|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Arif Bey'in yelkenlisi karada gidiyor
"Üç yanı denizle çevrili ülkede niye deniz sporlarında bu kadar geriyiz" sorusunun yanıtlarından biridir, bu ülkenin bitmez tükenmez, mantıksız, anlamsız, aptalca bürokrasisi.. Ne zamandır yazmayı düşünürüm, olmaz bir türlü.. Derken Gani Müjde'nin Aktüel'deki yazısı önüme çıktı. Ben ne demek istiyorsam hepsini anlatmış Gani.. Altına imzamı koyup sütunlarıma almaktan başka yapacak şey kalmadı..
Beni asıl üzen ne biliyor musunuz?. Bunlar bu ülkenin geri kalmışlığının yığınla örneğinden biri.. Zaman zaman yazılır söylenir, kimsenin kılı kıpırdamaz. Bu defa da öyle olacak.. Kimse üzerine alınmayacak.. Kimse yanıt verme gereği duymayacak.. Bu iş böyle sürüp gidecek.
Bir Denizcilik Bakanı olsa, kendini muhatap kabul eder miydi acaba?..
Neyse.. İşte Gani Müjde/Hıncal Uluç imzalı yazı..
***
Garanti Bankası'nın bir reklamı var televizyonlarda şu sıralarda dönen.
Emeklilik çağı gelen adam gözyaşları içinde eşyalarını topluyor ve veda ediyor arkadaşlarına.
Dışarı çıktığında ise kıskanç bakışların arasında teknesine binip uzaklaşıyor. Olacak şey mi?
Sakın şimdi "emekli parasıyla olur mu bu işler?" edebiyatı yapacağımı sanmayın.
Benim ilgilendiğim konu emekli olup gerçekten denizcilikle uğraşmak isteyen birinin bürokratik makamlar arasında tramola atmaktan bunu asla gerçekleştiremeyeceği yönündeki iddia -ki kesinlikle doğru...
Diyelim ki reklamdaki Arif bey emekli oldu.
O tekne ile hayatta denize inemez.
Bir kere denize elverişlilik belgesi alamaz. Şusu yok busu yok diye süründürürler adamı.
Sonra tonilato belgesi almaya gelir sıra. O belge için de aylarca sürünürsün. Amatör denizcilik belgesi için eğer bir aracıyla işini görmüyorsan yanmışsın zaten.
Aylarca hastane kapılarında beklemekten sağlığını kaybedersin bir sağlam belgesi almak için.
Basuruna kadar bakarlar adamın.
Ben gittiğimde bir doktor "ön takımlarıma" bakmak istemişti durup dururken. "Doktor bey ikinci eş değil, amatör denizci belgesi almaya gelmiştim" dedim de kurtardım durumu.
Tut ki emekli Arif amca azimle şey etti, aletini gösterdi, basuruna baktırdı ve amatör denizci belgesini aldı; denize açılacak artık di mi?. Kesinlikle olmaz...
Bu kez de Transit log alması lazım.
"Nereye gidiyon hemÅŸerim?"
"İstanbul'dan Marmara Adası'na gidecem kısmetse."
"Yaaa? Şu evrakları tastamam doldur.
Demirbaş defterinle, mürettebat listenle ve tonilato belgenle gel.
Benim eşref saatime denk gelirse alırsın transit logunu..."
İşte böyle sindir sindir sindirilir emekli Arif amca.
Ama tut ki sinmedi, azimle şey etti, betonu deldi Arif amca ve transit log da aldı.
Bu kez de Sağlık Müdürlüğü'ne gidip teknede veba, tifüs, kolera yoktur gibi beyanlarda bulunup Patenta almak zorunda.
Hani karayoluyla Bandırma'ya giderken kimsenin sormadığı o şey var ya... Ondan alacak illa ki. Almazsa hem para hem hapis cezası var.
Sahil güvenlik yakalarsa yandı zaten.
Yasalarımıza göre şu andaki hiçbir tekne denize çıkamaz çünkü ve sahil güvenlik sıkı bir kontrol yapsa bütün tekneleri denizden toplamak zorunda kalır. Velhasıl kelam, reklamda Arif beyin arkasından kıskançlıkla ağlayan arkadaş üzülme...
Arif bey o tekneyi satmıştır çoktan.
Kahvede okeye dönüyordur şimdi...
***
Sevgili Gani, fark etmediğin bir şey var. O adam senden akıllı.. Denizde sürmüyor ki tekneyi.. Atmış bir kamyonun arkasına keyfine bakıyor. Orada karışan görüşen yok..
Fener'den de feryat!..
Önceki haftalarda Galatasaray ve Beşiktaş stadlarının tribünlerinden gelen iki canhıraş feryadı sayfamıza almıştık. Her iki taraftan "Yazdıklarınız az bile" diyen yığınla e-mail daha geldi.
İlave.. Bir yığın da Fenerbahçe taraftarı "Bizde de durum farklı değil" diye eklendi.
Bunları okuduğunuz zaman aslında tahmin ettiğiniz feci gerçekle burun buruna geliyorsunuz.
