|
 |
|

ALİ KIRCA
Ve Beşiktaş ve Lucescu ve Sergen ve İlhan..
Türkiye'deki "en beyaz" yalanlardan biri, kulüp takımlarının Avrupa maçlarında bütün bir ulusun onları desteklediği yalanıdır.
Oysa; tribünlerde, "karşı takım"ın "Avrupa'daki rakibi"nin bayrakları dalgalandırılarak gerçek duygular ortaya dökülür..
Bunda da yadırganacak bir şey yoktur..
Dünyada da durum farklı değildir aslında..
Medyanın; kulüp takımlarının Avrupa maçlarını "ulusal dava" boyutuna taşıyan "içtenliksiz" tavrına rağmen, taraftarlar yine de "iç"lerinden bildiklerini okurlar..
Futbol da bunun için güzeldir zaten Her yerde, her zaman, her durumda rekabet!..
Galatasaraylı ve Fenerbahçeli olan herkes -biz de dahil- çarşamba akşamı ekran başına geçtiğinde "Ah şu Chelsea golleri sıralasa!" diye beklediğini itiraf etmelidir..
Lâkin... Kim, ne kadarını itiraf eder bilemem; ancak bu satırların yazarı olarak, ben, o unutulmaz maçın son dakikalarında Beşiktaş'ın gol yememesi için dua ettiğimi "itiraf" ediyorum.
Çünkü, gösterilen mücadele anlamında, o "kahraman"ca savunmanın yiyeceği tek bir gol bile "Futbol Tanrısı"nın adalet duygusunu rencide ederdi..
Sonuçta top Beşiktaş'a ihanet etmedi..
Geçen yıl bir vesileyle söylemiştik Ülkenizde "şampiyon" olmanız tek başına bir şey ifade etmez.. Gidip o şampiyonluğu Avrupa'da ya da uluslararası arenada "tescil" ettireceksiniz.. Şampiyonluğunuzun "sağlama"sını yaptıracaksınız. Her alanda olduğu gibi, futbolda da "uluslararası "olamadan başarıyı yakalamış sayılamazsınız..
Çarşamba akşamı Beşiktaş Avrupalılığını tescil ettirdi.. Ancak, bundan sonra o "sicil"i korumak daha önemli ve zorlu bir süreç olacaktır.
****
Kısacası..
Siyahla beyaz o gece Londra'da çekilen o resimdeki kadar renkli görünmemişti gözümüze!..
****
Ve o resimden birkaç isim
Lucescu.. Galibiyetin sonrasında omzuna sarılmak isteyen coşkulu insanlara yalnızca dudak ucuyla gülümseyerek verdiği karşılık ve belli belirsiz el hareketi hafızalarımızdan hiç silinmeyecek..
Nasıl bir toplumsal kültürün mayasından beslendiği apaçık o "görkemli tevazu"nun resmini kesin, saklayın.. Hepimize gerekebilir hayatımızın "ölçü"ye ihtiyaç duyduğumuz herhangi bir anında..
****
Ve Sergen..
Yıllardır herkes, bu "harika" çocuğun neden bir türlü Avrupa'ya açılamadığını sorgulayıp durdu.. Bu söylemi, iflah olmaz bir "kompleks"in eseri olarak gördük hep..
Neden gitsindi ki Avrupa'ya?.. Gidenlerin ordaki başarılarından bize ne, size ne?.. Gittikleri İtalyan, Alman, İspanyol takımlarının başarılarından bize ne?
Oysa bu "çocuk" daha başka bir şey yaptı.. Burada kaldı.. Sırasıyla hepimizi sevindirdi.. Beşiktaşlıları, Fenerbahçelileri, Trabzonsporluları ve Galatasaraylıları.. Kimseleri mahrum bırakmadı Sergen seyrinden ve Sergen sevgisinden..
Şimdi doğduğu yuvada ve futbol yaşamının doruğunda "unutulmaz resital"ler sunarken, hepiniz biraz da, -bir dönem taşıdığı- kendi formanızın renkleri altında hayal etmiyor musunuz onu? Etmediniz mi?
İyi ki gitmedin Sergen, iyi ki kaldın buralarda!.. Gurbet kuşlarına inat; bizimle, sılada...
****
Bir de İlhan var tabi... Beşiktaşlılar uymasınlar "Gönderin bu çocuğu!" diyen "anlayışsız" seslere... Çocukluğuna da değil, hırsına versinler biraz.. Aklını zaman zaman başından uçurup giden hırsına..
Bu "aykırı ve farklı" çocuk, yuvasında "hoş ve yahşi" duruyor.. İnanın..
Sayın ki nazar boncuğudur o da Kartal'ın..
Yükseldiği yerden düşmesin diye!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|