|
 |
|

'Acilar mizahcinin malzemesidir'
"O yillari yasayan tum cocuklar gibi benim ve yakinlarimin cektigi acilar malzeme oldu filmimize. Belki de filmin en komik yerleri de bu acitici hikâyelerden cikti" diyor Yilmaz Erdogan
Vizontele, Yilmaz'in cocuklugunu anlatiyordu.. Vizontele -Tuuba ise, "cocuklugunun son yazi"ni ve ilk genclik yillarini.. Ama aslinda her ikisi de sonucta uzak sessiz ve yalniz bir kente ve biraz da ulkenin genel panoramasina dokunuyor(du).
Peki, neydi o Hakkari'de gecen cocukluk? Sumbul Dagi'ndan ve Zap suyundan baska bir dunya tanimayan... Zap irmaginin sesinden cocuk sarkilari besteleyen... Yoksullugun cok uzak olmadigi... Mahallesinde hep issizlik olan ama "is" de yapilan hem de "is " yapanlarin cok oldugu, yani bu "is" yuzunden Toyota marka otomobilin adinin "Tozota" olarak degistirildigi...
Ve her secimde "yoksunluk"a oy verildigi..
"Hic kimse"lerin, "Hicbir sey" yapsin diye Meclis'e yollandigi...
Ama cocuklarin "copluge" atilmadigi bir cocukluk!!....
"Karadaglar kar altinda kalanda..
Ben gulmezem, dil bilmezem..
Hakkari'den Angara'ya yol bilmezem..
Bebek hasta, bebek olur, bebek atas icinde..
Angara'da Anayosa..
Bu isin mumkunu yok mu Hasso..
Yap bize de iltimaso..."
12 EYLUL FILMI MI?
Yani, Semsi Belli'nin bu muhtesem siirinde anlatilan kentte ama bir farkla "70'lerde" gecen bir cocukluk! Iste, bu sozcukleri ve daha pek cok siiri, hafizamda siklikla tazeleyerek gezip duruyorum Gevas sokaklarini, filmin mekanlarini... Yilmaz'a finalde sorulacak soruyu bastan soruyorum.. "12 Eylul filmi mi yapiyorsun?"
Yilmaz cevapliyor.. "Hayir hayir bir hadise anlatmiyorum.. O belgeselcilerin isi" diyor..
Yani, yazip cektiklerinin, bir "olay" ya da "an" olmadigini ama buyuk hadiselerin(mesela 12 Eylul oncesi ve sonrasinin) kucuk dunyalari ve tabii ki kendi kasabasindaki bir versiyonu oldugunu soyluyor..
"Benim filmimde gercek hayat birebir yok.. Ama hayatla filmi cok karistiriyoruz... Tabii ki anlattiklarim hayatim da dahil olmak uzere tanik olduklarim, dinlediklerim, gorduklerim.... Yani gerceklikten uzaklasmiyoruz.. Yasanan aci, huzun ne varsa anlatiyoruz ama sonunda uslup olarak masali seciyorum.."
Bizim "isik hizi"yla gidip geldigimiz ve cok kisa bir sure kaldigimiz Gevas'ta, duvarlarda, kullanilan malzemelerde, kimi planlarda "agir politik" unsurlar farkediyoruz... Afisler, duvar yazilari, fraksiyon catismalari, Lenin, Mao, Stalin posterleri vs... ( Bu arada. filmde kullanilan tum afis ve posterler, Tarih Vakfi'nin arsivlerinden yararlanilarak ve tipatip basimi yapilarak hazirlanmis...)
Elbette, henuz "dogmamis film"in ayrintilarina girmek racona uymaz ve bir yonetmene de sorulmaz ama "kaynak ve oyunbozanlik" yapiyoruz yine de! "O, bildik 'kan ve ates gunleri' ne kadar var filmde?"
"12 Eylul'e uzanan tum yolculuklari ve tabii ki 12 Eylul gecesi ve sonraki gunlerini bu uzak kasaba ve kentler de yasadi.. Elbette ben de.. Hem de Hakkari'de.. Neler soylenebilir simdi.. Ben hayatimin 20 yilini devrimci olarak gecirdim ki bunu hala yuregimde tasiyorum... Degismek!.. Evet degismeliyiz tabii. Ama degisen yuregim degil beynim Sunu rahatlikla soyleyebilirim ki 12 Eylul oncesinde hepimiz, hep birlikte ulkeyi tahrip ettik ama en cok da ulkeyi yonetenler tarumar etti.."
O YILLARIN COCUKLARI
Biliyorum, yaziya fazlasiyla karamsar ve agir basladik ve Yilmaz'in "tirnak ici" soylediklerinden, sanki, Vizontele-Tuuba'nin acili, huzunlu bir hikaye anlatacagi anlasiliyor sanki..
Ama Yilmaz, "daha senaryo asamasindayken gordum ve seyrettim" dedigi filmi icin "Huzunle nesenin harmanlandigi bir hikaye, hatta kendi acilarimla dahi alay ettigim bir film" diyor..
