|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Meydanlarımıza kavuşuyor muyuz yoksa..
Pazar Sabah'ta Şerif Ercan'ın haberi biraz içime su serpti.. Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, "Meydan Çalışmaları"na başladıklarını söylemiş ve "İstanbul'un bütün bilinen meydanlarına proje geliştirdik" demiş. Hatta eklemiş.. "Her semte bir ana, bir tali meydan yapacağız.. Ayrıca meydanları heykel ve sanat eserleri ile süsleyeceğiz.."
Ne kadar güzel değil mi?.
Eminönü meydanında trafiği yer altına alıp, yukarıyı tümüyle yayalara ayırmak istemişler, koruma kurulu izin vermemiş. Niye vermemiş, tartışmak gerek..
Önemli olan insanlar.. Bu kentin insanları.. Eminönü meydanının altında hangi hazine var ki, yukarının güzelliği bu kentin insanlarından esirgeniyor?. Koruma kurulları İstanbul metrosunun da canına okudular. Trilyonlarca liralık tünel kazısını iptal ettiler. Bu ne iştir anlamanın imkanı yok..
Yani bu iş böyle katı kurallı olsa, mesela Mısır'da, mesela Yunan'da kazma vuramaz, çivi çakamazsınız.. Ama adamlar uygarlığın gerektirdiği, "İnsan"ın gerek duyduğu herşeyi yapıyorlar.. İnsan'ı hiçe sayıp, kayıtsız şartsız korumayı aklım almıyor.
Belediye bu konularda yalnız.. "Dediğim dedik"çi bir kurul eli kolu bağlıyor. Oysa her şey kamuoyu önünde tartışılmalı. Yerin altına sahip çıkanlara, üstünde yaşayanları hatırlatanlar da çıkmalı.
Halk için yaptığı bir işte halkı yanına alamıyorsa bir kurum, bilin ki "Halkla ilişkileri"nde eksik var. Aynen de öyle..
Bakın ne zamandır bu kentin meydanları üzerine yazıyorum. Meğer bu sıralarda ne çalışmalar, sanki devlet sırrı gizliliği içinde yapılıyormuş. Yahu haber versene.. Sanırsınız Ali Müfit Gürtuna bize küs.. Olacak şey mi?.
Beşiktaş Meydanı düzenlemesi ile trafik yer altına alınıyor. Heykelden sahile kadar inen bir meydan gelişiyor.
Mecidiyeköy meydanı, otobüs mezarlığı havasından çıkıyor.
Taksim Meydanı da otobüs garajı olmaktan çıkıp "Meydan" olacak. Hem de The Marmara'dan Divan Oteli'ne kadar.. Düşünebiliyor musunuz?.
Kadıköy meydanı, yöre halkını denizle buluşturacak bir gezi ve dinlenme alanı oluyor. Otobüs minibüs duraklarına "Yallah!.."
..Ve de tabii Beyazıt Meydanı.. Tren istasyonuna benzeyen duraklar, trene benzeyen tramvaylardan vazgeçiliyor. Meydan, İstanbul'un turistik yoğunluğu da dikkate alınarak düzenlenecek.
Bunlar ne kadar güzel haberler..
Bu projeleri, varsa maketlerini görmek isterim tabii..
Üzüldüğüm haber, Bağdat Caddesi'nin altına otopark yapılmasının düşünülmeyişi.. Dünyanın en güzel caddelerinden biri inanın. Ama otopark sorunu yüzünden yeterince ilgi görmüyor. Paris, Şanzelize'nin altına boydan boya otopark yapıp işi çözdü. Biz yapamıyoruz. Bu dünya güzeli caddeye de bu yüzden ulaşamıyoruz.
Moda'da yapılan işler ve tramvay konusundaki sert eleştirilere katılmıyorum. Hem düzenlemeyi, hem de tramvayı fevkalade destekliyorum. Efsanevi Moda ölmüştü. Bu düzenlemelerle yeniden canlanabilir belki..
Kavşak düzenlemelerine gelince.. Altunizade, Avcılar ve Dudullu kavşakları mantıklı projeler. Çünkü bunlar otoyollar üzerinde.
Ama Balmumcu kavşağını birisi bana anlatmalı.. Kentin göbeğinde viyadük ben hiçbir yerde görmedim. Bu kavşak ne işe yarayacak.. Barbaros bulvarının bir ucu Beşiktaş, bir ucu Zincirlikuyu ve bunların ikisinde de trafik zaten yoğun. Hal böyle iken bu ikisinin ortasında trafiği hızlı akıtmak ne işe yarar?. Yarar mı?.. Hatta depolama yolun ortasında yapılmayınca, uçlardaki yığılma kilitlenmeye mi yol açar, bir trafik uzmanı izah etmeli..
