|
 |
|

EMRE AKÖZ
Kadıköy niye korsan yuvası?
Bilgisayar programı... Kitap... Oyunlar... Kasetler... VCD'ler... Müzik CD'leri... Bu ve benzeri korsan ürünlerin... Yani vergisi ve telif hakkı ödenmeyen ürünlerin cenneti Kadıköy'müş. Doğrudur!
Ben Beşiktaş'ı ve Kadıköy'ü epey bilirim. İstanbul'un bu eski semtlerini çok da severim. Gerçekten de iki semtte de korsan ürünler gayet yaygındır. Ancak hem çarşısının zenginliği, hem de bu korsan meselesi açısından Kadıköy, Beşiktaş'ı sollar.
Peki niye? Nasıl oluyor da Kadıköy korsanın vahası, cenneti ya da bu konuda geniş bir haber yapan gazeteci Reha Mağden'in tabiriyle 'korsanın serbest bölgesi' oluyor?
****
Gelin olaya tarihsel açıdan bakalım.
Sözü geçen korsan ürünlere bakarsanız bunların 'zihinsel-kültürel' bir özellik taşıdığını görürsünüz Müzik, sinema, kitap ve bilgisayar...
Kadıköy'de esas olarak bu tip malların korsanı satılır. Elbette Lacoste tişörtlerin ya da Rolex saatlerin taklitleri de vardır. Ancak hakimiyet 'entel' ürünlerdedir.
Bu bir tesadüf olmasa gerek. Şöyle bir geçmişe uzandığımızda Kadıköy'ün Sirkeci-Babıali (Ankara Caddesi)-Sultanahmet hattına bağlı olduğunu görürüz. Osmanlı döneminde hükümet buradaydı. Gazeteler ve matbaalar burada yer aldı. Adliye de bu bölgedeydi.
Dolayısıyla sözünü ettiğimiz 'hatta'; yüksek memurlar, hakimler, savcılar, avukatlar, gazeteciler, yayıncılar, matbaacılar çalışıyordu. Ve tabii onlara hizmet veren doktorlar, dişçiler, bankacılar... Yani entelektüel kapasitesi yüksek, kol emeğinden ziyade zihin emeği ile hayatını kazanan bir kesim...
Bu insanların önemli bir bölümü o dönemde kente yakın ama aynı zamanda bir sayfiye havasında olan Kadıköy merkez, Moda, Bahariye, Kalamış, Fenerbahçe gibi semtlerde oturuyordu.
İşlerinden dönerken önce Sirkeci'ye iniyor... Bazı ihtiyaçlarını buradan karşılıyor... Sonra vapura biniyor... Kadıköy Çarşısı'ndan alışveriş yapıyor... Ve evlerine dağılıyorlardı. Bu ürünler arasında kültürel nitelikliler çoktu.
Bu yapı zamanla çözüldü. Hükümet çoktan Ankara'ya taşınmıştı. Son yıllarda gazeteler ve matbaalar da gitti... Sirkeci-Ankara Caddesi-Sultanahmet hattının entelektüel kapasitesi azaldı. Turizmde yükseliş gözlendi ama bölgenin eski havası kalmamıştı.
****
Ancak bu durum Kadıköy'ü fazla etkilemedi. Bilirsiniz Kadıköy genellikle CHP'li belediye başkanlarına oy veren orta sınıftan ailelerin yaşadığı bir yerdir. Bu ailelerin hayattaki önemli hedeflerinden biri çocuklarını iyi bir okulda okutarak 'kendilerini kurtarmalarını' sağlamaktır.
Anneler babalar yemezler içmezler çocuklarına yatırım yaparlar. Buradan alışveriş yapan gençlere dikkatlice bakarsanız üst baş açısından biraz 'fakir', biraz 'ucuz' olduklarını görürsünüz. Ancak en son bilgisayar programından, en yeni rock grubundan haberdar olduklarını da...
Genellikle siyah elbiseler giyen, burunları halkalı, kulakları küpeli, saçları tuhaf kesimli bu gençler ilk bakışta onlara aşina olmayan eski kuşağı tedirgin edebilir. Evet maddi ve manevi sıkıntıları vardır. Sınıfsal ve ruhsal gerginlikleri bu biçimde dışa vururlar. Ama aynı zamanda, 'bilgi ve gösteri toplumunun mantığına uygun olarak' kendilerine bir gelecek sağlayacağını düşündükleri bilgisayar ürünlerine, kitaplara, müziğe ve filmlere açtırlar.
Kadıköy'ün bir korsan yuvası olmasını sağlayan işte bu gençlerdir.
Küfürsüz de olur
Geçenlerde burada F.Bahçe seyircisine şöyle demiştim "Yanlış yapıyorsunuz G.Saraylılar'ın olmadığı yerde, G.Saray aleyhine bağırmayın." Bunu okuyan G.Saraylı okurlarımız alınmış. Diyorlar ki "Ne yani siz küfrü mü savunuyorsunuz?"
Cevap verelim Hayır! Bunu da nereden çıkardınız? Örneğin G.Saray seyircisi, takıma (yani F.Bahçe'ye) abuk sabuk bir futbol oynattığı dönemde, "Mustafa Denizli, şampiyon yap bizi" diye bağırmadı mı? Bu slogan gayet eğlenceli ve zekice bir buluştu.
Peki soralım Bu slogan F.Bahçe lehine miydi? Elbette ki değil.
"M.Denizli, şampiyon yap bizi" diye bağıran sarı kırmızılı taraftarlar F.Bahçe aleyhine bir eylemde bulunuyordu. Yani aleyhine bağırmak illa da küfür etmek değildir.
Olay budur. Sanırım derdimi anlatabildim!
Araştırmaya gerek yok!
Haberin ilk cümlesini okur okumaz şöyle düşündüm "Ee, ne var bunda?.. Yine malumu ilam etmişler..."
Olay şu Britanya'da (İngiltere, İskoçya, Galler) bir araştırma yapılmış. Milyoner kadınların sayısı, milyoner erkekleri geçmiş. Ülkede 300 bin kadar sterlin milyoneri kadın varmış. Buna karşılık sterlin milyoneri olan erkekler 270 bin kadarmış.
Bundan normal ne var? Çünkü eğer bir kadın kendi işini kurup başarılı olursa kazandığı paralar ona aittir. Peki ya bir erkek aynı şeyi yaparsa?..
O zaman durum şöyledir Adam yaşadığı dönemde karısına para yetiştireceğim diye uğraşır... Eğer boşanırsa servetinin yarısını karısına devreder... Boşanmaz da bir yastıkta kocamayı seçerse öldüğünde (ki biliyorsunuz, istatistiki olarak erkekler kadınlardan daha az yaşar) paralar yine karısına kalır.
TEDRİCİYET PRENSİBİ
Korkut Özal, Neşe Düzel'e anlatıyor "Mühendislerin bir metrekareden büyük resim tahtaları vardır. Bir mühendis 'Ben bu resim tahtasını yiyeceğim' diye arkadaşıyla iddiaya girmiş. Arkadaşı 'Yiyemezsin' demiş. Mühendis tahtayı 365 parçaya bölmüş. Her gün bir parçayı ufalayıp yutmuş. Bir yıl sonunda resim tahtasının tamamını yemiş. Eğer bir meseleyi bir anda halledemiyorsanız, siz de o meselenin üzerine kararlı bir şekilde adım adım gidersiniz ve meseleyi sonunda halledersiniz. İşte bu, tedriciyet prensibi." (Radikal, 8 Eylül)
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|