"Huznu neseyle, fikralarla anlatiyoruz.. Acilar mizahcinin en buyuk malzemesidir. Bir donemde gecen ve butun o donemin cocuklari gibi ben ve arkadaslarimin yakinlarimin, tanistiklarimin cektigi acilar, acitici hikayeler filmde en komik malzememiz oldu.. Ama uzak bir kasabada kendi dunyasinda yasayan, hic de politik olmayan insanlar da.. Ailemden anektodlar da ve daha pek cok mizahi ayrinti.."
Erdogan, bir onceki filmde Omer Faruk Sorak'la paylasmisti filmin yonetmenligini.. Burada ise "bir basina"...
"Yahu, yaziyorsun, ciziyorsun, oynuyorsun, yonetmenlik yapiyorsun.. Bir de ustune ustluk tum ekibe ya da konuklara yarenlik, arkadaslik yapiyorsun, zaman kalirsa da patronluk... Olabiliyor mu sahiden hepsi birden.. Kapasiteyi dagitmiyor musun?" sorusunun tam zamani...
"Kamera arkasindayken zaman zaman kendi rolumu ve cekimlerimi unuttugum da oldu, ama tam oyle degil.. Acikcasi hic yorgunluk hissetmiyorum.. Bir de tabii ki eglenerek cekiyoruz filmi.. Eglence ve nese olmazsa film de bitmez.. Insan zaten aklinda seyrettigi filmi cekince bu dediklerin olmuyor.. Sikinti ve gerginlik tabii ki olabilir ama hayata oldugu gibi burada da olup bitenlere guleryuzlu ve bakabiliyoruz"
ASKERLIGIN BITMEZ...
"Eglenerek cekmeye" bir ornek mi istersiniz?.
Benim tanik oldugum hatta tum arkadaslarin kahkahalari koyverdigi saatler..
Ata Demirer, bir gece once gelmis Gevas'a...
Ekibin kaldigi DSI tesislerinde, yemek sonrasi kelimenin tam anlamiyla "ayakustu" kahkaha attirdiktan sonra, bir sonraki aksam cekilecek planlari icin sette sirasini bekliyor.. Biz de...
Demirer, bekliyor, bekliyor ama bes alti saat gecmis bu arada..
Hem de filmde gorunecegi "cakali kostumu"yle..
Olur ya, sikilmaktan degil de meraktan soruyor daha dogrusu Yilmaz'a kibarca biraz da urkekce haber gonderiyor!.
Yilmaz'dan haber "tez" geliyor!
"Ata'ya soyleyin merak etmesin. Onun askerligi bitmez!"
Ya da "omur torpusu" isik hazirligi sirasinda, "lunapark meydani"nda dise dokunan, ele gelen ne varsa "oyuncak" oluyor tum ekip icin... Bes atis yirmibesten, foto-Tarkan'a kadar...
Asik suratli, gerilimli bir set yok kisacasi..
Gevaslilarin tel orguler ardindaki motivasyonu da cabasi.. Saniyorum ki, ekibin kasabada kaldigi sure boyunca "televizyon reytinglerinde hatiri sayilir bir dusus(!)" olmustur Gevas'ta..
Gunduz ya da gece farketmiyor, kalabalik her defasinda daha da artiyor..
BABAM SAGOLSUN!
Ve kimse de soramiyor, sormak da istemiyor tabii..
"Kardesim film mi oynatiyoruz burada?"
Evet, Gevas'ta film cekiliyor..
Hayat bir sureligine bayram oluyor, kasalar doluyor, senlik suruyor...
Daglara, taslara "Tuuba" yaziliyor, bazen de "Tek Yol Devrim"; sinema duvarlarina da komur kalemlerle "Sonmez yuregimdeki alev, Selim Serap'i seviyor" kaziniyor..
Bir de koca puntolarla,"Babam sagolsun!"... Van Golu kiyisindaki, sicak yaz gunlerinde yesil bor ortuyle, soguk kis aksamlarinda karla kapli "Kasaba" bir mutluluktur yasiyor...
Gevaslilar'dan cevap tez geliyor;;
"Vizontele Tuuba ekibine basarilar... Burak Market!"
Ve cekimler, "sonbaharin sarisi kasabaya dusecegi" bir donemde bir iki haftaya kadar da tamamlaniyor...
Ucakta birlikte dondugumuz, "Mukremin Abi'nin Fadil'i, Bican Gunalan veriyor sonsozu....
"Bilmiyorum ki... Ilk filmde de benzer duygular yasamistim.. Biz acaba kotuluk mu yapiyoruz iyilik mi? Dusunsenize, sanki kasabanin birine bir 'ucan daire' gelmis, aylarca mutluluk dagitmis, kasabalilar, 200 kisiyi bulan "ucan daire sakinleri"yle ahbap, arkadas olmuslar, kendilerinden saymislar.. Ama birdenbire ayriliyor ucan daire kendi gezegenine donuyor... Ve "kasaba"ya kar yagiyor.... Van golu gorunmez oluyor, kent cok uzakta kaliyor..."
Nebil OZGENTURK
Haberleri gazete sayfasi goruntusunde okumak icin
SABAH e-Medya"ya
tiklayin
|
|
|
|