Ben hala Balmumcu kavşağının gereksiz, çirkin ve şehirciliğe aykırı ve de hatta zararlı olduğunu düşünüyorum.
Balıkçı, Nişantaşı'nda..
Yok canım.. Bu edebiyatımızdaki sembol değil, gerçek balıkçı..
Yaz ortasında bir gece arkadaşlar "Balıkçıya gidiyoruz" diye tutturdu. Bre aman.. Ben zaten balığa meraklı değilim.. Bir de Allahın unuttuğu bir yer. Cankurtaran'da kırk kez durup, kırk kez sorduktan sonra bulduk..
Bir tarihi ev ve evin önü.. Yetmemiş sokaklara yayılmışlar.. Gecenin onu idi gittik.. Bir yığın insan köşede ellerinde rakı bardakları ayakta bekliyor.. Masa boşalsın da yerleşsinler diye..
Yahu adını daha evvel duymamışım.. Hem de hafta arası, bu ne kalabalık..
"Erbabı bilir ve gelir" dediler.. Elhak öyle..
Fevkalade keyifli bir yemek yedik.. Sabahattin Usta "Siz seçmeyin, bana bırakın" demişti. Koca bir tepsi geldi, içinde çeşit çeşit günün balıkları, ızgara..
Şimdi bu Balıkçı Sabahattin'i, bizim Erol Kaynar, hani usta Beşiktaş yorumcumuz Erol, Nişantaşı'na getirmiş..
Geçen akşam da oraya gittik.. Balıkçı Sabahattin Usta, dükkanı aynen buraya taşımış, tabaktan çatala kadar. Mutfak tamamen kendi adamları. İşin başına da genç oğlunu dikmiş..
Bizim meşhur futbol ekibinden kocaman bir gurupla gittik. Bu defa herkes kendi damak tadına göre ayrı balık istedi. Lüfer, levrek, palamut, tekir..
Tekir'i de ben istedim. Küçük ve kılçıklı balık siparişi veren Hıncal kıyamet alâmetidir. Ama Urla'da Lemi'de ağabeyim önüme koyunca, aile saygı kuralları içinde yediğimden beri, en favori balığım Tekir..
Nişantaşı'ndaki Balıkçı Sabahattin, bu yaştan sonra Hıncal'ın huyunu değiştirecek. Galiba sık sık balık yiyeceğiz artık..
Bakalım bizim gazetenin mesleği gurmelik olan ustası Ahmet Örs ve İstanbul restoranlarının hakkını en iyi veren, en çok dışarıda yiyen yazarı Emre Aköz nasıl bulacaklar, çok merak ediyorum.
(Telefon 0 212 224 97 24)
Benim plakam!..
Güvenlik sebebleri ile plakayı yazmıyorum. Bana ait. Trafik Müdürü Ali Kemal Hanlı kardeşim bilir. Ceza makbuzunun bu plakaya yazılıp gönderilmesi gerekiyor.
Hafta sonu Galata Köprüsü üzerinde bir trafik cinayeti işledik. Delik deşik edilip katledilen Eminönü meydanında Ercan daldı. Yerin altına girip, Unkapanı Köprüsüne gidecekken üstten sürdü ve kendimizi Galata Köprüsü'nde bulduk. Hatamızın cezası yolu bir miktar uzatmaktı. Ama Ercan uyanık ya.. Köprü üzerinde en yapılmayacak şeyi yaptı. U döndü.. Hem kurallara aykırı, hem tehlikeli.. İki suç birden.. Ve anında motosikletli bir Şahin yanımızda bitti. Bravo.. İşaret etti, kenara çektik.
Hiç karışmadan, geride adeta saklanarak oturuyorum. Çünkü "Yer yarılsa da içine girsem" duyguları içindeyim. Bunu başkası yapsa, ertesi gün bu gazetede plakasını okursunuz. Şimdi benim arabam yapıyor.
Ercan az sonra içeri girdi. Polis çok kibar davranmış.. "Bir daha yapma" diye uyarmış ve ceza kesmemiş.
Bilmiyorum. Ruhsatta benim adımı mı okudu, yoksa saklandığım perdeler arkasında beni gördüğü için mi öyle davrandı.. Yoksa gerçekten sadece uyarı ile mi yetindi?..
Ama benim içime sinmedi.
İki sebebten.
Bir.. Çok kötü bir trafik suçu işledik, cezasını ödememiz lazım..
İkincisi.. En önemlisi.. Ercan'a yıllardan beri öğretemedim.. "Bu araba dünya bir araya gelse trafik suçu işlemeyecek. Çünkü ben trafik yazıyor, uğraşıyorum. Kötü örnek olamam. Olursam küçülürüm. Olursam yazma hakkım kalmaz.."
