|
 |
|

ÖMER LÜTFİ METE
Derin yoksulluk (I)
Toplumun gündeminde her zaman ağırlıklı yeri olan "derin devlet" tartışması, YÖK sayesinde bir kere daha hararet kazanıyor. Özellikle 28 Şubat'ın muhatapları arasında bu kaygının daha derin olması doğal. Konuyla ilgili olarak yazılı ve sözlü sorulara muhatap oldukça sürekli tekrarladığım "Türkiye'de derin devlet yok, derin çeteler var" yollu cevapla kimseyi tatmin edemediğimi de gözlüyorum.
Bu "sıcak" şartlar altında konuyu daha kökten sorgulamak farz oldu.
Önce "derin devlet", "gizli servis", "komplo teorisi", "stratejik değerlendirme" gibi başlıkların kardeşliğini sürekli akılda tutarak konuyu kendi gerçekliği içinde çerçevelemek şart
Uluslararası terör ve uluslararası uyuşturucu ticareti de dahil, dünyanın bütün büyük pislikleri bu başlıklar altındadır.
Tiksinsek de gerçek değişmeyecek, olabilecek en ileri hukuk devletlerinde ve en adil uluslararası barış kümelenmelerinde dahi asla saydamlaşmayacak çok geniş bir alan bulunacaktır. Derin veya gizli devlet etkinliği "insanlık tarihinde yıldızın parladığı anlar" içinde katlanılabilir ölçülere gerilese de çoğunlukla fitne baskındır. İnsanlığın asıl sınavı, ürkütücü gizliliği ile adeta yeryüzünün "metafizik" gücü haline gelmiş bu şer sistemleri iledir.
Ağanın zincirlenişi
Böyle inandığım için de hiçbir "derin devlet" örneğini ahlaka uygun mekanizma olarak görmem
"En iyisi Hacı Beşir, o da değirmende yoğurt öğütür."
İşin doğası gereği, en azından bir zaman sonra bütün "derin devlet"ler çarpıklaşır, kirlenir, kendisine gerekçe oluşturan ülkülere ihanet eder ve denetimi imkansız hale gelir. En gelişmiş hukuk devletlerinde bile bu gizli mekanizma, hesap vereceği sivil iradeyi aşar. Ne kadar güçlü bir iktidar olursanız olun, karanlık bir iş gördürdüğünüz kişilere "suç ortaklığı" ile esir düşersiniz. Bu, kahyasına gizli cinayet işleten çiftlik sahibinin bir süre sonra müşterek suç yüzünden kendi mülkü üstünde rehin düşmesidir.
Ne var ki; dünyanın bugünkü düzeni içinde, herhangi bir ülkenin doğrudan en tepedeki siyasi sorumluya bağlı ve ona hesap veren bir "derin devlet" mekanizmasına sahip bulunmaması onu, yerel, bölgesel ve küresel kötülüklerden ve ahlaksızlıklardan korunaklı hale getirmez.
Boşluk doldurulur
O zaman da bizdeki gibi meydan, kendini "derin devlet" yerine koyma savaşı veren "derin çete"lere kalır, böylece daha yaygın bir kirlenme kaçınılmaz hale gelir. Üstelik böyle durumlarda bünyenizdeki her "derin çete", küresel çetelerin ve güçlü ülke "derin devlet"lerinin "operasyon birlikleri" halini alıverir.
Bu "derin çete"lerin karmaşa alanı olma hali, ülkenin siyasi sistemi ile de, güç çapı ile de ilgili değildir. Farklı şartlar ve farklı sebeplerle aynı sonuç doğabilir.
Nitekim ABD ve Türkiye; hem siyasi yapı, hem de çap itibariyle çok farklı iken aynı çizgide buluşur. ABD, doğrudan en tepedeki siyasi sorumluya bağlı "derin devlet" ilkesini benimsediği halde tam bir irade keşmekeşi yaşar. Orada bir sürü lobi ve düşünce kuruluşu, birer "derin çete" olarak küresel fitne üretirler. Bizde ise, siyasi yapı en tepedeki sorumlu olan başbakanı "derin" işlerden soyutladığı için, gizli mekanizmaların zorunlu hiyerarşi içinde yönetilmesi ve denetlenmesi imkansızdır. Onun için birden fazla "derin devlet" tufeylisi vardır ama "derin devlet" yoktur. Yine onun için bu ülkede "devlet etme" işi başkalarınındır.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|