Tribün terörünün ardında, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın yönetimleri var. Bu terörü maddi, manevi destekleyenler bu üç kulübün yöneticileri..
İyi seyirciyi statlardan kaçıran holiganları, yöneticiler, kendi kişisel baskı guruplarını oluşturmak için ya da popülist sebeblerle, ya da daha fecisi, korktuklarından destekliyor.
Valinin, emniyet müdürünün yaptığı toplantılar, aldıkları önlemler boşuna.. Yönetimlerden kaynaklanan bu destek devam ettiği sürece, holiganizmin boyutları hızla büyümeye devam edecek.
Günün birinde tribünlerde "İyi seyirci" kalmayacak.
Ya da kan dökülecek..
..Ve devlet, bugüne dek göz yumarak işbirliği yaptığı yönetimleri ancak kan döküldükten sonra sorgulamaya başlayacak..
Vali ve emniyet müdürünü zaman zaman maçlarda şeref tribünlerinde görüyorum. Baş holiganların yanında oturduklarını düşünüyorlar mı acaba?.
Bu hafta size, adı ve adresi gene bende saklı bir Fenerbahçe taraftarının mektubunu sunuyorum.
****
Geçen hafta yayınladığınız iki seyirci/okuyucu mektubunu okudum. Zavallı insanlara tribünde yapılanlara inan olsun hiç hayret etmedim. Çünkü, bu adamlar (Beşiktaş'ta Çarşı grubu, Galatasaray'da Ultraslan'ın parasız varoş takımı, Fenerbahçe'de Genç Fenerbahçeliler) tamamı yöneticilerden torpilli, stadda dokunulmazlıkları olan, hatta seyirci üzerinde kaba kuvvetle iktidar sağlayan adamlardır. Bu grupların liderleri (kiminde bunlara "Reis" denir) müthiş zenginlerdir ve herkes bunu bilir. Ben size şu Genç Fenerbahçeliler grubunun nasıl diğer grupları korkuttuğuna birkaç örnek vereceğim
1. İki yıl evvel hayatımın en büyük hatasını yaparak Trabzon'a Fener-Trabzon maçını izlemeye ÜNİFEB (Üniversiteli Fenerbahçeliler) grubuyla gittim, bin bir türlü emniyet işkencesinden sonra stada ite kaka girdik. Biz girdiğimizde Reis önderliğindeki Genç Fenerbahçeliler grubu henüz gelmemişti. Sonunda geldiler ve ilk yaptıkları bizim oraya gitmemizi organize eden arkadaşımızı sorguya çekmek oldu. Tabii Reisle konuşurken arkadaşımızın suratını görmeni isterdim, korkudan kıpkırmızıydı. Bizim grubun içinde Sarı-lacivert Derneği üyeleri ile Fenerlistliler de vardı. Hepsinin söylediği "Aman ağbi, bunlardan uzak duralım yoksa Trabzon polisinden yediğimiz dayaklar bunların yanında okşama kalır" idi.
2. Fenerbahçe stadında hiç kimse bu Genç Fenerbahçeliler'den izin almadan, onlara sormadan bir tane yeni beste tezahürat okuyamazlar; zira okutmazlar. Genç Fenerbahçeliler'in yapmadığı hiçbir tezahürat asla söylenemez; sıkıysa hadi söylesinler.
3. Bizim meşhur frikikçi Hooijdonk imza atıyor televizyonlar canlı yayında, yanında yönetici, yeni menejer ve Genç Fenerbahçeliler grubunun 3 numaralı reisi var. Hadi başka bir Fenerbahçeli girsin de orada dursun..
Tribün terörü Türkiye'de bitmez, yöneticiler para kaynaklarını bunlara akıtmaya devam ettiği sürece bitmez. Ben 3 yıldır Şükrü Saracoğlu'na gitmiyorum.
Bu yöneticiler sağ duyulu taraftarları şiddet yanlılarına tercih ettikleri sürece de gitmeyeceğim.
İşte netice..
Beşiktaş harika takım zaten.. Başında yılın hocası Luce..
Fener dahi Daum'la her hafta uzaya taşınıyor.
Bir dökülen Galatasaray..
Türk spor medyasının lig başından beri çizdiği tabloda, manzara-i umumiye böyle..
Gel gelelim puan cetvelinde, Galatasaray, Fener'le eşit.. Muhittin Boşat, o muhteşem penaltıya gözlerini yummasa, Cimbom üç puan da önde olacak.
O konacak yer bulunamayan Kartal Cimbom'un beş puan önünde.. Ama önde olan onlar değil hakemler.. Boşat Galatasaray'ın 2 puanını doğrarken, Zago'nun hem de çifte penaltısına göz yuman Bülent Demirlek, Beşiktaş'a 2 puan armağan etti. Hakemler hakem olsa, fark aslında 1 puan..
Yani..
Bizim skor yazarları iş Galatasaray'a gelince nedense tabelaya bakmayı unutuyorlar.
Sporun ve yaşamın altın sözleri
Cesur bir yürek, en güçlü silahtır.
H. Jackson Brown, jr.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|