kapat
06.09.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ
limasollu
TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

GREENCARD

ÖMER LÜTFİ METE


Kerkük-Musul pirinç-bulgur

Demirel; "Bir gün Kerkük-Musul'a girmezsek gözlerim açık gider" sözleriyle başlayan tartışmayı kesiyor

"Zamanın şartları içinde başkalarına da aynı sözü söylemişimdir. Ancak o günler geride kaldı, şimdi Irak'ın toprak bütünlüğü korunmalıdır."

İnsan sormadan edemiyor

Evdeki bulgurdan olma noktasına gelişimizin sebebi Dimyat'a pirince gitmek mi?

Elbette hayır. Ne pirince gittik, ne bulguru koruduk.

Oysa "Misak-ı Milli" içindeki Kerkük-Musul'un vazgeçilmeyecek bir "ülkü" olmasından daha doğal bir şey yok. Ama Atatürk'ten sonra da böyle bir hedefi güdebilecek çapta tek Cumhurbaşkanı ve başbakan da yok. Belki biraz Özal devletin kafasını kumdan çıkarmak isterse de, ABD ile kişisel ilişkileri ve dış bağlantılı derin Kürtçü yakınları yüzünden iş, küresel çete memurluğuna döner.

Yine de tek istisna, bu cılız hevesleniş!

İnönü ile beraber, Atatürk'ün "yurtta barış, dünyada barış" düsturu, Türkiye'yi uydulaştırıcı ilke sayılmıştır. Sanki Atatürk "Aman etliye sütlüye dokunmayalım; eğer dokunmazsak yurtta da barış olur, dünyada da" demiştir.. Tabii ki, bu sürecin cumhurbaşkanı ve başbakanları "Yurtta barış, dünyada barış" düsturunun dinamik bir dış siyaset öngördüğünü anlamayacak kadar zeka yoksunu değillerdi.

İşgali seyreden kahramanlar
Ancak çapları; değil çevreye, bölgeye ve dünyaya söz söylemeye, kendi iç barışını kesinleştirmeye yetmiyordu.

Onlar, nutuk müşterilerine söz satacakları zaman mangalda kül bırakmıyor, sözgelimi Kerkük-Musul muhabbeti yapıyor, hatta Adriyatik'ten Çin'e yelken açıyorlardı, ama Ankara'nın göbeğindeki bölücü siyasi-askeri kurmaylığı durduramıyorlardı.

Abdullah Öcalan'ın asılmasına baştan beri karşı çıkmamın ana sebebi budur. Kürtler'in pek çoğu da dahil bütün bir toplumu kan ağlatan ve milletler yarışında duraksatan bölücü fitne sürecinin görünür mimarı olarak PKK'nın başındaki kişiyi ilan edip işi tek suçluya indirmek, devlet idrakine küfretmekti! Nitekim Atatürk'ün öldüğü günden beri asker ve sivil Türk devlet erkanı bu fitneye karşı uyumuş, Selçuklu şehirleri kaşla göz arasında Kürt ırkçılığının kalesi haline gelmiştir.

Atatürk ölmüş, "devlet duygusu" Ankara'dan kazınmıştır.

Kanıt olarak tek kıyaslama yeter

Kim daha devlet?
Devlet, bölücü isyanlardan sonra sürgün uygulamaları yaptı.

Buna Kürtçü siyasi-askeri plan sayesinde misliyle cevap verildi.

Devletin sürgün ettiği her iki Kürde karşılık, bölücü irade Doğu ve Güneydoğu'dan en az beş Türk sürgün etmiştir. Sözde Kerkük-Musul hesabı yapanların döneminde yüzbinlerce Türk asıllı insan bölgeden kaçırılmış, başka bir deyişle Kürt ırkçılığı iradesiyle sürgün edilmişlerdir.

Devletin olmadığı yerde devlet adamlarından mı söz edeceğiz?

İş "milli hafıza"dadır. Oradan kazınmayan hiçbir dava tamamen kaybedilmiş değildir. Tıpkı "Helen belleği"nden silinmeyen İstanbul üstüne Rum'luğun hesapları gibi.

Bütün arızalarımıza ve adam kıtlığına rağmen, Türkiye Kerkük-Musul defterini kapatamaz. Bu yargı da, Irak'a asker göndermeye karşı çıkmakla çelişmez. Aksine; ikincil bir irade olarak bu ülkeye girmek Kerkük-Musul'u terk etmektir. Oysa Hollbrooke'un itirafı bile, bu hesabın aksine şimdi daha geçerli olduğunu gösterir. Tabii, "mozaik" benzetmesine tapındığı halde, küresel çeteyle de bağlantılı olarak- "en küçük parça"lar üzerinden "mikro-bik" ırkçılık yapmayı sürdüren sorumlularla değil!


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Destek Paketi
Sarı Sayfalar
GreenCard


Sizinkiler
TEMA

Copyright © 2003, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır