kapat
02.11.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL



GREENCARD

EMRE AKÖZ


O pankarta şaşırmadım (2)

ÜNİVERSİTE VE İKTİDAR
Okurlarımızın çoğu tek gazete aldığı için önce konuyu özetleyelim...

Alper Görmüş ve Kürşat Bumin, Yeni Şafak gazetesinde 'Kronik Medya' başlıklı bir 'medya eleştirisi' bölümü hazırlıyor.

Cuma günü Görmüş, rektörlerin Anıtkabir yürüyüşünde açılan 'Ordu Göreve' pankartının medyada yer alış biçimini irdeledi. Rektörlerin, "Pankartın bizimle bir ilgisi yok" sözlerine bazı köşe yazarları inanmıştı. Olayın darbe özlemi duyan küçük bir grubun provokasyonu olduğunu düşünüyorlardı.

Alper Görmüş bu konuyu ayrıntılı bir biçimde ele aldıktan sonra şöyle devam etti

'Ya öyle değilse?'
Yukarıda zikrettiğimiz varsayım geçerliyse mesele yok, peki ya geçerli değilse? Ya durum, Sabah yazarı Emre Aköz'ün yazdığı gibiyse? Bakın, "O pankarta hiç şaşırmadım" başlıklı yazısında (28 Ekim) ne diyor Aköz

"Siz bakmayın yürüyüşü düzenleyenlerin bu pankartı kınamalarına... Onların hayali tam da bu! Ancak 'zamanlama' sorunu olduğunu düşünüyorlar. Yani 'Şimdi sırası değil, onun da vakti gelecek...' (...) Toplumdaki mayalanma henüz kıvamına gelmemişken, sonda söylenecek olan, hiç başta söylenir mi? Bu gençler de pek aceleci canım!"

Evet, ya yürüyüşe hakim olan "ruh" buysa?

Denebilir ki "Biz gazeteciyiz, 'niyet okumak' bizim işimiz değil..."

Denebilir tabii, ama hiçbir şeye yaramayan bir "objektiflik" olmaz mı bu? "Background" diye bir şey yok mu? Oraya bakınca 'rektörler'in 'pankart'ı kınamaları size samimi görünüyor mu?

Makro yapıya bakalım
Niye böyle düşündüğümü... Niye yapmaya çalıştığımın bir 'niyet okuma' olmadığını anlatmam gerekiyor.

Şöyle...

Gerçekten de olayın bir arka planı ('background') var. Benim 'makro' düşüncem şu Bir ülkenin siyasetinde, ekonomisinde, kültüründe temel yapılar vardır. Bu yapılar belli tipte ilişkiler, fikirler, sorunlar üretir. Ve o yapılar değişmedikçe dönüp dönüp aynı noktaya geliriz.

Şimdi gelin bunu üniversitelere uygulayalım.

Celal Bayar söylemişti
Zaten bildiğim bir şeyin en berrak ifadesini kimde buldum biliyor musunuz? Beni de şaşırtan bir isim Atatürk'ün başbakanlarından, Demokrat Parti'nin kurucusu, Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar!..

'Ne alaka' diyeceksiniz.

Türkiye Günlüğü dergisi 61'inci sayısında (Yaz 2000) Türkiye'nin en özgün düşünürlerinden İdris Küçükömer'in eski bir yazısını tekrar yayınlamıştı.

Küçükömer 30 Eylül 1969'da Ant dergisinde çıkan yazısında üniversiteyi inceliyordu. Hoca yazısına Celal Bayar'ın bir saptaması ile başlamıştı. Özetle şöyle diyordu Bayar

"1924 Anayasası ile devlet yönetimi ortaklığından çıkarılan ordu ve üniversitenin, Atatürk'ün şahsına duyulan büyük güven sebebiyle buna itiraz etmedikleri, yönetim haklarını tekrar ele geçirme çabasına girmedikleri, fakat sosyal bir miras olarak haklarını nefislerinde muhafaza ettikleri açıkça görülüyor.