Hayır.. Ercan'a göre Hıncal'ın şöförü olmak ayrıcalık. Onun arabasına kimse dokunamaz..
Evet.. Benim şöförüm olmak ayrıcalık.. Herkesin suç işleme özgürlüğü var, benim arabamın yok. İşte ayrıcalık bu.. Ercan anlamalı.. Anlamıyor..
Bir ceza makbuzunu burnuna dayarsam, belki anlar..
Bir de arkadaşlara talimat ver. Benim arabam trafik suçu işlerse, mutlaka, ama mutlaka ceza yazsınlar. Ercan bir daha hoşgörüye, ya da forsuna(!) güvenmesin.
Sanatı halkın ayağına getirmek..
İki sene önce, Sanat Galericileri Derneği Başkanı Doğan Paksoy, ortak dostumuz, sanatçı dostu Gazanfer Gür ile dertleşiyor.. İstanbul'u sanatla buluşturan geleneksel fuar, Tepebaşı'ndan Beylikdüzü'ne taşınıyor diye üzüntülü ikisi de..
Hele hele bu güzel sanatları genç yaşlarda tanımalarını istedikleri öğrenciler, ilk, orta, lise öğrencileri, kentten 40 kilometre uzak bir yere nasıl giderler?. Hemen oracıkta karar veriyorlar..
İstanbul'un merkezinde, çağdaş bir mekânda, çocukların, gençlerin, akademi öğrencilerinin ve sanatla iç içe yaşamış yaşlıların kolayca ulaşabileceği Lütfi Kırdar'da, kentin göbeğinde, hatta civardan yürüyerek gelinecek merkezde bu işi yapacaklar.. Ali Güreli ve İkon Fuarcılık da bu ikiliye destek olunca, Art İstanbul doğuyor..
Bu yıl neler var?..
Yurt içinden ve dışından 80 galeride 2 bine yakın eser..
Paris'ten Le Petit galerisi, 100. yılını burada kutluyor ve de Fikret Mualla koleksiyonu sergiliyor.
Balıkesir'den Çakınberk Galerisi benim favorim.. Çünkü babamın yakın dostlarından Fahir Aksoy üstad orada olacak.
2003 Japonya'da Türk yılı olarak kutlanıyor. Japon ressam Teusto Mizu, bu sebeble onur konuğu.
27 Eylül cumartesi sabahı Maçka Parkı'nda olursanız ilginç şeyler göreceksiniz. Dört graffiti, yani duvar yazısı sanatçısı, Renault marka otomobilleri graffiti desenleri ile boyayacaklar.
Art İstanbul, yarın 11.00'de kapılarını sizlere açıyor. Pazar günü 20.00'ye kadar hergün ziyaret edebilirsiniz..
Edin..
Bir yolunu bulun edin. Özellikle çocuklar ve öğrencilerin mutlak ziyaret etmesini anne babalar ve okullar temin etmeli..
Yanlış!..
Vatandaşın 1996'da bankada olan 12 bin markını, 2003'de hem de faizleri ile birlikte 289 milyon lira olarak geri ödemişler.. Bunu yazdık..
"Bu nasıl hesap" dedik.. "12 bin markı 1996 rayicinden Türk parasına çevirip, 2003'te o rayiçten ödemek.."
Derken de, bu 289 milyon liranın bugün 30 mark ettiğini yazdık. Kıyamet koptu. Yığınla e-mail.. "289 milyon 30 değil, 300 mark eder" diye. Hayır, yazım hatası falan değil. Buz gibi benim dalgınlığım.. Ama o kadar önemsiz bir hata ki bu.. İlkokul çocuğu bile fark eder ve kafasında düzeltir..
Şimdi asıl yanlışa bakın..
Herkesin, ama herkesin fark edeceği bir hata için bilgisayar, daktilo başına geçmekten üşenmiyoruz, ama, akıllara seza bir hukuk ihlali, insanın resmen eşek yerine konması olayına karşı kimsenin gıkı çıkmıyor.
O yazının esas tezi üzerine, tek ama tek kelime yazmadılar bana..
Haksızlık serbest. Hata yapmak yasak..
O zaman yapın dostlarım.. 289 milyon da çok.. 28 milyon verin. Yani benim yazdığım gibi, 30 mark..
Bu millet buna müstahak!..
BİZİM DUVAR
Erdoğan'dan velilere Orhan Veli şiiri
Bedava yaşıyoruz bedava.
Hava bedava, su bedava, kitap bedava!
(Ünal Turgut)
SEVDİĞİM LAFLAR
Kendimizle ilgili olarak inandıklarımız bizim için doğru olandır.
TEBESSÜM
-Kocanızla ortak özelliğiniz ne?
-Aynı gün evlendik...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|