|
 |
|

SOLİ ÖZEL
Davetiye
Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığına aday olduğu açıklandığında kamuoyunda bir ferahlık yaşanmıştı. Kendisine dayatılan Süleyman Demirel tercihini, Mesut Yılmaz'ın gayretleri ve kamuoyunun da şiddetli tepkisi nedeniyle Meclis reddetmişti. Ancak kendi içinden çıkan adayların hiçbirisi de kamuoyunu tatmin etmiyordu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın adaylığının yarattığı olumlu havada iki etken vardı. Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümlerinde Başkan olarak yaptığı konuşmalarda Türkiye'de giderek kökleşmeye başlayan hukuk devleti arayışına sahip çıkmasıydı. AB yönüne bakan, liberal hukuk anlayışıyla en azından barışık bir düşünce yapısına sahip olduğı izlenimi vermişti.
İkinci etken, muhtemelen daha önemliydi. Daha sonra trafik ışıklarında durma, markete alışverişe gitme gibi alışkanlıklarla iyice pekişecek olan bir duygu, yani Sezer'in Özal ya da Demirel olmamasının yarattığı sempati. Burada da bu iki siyasetçinin iyi ya da kötü birer Cumhurbaşkanı olmalarından çok hayat ve siyaset tarzlarının ülkeyi yormuş olması önemliydi. Toplum bu yorgunlukla siyasi maliyeti ne olursa olsun tevazuya prim vermeyi tercih etmişti.
Bu bağlamda Sezer'in çıktığı makamı doldurup dolduramayacağı da o dönemde pek tartışılmamıştı.
Cumhur'un Başkanı oldu
Hukukun üstünlüğünü, bazen kuralları çok dar bir çerçeveden değerlendirse bile uygulamaya geçirmesi, AB hedefini Harp Akademileri dahil her platformda savunarak dile getirmesi, yolsuzluklar konusundaki duruşu Sezer'in desteğinin sürmesini sağlamıştı. Öyle ki 2001 Şubat'ındaki ekonomik krizi tetikleyen inanılması güç skandal olayda Cumhurbaşkanı'nın payı toplumca hemen hiç tartışılmamış, Sezer o olaydaki sorumluluğu konusunda korumaya alınmıştı.
Sezer'in, hayat akışının, formasyonunun ve ilgilerinin kendisini hazırlamadığı bir konumda bulunduğuna kuşku yok. Siyasi bir makamın gerektirdiği siyaset anlayışına, pratiğine ve kişilik yapısına sahip olmadığı da söylenebilir. Çankaya'nın Türkiye'deki fikir alışverişlerinden, toplumdaki dinamiklerin niteliğini ne ölçüde özümsediği de meçhul.
Ahmet Necdet Sezer aslında devletin başı olmayı başarıp Cumhur'un başkanı olmayı benimseyememiş bir kişi intibaı uyandırıyor. Yaşanmakta olan davetiye ayıbının ötesinde bir sorun bu. Sezer, dünyanın ve Türkiye'nin alışılmadık, sürprizlere açık, krizlerle dolu dünyasında toplumu kucaklayıcı bir lider olmaya teşebbüs dahi etmedi.
Leke sürecek skandal
11 Eylül'ün şokuyla sarsılmış bu toplumu, Afganistan'a ve Irak'a yönelik savaşlar nedeniyle sıkıntı duyan insanları, Türkiye'nin istemediği sulara girmesi ihtimalinden kaygılanan ama çaresizlik hisseden vatandaşlarını rahatlatacak hiçbir teşebbüste bulunmadı. Bütünlüğünü temsil ettiği topluma, yaşanan olaylarla ilgili olarak hitap etmeyi, Türkiye'nin nerede ve neden durduğunu anlatmayı, kısacası onlara yönelik bir sıcaklık göstermeyi gerekli görmedi.
Cumhuriyet'in 80. yılı kutlamalarına leke sürecek olan davetiye skandalını da bu genel bağlamda görmek gerekir belki. Kucaklayıcı, çelişki ve sürtüşmeleri yumuşatmaya çalışan, yani mevkiinin sorumluluğuna uygun davranan bir Cumhurbaşkanı bu krize yol açmazdı.
Millete ait bir bayramda Cumhuriyet'in 80. yılındaki hükümet kompozisyonunun, toplumsal çeşitliliğin aslında Cumhuriyet'in en büyük başarılarından birisi olduğunu idrak ederek yıldönümünü şenliğe çevirmeye katkıda bulunabilirdi.
Yazık ki yapamadı.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|