27 Mayıs darbesinden sonra profesörler kurulu bir rapor hazırlamıştır. Bu raporda şöyle deniliyor 'Bir hükümetin meşruiyeti, sadece menşeinde, yani iktidara gelişinde değil, iktidarda kendisini bu mevkie getiren anayasaya riayeti ve millet efkarı, ordu, kaza (yargı) ve ilim müesseseleri (kurumları) gibi müesseselerle işbirliği yaparak hukuk nizamı içinde yaşaması ve devamıyla mümkündür.'

Yani üniversite, anayasada yazılı olsun olmasın, kendini devletin ortağı saymakta ve hükümetin meşruiyetini bu ortaklığı tanımasına bağlamaktadır."

'Sakın bana dokunma'
İşte olay bu!

Zaten Cumhurbaşkanı Sezer de geçenlerde "Üniversiteler devletin bir organıdır" demedi mi? Hocaları devletten maaş almayan özel üniversitelerin bulunmasına... Bilimsel çalışmanın özerk olması gerektiği ısrarla söylenmesine rağmen Sezer'in sözleri olduğu gibi kabul edildi. İtiraz eden çıkmadı.

Niye? Çünkü yapı böyle kurulmuş, mekanizma o şekilde işliyor. Eğer hükümet üniversitede bir değişiklik yapmaya kalkışırsa... Üniversite hemen bürokrasideki akrabalarına sığınır; "Cumhuriyet, laiklik, çağdaşlık" diye sesini yükseltir "Bana dokunamazsın çünkü ben devletin bir parçasıyım... Eğer çok ısrar edersen seni 'ordu' abime ve 'yargı' kardeşime şikayet ederim... Ayrıca bizimle ittifak kuran orta sınıfları ve öğrencilerimi de senin aleyhine harekete geçiririm" demektir bu.

'Sen görürsün gününü'
Bu kurumların birbirine destek oluşuna sadece 27 Mayıs'ta şahit olmadık. En son 28 Şubat sürecinde üniversite, üç beş çatlak ses hariç, 'postmodern' denilen buçuk darbenin yanında tam kadro yer aldı.

Dolayısıyla küçük bir grubun provokasyonu denilen o pankart apaçık bir tehdittir "Şu anda demokrasiye bağlıyım... Ama üstüme gelirsen bu pankartta yazılanı ben de açık açık söylemeye başlarım, o zaman görürsün gününü..."

Ulemanın ruhu yaşıyor
Demek ki yaptığımız 'niyet okuma' değilmiş. Ülkemizin siyasi yapısı maalesef böyle. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinden niye bu kadar çekiniyorlar sanıyorsunuz? Mevcut sistemden geçinenler ayrıcalıklarından hop diye vazgeçer mi hiç? Mırın kırın etmekten, darbe çağrısı yapmaya her türlü yola başvurarak kendilerini korumaya çalışırlar.

Osmanlı'da sarayla işbirliği yapan ulema sınıfının cüppesi, yazısı, ideolojisi Cumhuriyetle birlikte değişti. Ama ruh aynı ruh!

MUTLU ETMENİN SIRLARI

KADINLARI MUTLU ETMENİN SIRRI
1. Saçını okşa 2. Şımart 3. Gözlerinin içine bak 4. Gelecek planları yap 5. Yemeğe götür 6. Güldür 7. Teşvik et 8. Teskin et 9. Affet 10. Kapıyı tut 11. Isıt 12. Sarıl 13. Öp 14. TV kumandasını ver 15. Bekle 16. Birlikte rejim yap 17. O uyumadan uyuma 18. Ne istediğini önceden anla 19. Yeminler et 20. Günde yedi kez özür dile 21. Arkadaşlarına katlan 22. Yüzük al 23. Tıraş ol 24. Saç şeklini değiştir 25. Köpeği gezdir

ERKEKLERI MUTLU ETMENİN SIRRI
1. Soyun !!! (E-posta gırgırı)


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
hibe destekler

sizinkiler
Sarı Sayfalar
GreenCard
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır