|
 |
|

MEHMET BARLAS
"Sevr Fobisi" mi, "Rüşvet Fobisi" mi daha önemli?
Bu "Kültür" kavramını da, zaman zaman çarpıtarak kullanırız.
Örneğin bir kişiyi övmek için, "çok kültürlü adam" falan deriz.
Kültürün içinde o kadar çok öğe ve boyut vardır ki oysa...
Örnek verirsek...
"Türk-İslam Kültürü" denilince, kültürün bir boyutu ifade edilir.
Yani, milliyet, din, gelenekler ve benzer olgular da, kültürün temel öğeleridir.
Bunun gibi toplumun genlerinde, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler de, kültürün içinde bulunur..
Yine örnek verelim.
"Rüşvet kültürü", "Kopya kültürü" "Korku kültürü", vb.
Örneğin Amerikan veya İngiliz toplumunda, "Kopya kültürü" yoktur.
Okulda da, yaşamda da, kopya çekmek, ayıptır.
Okulda kopya çekerken yakalanırsanız, hayatınız boyunca "kopyacı" diye damgalanırsınız.
Yaşamdaki kopyacıları ise, telif hakları yasaları, cezaevine kadar kovalar.
Bizde ise, kopyacılar, akıllı, zeki, işbilir ve işbitirir insanlar olarak görülür.
"Rüşvet" de, temel kültürümüzün bir öğesi ki, Fuzuli bile 16'ıncı yüzyılda, "Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar" şeklinde şiirle yakınmış.
Aslında rüşvet, Batı'da da var.
Ama kültürün bir parçası değil.
Rüşvet almak da vermek de, bir istisna.
New York polisinin aldığı rüşvet ve haracı konu eden filmleri sık sık görürüz. "Internal Affairs" denilen polisin öz-denetim mekanizması, hemen devreye girer. Bu filmlerde rüşvet alan polisler, ya öldürülürler, ya intihar ederler.
Bizim kültürümüzde rüşvet, öyle öldürücü bir şey değildir.
TESEV araştırmasında, insanların çoğunun şu ya da bu şekilde rüşvet verdiği anlaşılmıştı. Rüşvet vermeyenlerin çoğu da, işleri olsun diye, rüşvet vermeye hazır olduklarını söylemişlerdi.
1950'lerde Amerikalılar'ın cinsel yaşamını açığa çıkartan Kinsey Raporu yayınlanınca, toplum sarsıldı ve yıllar süren tartışmalar başladı.
Bizde ise TESEV raporu, iki hafta tartışıldı ve unutuldu.
Çünkü rüşvet, haraç, nüfuz ticareti ve kamu gücünü kişisel çıkarlar için kötüye kullanmak, bizim kültürümüzde olan ve yadırganmayan öğeler.
Batının demokratik ülkelerinde de, "militarizm" vardır mesela.. Rüşvet de vardır.
Ama "militarist" olmak ayıptır. Darbeleri övmek veya teşvik etmek, insanlık suçudur.
"Irkçılık" gibi birşeydir militarizm.
Rüşvet de vardır ama, rüşvet alınıp verildiği açığa çıkınca, toplumlar ayağa kalkar.
Bizde ise, başı sıkışan "Adamını bul" ilkesine sarılır.
Bu bulunan adam da, genellikle rüşvetçidir.
Batıda "Know-how" çok değerlidir. Bizde ise "Know-who" daha değerlidir.
Yani bizde birisini "Çok kültürlü adam" diye övdükleri zaman, bu kültürün içeriğindeki öğeleri de, mutlaka tartmak gerekir.
Acaba rüşvetin önüne nasıl geçilir?
Birincisi rüşvet, sade kamuda yok.
Ekonomik istikrarsızlıklar sonucu, özel sektörde de rüşvet var.
Mal bulunmadığı dönemlerde, özel sektörden mal alabilmek için de, özel sektör yöneticilerine rüşvet verilir.
Ya da enflasyon yüksek, faiz hadleri düşükken, kredi almak için, banka yöneticilerine de rüşvet verilir.
Demek rüşvetin bir kaynağı, ekonomik istikrarsızlık.
Kamuda ise rüşvet, kamu görevlilerinin az maaş almalarına bağlanmamalı.
Mesela 4 milyar dolarlık bir banka davasına bakan hakimin, ayda hiç olmazsa 400 bin dolar maaş alması, herhalde adalete ulaşmak için çözüm yolu değildir.
Galiba aşırı merkeziyetçilik ve şeffaflıktan yoksunluk, kamudaki rüşvetin temel nedenleri arasında.
İş merkeziyetçilikte, hem denetim, hem öz-denetim azalıyor.
Yerel yönetimlerdeki, belediyelerdeki rüşvet ise, daha çok yasaların doğurduğu karmaşanın sonucu olarak "Haraç" şeklinde alınıyor.
Yani yasal hakkınızı elde etmenizi, yine yasalar engelliyor. Bunu da "Haraç" vererek aşıyorsunuz.
Demek istediğimiz şu
Sadece polisi, rüşvetçi diye suçlamak yanlıştır. Rüşvet, bizim kültürümüzde var.
ŞAKA
Sır enflasyonu!
Bir Amerikan ata-sözü var.
Şöyle
- Eğer insanlar sizi dinlemiyorsa, onlara anlattıklarınızın birer sır olduğunu söyleyin. Hemen kulak kesilirler!
Türkiye'de bunun tersi oldu.
İnsanlar artık sır olan şeylere bile kulak vermemeye başladı.
EZBERE DEVAM
Şimdi okullu olduk!
Türk lisesinden sonra Amerikan kolejine giden bir çok eski öğrenci, anılarını anlatıyordu.
- Kolejde ilk derste, hocanın anlattıklarını kelime kelime not ettim. Sonra bunları ezberledim. Yazılı sınavda, aynen yazdım. Hoca bana zayıf not vermiş. Neden, diye sorunca, "Sen benim kustuklarımı, bana bilgi diye geri vermişsin" dedi.
İlgi çekici bir gözlem değil mi bu?
Bilgiyi, kaynağına ulaşıp, geliştirmek ve üretmek yerine, eski bilgiyi ezberleyip, tekrarlamak acaba "Eğitim" midir?
Yarın okullar açılıyor.
Genç beyinlere yine eski bilgiler sunulacak ve onlar bunları ezberledikleri zaman başarılı olduklarını sanacaklar.
Talim-Terbiye kurulları, YÖK'ler ve "Statükonun Kaleleri", işlevlerini sürdürecekler.
"Orta Karar" olmak, insanlara yeterli gelecek!
Buna razı mıyız?
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|