kapat
09.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

UMUR TALU


Sahici kendimize hafta sonu ziyareti

"Birisi" bir yazıda adını koyduPazarlara adanan "yumuşak" gazete yazıları için, "sahici olan yanımızın izin verebildiğimiz parçacıkları" dedi.

Samimi bir tanımlama çabası muhtemelen.

Aslında genel bir eğilimi yansıtıyor

Çok kişi parça parça kişiliklerle yaşıyor. Bunları yekpare kılamadığı için de, fırsat bulduğunda...

Ya kendisinden kaçıyor...

Ya da kendisine kaçıyor.

İş ortamları, tulum giydirmediklerine, ne bileyim, iki dirhem bir çekirdek döktürdüklerine dahi, kimlikler giydiriyor.

Kimlikler sadece masada, kasada durmuyor; statü, poz, kaygı, korku, otorite, ihtiras bulamacıyla kişiliğe dönüşüyor...

Salt üste başa değil, ruha da yapışıyor.

***

Büyük çoğunluğun... bedeni ve aklı ancak hayatı idamenin asgari şartlarına zincirlilerin böyle bir "problem"i yok.

Onlar hep "kendileri".

İşlerine, misal, "ülkeyi yönetmek, yönlendirmek" gibi misyonlar yüklü değil. İş; aile geçindirmek, çocuk doyurmak, bugüne tutunup yarına dokunabilme çabası.

Bir pazar ya da tatil fırsatı, "dinlenme" olsa da, "kaçacak" başka "kendisi" de yok, sıvışacağı "hafta içi kişiliği" de. Sahici acıları, sahici keyifleriyle hep aynılar.

Onlar beden dinlendiriyor pazardan pazara; vicdan değil.

***

Oysa, bazılarımız için bambaşka.

Yitik bir "kendimiz" var.

Tam mevta değil, lakin, o amatörün hayatımızın profesyonel ciddiyetine sokulması, burnunu sokması yasak. Statülerde, hiyerarşilerde, ilişkilerde; tutarlı, dirençli, inatçı, sağlam, öfkeli, neşeli, güvenli, bükülmeyen bir omurga olarak kadroya girmesi yasak.

O bir mahpus; ara sıra görüşmeci gidilen. Pazardan pazara güneşe çıkartılan.

O bir hasta; ara sıra ziyaretçi olunan. Nefes nefese bahçede dolaştırılan.

O kafesteki kuş, ara sıra uçurulan. Çırpmayı handiyse unutmuş kanatları, özgürlük illüzyonuna azıcık salınan.

Kimileri, bir turist gibi, "sahici olan yanının parçacıkları"na "weekend" turları yapıyor, şen kazılarda "sahici kendisi"nden üç beş sikke çıkarmaya çalışıyor, batıklarda bir amfora gibi kendisini arıyor.

Hafıza uçurumunda yuvarlanan hatıra külleri gibi, modası geçmiş ceketin cebindeki buruşuk mektup gibi, sandığa tıkılmış patik gibi, ardiyeye atılmış üç tekerli bisiklet gibi.

Şöyle bir ele gelince, az göze görününce, ruhu sıyırıp geçince ne mutluluk!

Sonra, "sahici olan yanımız", üstelik onun da "izin verebildiğimiz"... "yani kurtarılmış biz parçaları", kendi kendini yiyerek tükenmiş bir mum enkazı gibi kazınıp atılıyor...

***

Düşünebiliyor musunuz; tüm haftaya, onca ciddiyete, "sahici olmayan yan", yani "memleketin bütün tersaneleri gibi işgal edilmiş", yani bağımsızlığını yitirmiş, esaret içinde debelenen, sahiciliğin seri katili, "sahte, yapma, imitasyon, korsan" kişilik yumuluyor ve yayılıyor; hayata asıl damgaları o "sahtekar" vuruyor.

***

Bir sürü başka işi belki tahmin edebilir, anlayabilirim ama...

İnsan, "sahici kendisi" olamadan, bir vicdan işi olan gazeteciliği nasıl yapar; sahici olmayan yanının emrinde, nasıl sahici sözcükler bulur da nasıl sahici yazı yazar?

Ya da tüm iyiniyetimle ve kendi iç çatışmalarını öyle böyle deşmeye çalışan herkese peşin saygımla şöyle sorayım

Kişinin "sahici" kendisi, sadece kendini hoşnut etmeye yeminli bir hazcı mıdır... Kişi, dünyanın ve insan hayatlarının tüm sahiciliklerine dair sürekli duyarlılık ve akrabalıkla sahiden sahici insan olamaz mı?

Sahi, sahici gazetecilik böyle bir şey değil miydi?

***

Kimbilir, belki de "sahici" denen o pazar insanı, o pazar vicdanı bile baştan aşağı kurgu, tepeden tırnağa montaj, cilalı-maskeli bir sahtedir.

Asıl sahi olan zaten ötekidir.

Fecidir!

utalu@turk.net


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır