|
 |
|

İLKER SARIER
Yönetenler sınıfta kaldı
Dün erkenden kalktık. Cumhuriyet Bayramı idi...İstanbul'da hava pırıl pırıldı...
Eşim, çalıştığı üniversitedeki kutlamalara gidiyordu, en şık elbiselerini giymiş oğlum ise Mustafa Sarıgül ile Cumhuriyet yürüyüşüne katılacaktı.
Onları bıraktıktan sonra gazeteye geldim.
Cumhuriyet ilaveleri ile zenginleşmiş gazetelere baktım, yazıları okudum, sonra yazıya oturdum.
Cumhuriyetimizle ilgili bir şeyler var içimde, esas olarak "iyi duygular" bunlar.
Ülkemden "şikayetçi" değilim. Yılmış, usanmış, yaka silkmiş de değilim.
Cumhuriyet'in, serbest seçimlerin, hür millet iradesinin, yasalar mevcudiyetinin, nispeten oturmuş Cumhuriyet kurumlarının, Meclis'in, gelenekselleşmiş siyasi teamüllerin ve kazanılmış uluslararası hakları korumakta "kararlı" Silahlı Kuvvetler'imizin değerini çok iyi biliyorum. Ülkesini seven milletimden de yakınacak halim yok.
Ekonomideki dinamizmi görüyorum. Kişi başına gelirin SGP üzerinden 6 bin doların üzerinde olmasından memnunum.
Bu açıdan ulusal gelirin 450 milyar dolara yaklaşmış olması, Türkiye'nin dünyada ilk 20 büyük ekonomi içinde yer alması da memnuniyet verici...
Ekmek hala 300 bin lira, pazarda domates 500 bin lira, biber 700 bin lira, patates soğan 600 bin lira, peynir, zeytin ulaşılmaz değil...
Türkiye'de, biraz artı "çaba" ile muhtaç düşmeden yaşamak mümkün hala...
İftar çadırları tıklım tıklım doluyorsa da, bu ille de "Afrika düzeyinde" bir açlık ve sefaletten değil...
Yani genelde, şu Cumhuriyet'in 80'inci yılında oturup hüngür hüngür ağlamak için bir sebep yok...
Fakat, bir şeyler var eksik...
Atatürk'ün 15 yılda yaptıklarına bakıldığında, bunun üzerine geometrik bir katlama ile çok daha muazzam bir yapı oturtulabileceği halde, ihmal edilmiş şeyler var...
Atatürk sonrası Türk siyaset sınıfının ve yönetici kadrolarının ihmal ettiği bir şey bu...
Şu şekilde de özetlenebilir benim içimden atamadığım duygu
Bazı ülkelerin ve milletlerin, bizi geride bırakmış olmasına sinirleniyorum, bunu hazmedemiyorum bir türlü...
Bizim neyimiz eksikti diye haset ediyorum.
Neyi ihmal etti yönetici kadrolar diye düşünüyor, şu noktaya varıyorum.
Galiba, "millet" ve "ülke" kavramları ve hatta "rejim" kavramları her zaman ön planda tutuldu da "birey" kavramı hiç hesaba katılmadı Türkiye'de...
Bireyin sağlığı, eğitimi, insanca yaşaması, özgür ve güvende olması için gereken alt ve üstyapı kurumları ihmal edildi
Türk devletinin çok "güçlü" olduğunu farzedelim, Cumhuriyet'in de yıkılmaz bir kale...
Peki, Türk insanı, sadece devletinin gücü ve Cumhuriyet'in yıkılmazlığı ile mi gurur duymalıdır? Bununla yetinmeli midir?
Yoksa, kendi varlığı, yaşantısı ve başarıları ile de mi gurur duymalıdır?
Toplumsal güven içinde olmasıyla, gelecek kuşaklara bırakacağı kazançlar ve artılarla da gurur duymalı değil midir?
Bir başka ifadeyle; bir insanın, ülkesi, devleti, rejimi ile gurur duyarken, kendisiyle gurur duyamaması feci bir çelişki oluşturmuyor mu?
80. yılda vicdanlı ve dürüst bir test yapacak olursak, Türk yönetmiş kadroları sınıfta kalmışlardır.
Bayram kutlu olsun elbette ama gerçekler de konuşulsun, değiştirilsin...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|