kapat
14.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

AHMET HAKAN


Özkök'ü yazmak

Bugünlerde biraz duruldu ama bir ara Ertuğrul Özkök'le ilgili yazı yazmaktan çılgınca keyif alanlar vardı..

Hiç anlamıyordum Hem özel sohbetlerinizde Özkök'ü snobe edeceksiniz, saçmaladığını söyleyeceksiniz, hatta onun yazılarından gündelik sohbetleriniz için mizah unsurları devşireceksiniz, hem de en ciddi makalelerinizi onun yazılarına cevap yetiştirmeye hasredeceksiniz.

Buna bir türlü anlam veremiyor, işin içinden çıkamıyordum.

"Meydanı boş bırakmamak" adına böyle davranıyor olabilirler miydi? Bence hayır! Çünkü Türk matbuatı 'meydanı boş bırakmamak' gibi bir misyonu üstlenen biri için o kadar çok malzeme veriyordu ki, Özkök'e sıra gelmezdi..

"Cevapsız bırakmamak" da ikna edici bir gerekçe sayılmazdı. Çünkü bu misyonun da tutarlılık kaygısıyla yürütülmesi imkansızdı.

Özkök'ün çok satan bir gazetenin yöneticisi olmasının yazdıklarının etki gücünü arttıran bir yönü var, bu yüzden ona cevap yetiştirerek toplumu onun yanlış yönlendirmelerinden korumak amaçlanıyor olamaz mıydı?

Bu ilk bakışta akla yatkın bir gerekçe gibi görünüyordu ama her gün onun yazılarına cevap vermek için çırpınmak o yakınılan etki gücünü daha da arttıran bir rol oynamıyor muydu?

Ben bu sıkıcı akıl yürütmelerle meseleye çözüm bulamamıştım ama Özkök'e cevap yetiştirme konusunda hamaratlık gösteren yazarlarımızın iştahı kesilmişti. Durum bir parça normalleşmeye başlamıştı yani..

Derken.. Bir gün.. Her zamanki gibi günlük gazete yığınının arasına gömülmüş, köşe yazıları arasında alışkın ve dalgın gezerken Ertuğrul Özkök'ün "28 Şubat" yazısıyla karşılaşıverdim. Okuduklarım karşısında gözlerim fal taşı gibi açıldı. Eskiden dedelerimiz ajans dinlerken her cümlenin ardından yorum yaparlardı ya, ben de okuduğum her cümlenin ardından yorum yapıyordum. Dışardan bakan benim çok komik göründüğümü düşünürdü ama umurumda değildi. Kendimi kaptırmıştım bir kere. "Bu kadar da olmaz!" diyordum, "Ama şöyle bir durum da vardı" diye söyleniyordum..

Sonra kendimi bilgisarayın başına oturmuş, sıkı bir Ertuğrul Özkök eleştirisi yazmaya koyulurken yakaladım.. Yakaladım ve aklım başıma geldi. "Ne yapıyorsun sen?" diye sordum kendime. Hemen özeleştirimi verdim ve Özkök'e karşı bir yazı döşenmekten vazgeçtim..

"Neden böyle oldu?" sorusuna yanıt bulmak için olayın küçük çapta psikolojik analizini de yaptım. Vardığım sonuç şu oldu Özkök'ün yazısı dengemi bozmuştu. Hani mahkeme salonunda tanık, bir çok doğru bilginin yanı sıra ustalıkla bazı kritik yalanları sokuşturur ve o 'küçük yalanlar' nedeniyle işi bitmek üzere olan zavallı sanık kendini tutamaz, hakimden fırça yemeyi göze alarak "Yalan!" diye bağırır ya.. İşte öyle bir ruh hali..

****

Ey bir ara Ertuğrul Özkök'ü eleştirmek konusunda taktik, strateji gibi bilumum plana dayalı unsuru göz ardı ettiklerini düşündüğüm sevgili yazar dostlarım!

Başımdan geçen bu olay nedeniyle şimdi sizlere haksızlık yaptığımı görüyorum. Bundan böyle yılın 365 günü Özkök yazsanız bile sizi eleştirmeyeceğim.. Çünkü görüyorum ki bu iş bilinç işini aşıyormuş..


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır