|
 |
|

SOLİ ÖZEL
Asli hedef
Cumhuriyet'in 80. yıldönümü yalnızca Türkiye'nin değil yaşadığımız bölgenin ve dünyanın da hayli çalkantılı bir dönemine denk geldi. Ülke Cumhuriyet'in giderek daha demokratik bir yapıya kavuşma sancılarının sıkıntısını yaşıyor. Laik gelenek içinden gelenlerin, zamanında gerçekleştirmemekte çok ısrarcı oldukları siyasi açılımlar AB sürecinin de etkisiyle teker teker gündeme geliyor. Üstelik son radikal adımlar Cumhuriyet devrimlerine sert muhalefet etmiş bir siyasi akımın içinden gelen bir yeni siyasi sınıf tarafından gerçekleştiriliyor. Alışıldık sınırlar siliniyor ve ortaya çıkan belirsizlik alanında kafa karışıklığı korkuya ya da inada kolaylıkla dönüşebiliyor.
Cumhuriyet'in demokratikleşmesi kurucuların koydukları temel hedefin bugünkü doğal uzantılarından birisidir. Her köklü değişim ciddi bir iktidar kayması anlamına da geldiği için bu sürece direnilmesi de doğaldır. Bu bağlamda en temel meseleler siyasal İslam'ın sisteme Cumhuriyet değerlerini kabullenerek eklemlenmesiyle Kürt meselesinin siyaseten özgürlükçü bir çözüme bağlanabilmesidir. Tabii ki İslamcılara ve Kürtler adına konuşanlara da bu süreçte sorumluluk düşmektedir. Bu iki hedefe ulaşılabilmesi içinse yerleşik seçkinlerin Cumhuriyet'e ve bu rejimin 80 yıllık kazanımlarına, bu sürecin yarattığı topluma güvenmeyi öğrenmeleri gerekecektir.
Kendine güvenen Cumhuriyet
Değişen toplumsal sorunları yeni dönemlerin gündeme getirdiği ilkelerle çözmeye çalışmamanın ve kuruntulara, korkulara ülkeyi mahkum etmenin vebali de toplumun değildir. Türkiye'nin özgül ağırlığı bu iki sorunun çözümünden sonra kuşkusuz artacaktır. Ülke kendine güvenen bir Cumhuriyet'e uygun şekilde bir çekim alanı haline bu demokratik açılımı gerçekleştirdiği taktirde gelecektir. Dünyada Türkiye'nin önemi nerede olduğu kadar, hatta bazen ondan da fazla, ne olduğuna bağlı olarak artacak ya da azalacaktır.
Irak'ta ABD işgali altında da olsa bir değişim her şeye rağmen gerçekleşiyor. Ancak zamana karşı bir yarış da var. Kaos ile düzen arasındaki bu yarıştan kimin kazançlı çıkacağı, düzen önde çıkarsa Irak'ta nasıl bir rejimin kök salacağı henüz belli değil. Irak'ta sonuca ulaşıldığında Türkiye'nin 200 yıllık modernleşme macerasının son evrelerinde başarılı olması daha da önem kazanacaktır. Türk askeri Irak içlerinde olmasa bile Türkiye'nin etkisi ülkedeki gruplar tarafından hissedilecek, gücü kayda geçirilecektir.
Laiklik ve demokrasi
Türkiye'nin örnek oluşturmasında toplumsal ve kültürel boyutlar çok vurgulanıyor. Halbuki bugünün dünyasında kimlik sorunlarını hiç küçümsememek gerekirse de asıl konu ekonomik gelişme ve refahtır. Ekonomisi işlemeyen hiçbir ülkenin modeli itibar görmez, zaten ekonomisi kaynak yaratamayan laik ve demokratik ülkelerin bu özellikleri de tehlikeye girebilir.
Bu bağlamda uzun yıllar Malezya Başbakanı Mahatir Muhammed'in yardımcılığını yapan, İslamcı siyasetin önemli isimlerinden ve sonra Mahatir tarafından eşcinsel ilişkiyle suçlanarak hapse atılan Enver İbrahim'in İslam Konferası öncesi yazdığı bir yazıdaki sözleri önem taşıyor "Bir kültürel grup olarak demokrasiye en çok Müslümanlar direniyor gibi gözüküyor. Merkezi kontrol altındaki ekonomileri, en hızlı batanlar arasında. Bir nebze ekonomik başarıdan söz edebilecek az sayıdaki Müslüman ülke arasında Türkiye bunu laikliği ve demokrasisi, Malezya ve bir ölçüde Endonezya ise çalışkan Çinlilerin varlığı nedeniyle gerçekleştirebildiler".
80 yılın bu bilançosundan sonra asli hedef Cumhuriyet ile demokrasiyi kavgalı göstermemek olmalıdır.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|