meselesine ne demeli?
Önce Erkan Mumcu, arkasından Hüseyin Çelik, Milli Eğitim Bakanları olarak, "Reform" diye çıktılar ortaya.
Anayasa'nın, 12 Eylül Rejimi'nden kalma iki maddesi (130, 131) değişecekti.
Sonunda olay, müthiş bir geri çekilme ile sonuçlandı.
Şimdi üniversitelerde reforma destek veren öğretim üyeleri, YÖK'cü rektörlerin, dekanların elinde.
Sırada "Kamu Yönetim Reformu" var.
Önceki gün Etyen Mahçupyan da, "Zaman"da olayı çok güzel yorumladı.
Kamu reformu, devletin topyekun yeniden yapılanmasını amaçlıyordu.
Derken Genelkurmay'ın müdahalesi sonucu Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri, kamu reformu kapsamından çıkarıldı.
Mahçupyan'ın deyişi ile, "Bu kurumlar, kamusal alanın dışına çıkarılıp, özel koruma altına alındılar."
Bu sırada da, kamu görevlisi olmayan yurttaşlar, giysileri nedeniyle, kamusal alan içine alınmaktaydılar.
Bakalım bu kamu yönetim reformu hangi noktada duvara çarpıp, AK Parti'nin geri çekilmesine neden olacak?
Ama biliyoruz ki, tartışmaya açılan taslağın yasalaşması için, Anayasa'nın bazı maddelerinin değişmesi şart..
Yani durum, aynen YÖK reformundaki gibi.
Acaba sıra "Avrupa Birliği Projesi"ne de gelecek mi?
Sonunda Tayyip Erdoğan, "Bırakalım Avrupa Birliği'ni.. Biz de Avrasya Birliği'ni kuralım" der mi?
Eski İngiliz Başbakanlarından Douglas Home'un soyadı "hom" diye değil "Hiyum" şeklinde okunurdu.
Bu adamın dedesi subaymış. Savaşta birliğine ricat emri vermek için, "eve" anlamına "Home" diye bağırmış. O olayı unutturmak için de, adı "Hiyum" diye telaffuz edilirmiş.
ÅžAKA
Bakış açıları!
Başbakan Erdoğan, AK Parti grup toplantısında "Kamu Yönetimi Reformu"nu şu sloganla anlattı
- Değişimin yönetimi için, yönetimde değişim!
Ankara'da birileri, bunu şöyle algılamıştır.
- Statükonun değişmemesi için, yönetimde değişim!
PAKİZE SUDA HAKLI
Pınar Altuğ, hep rol mü yapmalıydı?
Pakize Suda, "Hürriyet"te, Pınar Altuğ'un başına gelenlere, bir başka açıdan yaklaşmış.
Suda diyor ki
- Erkekler söz konusu olduğunda sıradan bir olay sayılan "evliyken başkasına aşık olma durumu" Pınar'ın başına gelince, recmetmeye kadar vardı, varacak iş.. Öteki iki işinden oldu, şimdi üçüncüsünden de olmak üzere..
Konuyu biliyorsunuz. "Çocuklar Duymasın"da anne rolü oynayan Pınar Altuğ, gerçek hayatta rol yapmayıp, eşinden ayrılınca, elindeki işlerden uzaklaştırılmaya başladı.
Pakize Suda'ya katılmamak mümkün değil. Gerçekten, "En ufak olayda, hatta bazen fazla yanlı davranarak bayrak açan kadın yazarlar"a hayret etmemek de mümkün değil.
Bu dizilerdeki sanal dünyaya, galiba birileri kendilerini fazlaca kaptırıyor. Sanki herkes "Asmalı Konak"ta yaşamakta..
Acaba Elizabeth Taylor, arkadaşı Debbie Reynolds'un elinden Eddie Fisher'i alınca, ona kimse iş vermemiş miydi?
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|