|
 |
|

EMRE AKÖZ
Kâhinlere iğneli öneriler
Geçenlerde aynı gün ve saatte doğan 2 bin kişi üzerinde yapılmış bir araştırmadan söz etmiştik burada. Bilimadamları bu kişilerin karakterlerini incelemiş. Psikolojik testler filan yapmışlar. Sonuç Aynı burçtan olan bu kişilerin arasında ortak bir nokta bulamamışlar. Yani örneğin burç kitaplarında yazılanlarla bu kişiler arasında hiçbir 'anlamlı' bağ yokmuş.
Ben bu konudan söz edince... Ve de burçların bilimin değil, kültürün bir nesnesi olduğunu söyleyince... Burç tutkunları kızdı. 'Sen bu işi bilmiyorsun' yollu mesajlar gönderdiler. Olsun, ben yine de konuya devam edeceğim!
****
Biliyorsunuz Mars bugünlerde Dünyamıza en yakın konumda. Millet teleskopların önünde kuyruk oluşturuyor. Bulutlar engel olmazsa 'Kızıl Gezegen'i izlemeye çalışıyorlar.
Bu arada "Mars'a bakarken bir dilek tutun, mutlaka olur" diyenler de var. Aslında dileğin gerçekleşeceği filan yok. Ne alakası var sevdiğin insanla evlenmekle ya da bir işe kabul edilmekle Mars'a bakmanın?
Dediğim gibi... Burçların hiçbir bilimsel değeri yok. Ama kültürel bir gerçeklik burçlar. Mesela ben de çoğu insan gibi burcumdan söz eden kitaplara filan göz atarım. İlginçtir, eğlencelidir. Ama hayatımı burçlara göre düzenlemeyi aklımın ucundan geçirmem.
Sadece burçlar mı? Ya geleceği bildiğini iddia eden kahinlere ne demeli? Her yılbaşı atıp tutarlar 'Şu ölecek, bu iktidardan düşecek, öteki hastalanacak'... Tabii bunlardan bazıları tutar. Örneğin kahinimiz 10 iddiada bulunur, biri gerçekleşir. Bunun üzerine hemen medya aranır, "Bakın nasıl da bildim" diye reklam yapılır.
Bakın böyle göz boyayıcı tiplerin ipliğini pazara çıkarmakla ünlü James Randi kahinlere neler yapmayı öğütlüyor
* Bol bol kehanette bulunun ve günün birinde bazılarının doğru çıkacağını ümit edin. Doğru çıkarlarsa bunu gururla ilan edin. Diğerlerini unutun. Çok belirsiz ve anlamsız konuşun. Kesin ifadeler yanlış olabilir, ama her yöne çekilebilecek laflar tekrar yorumlanır. 'Öyle hissediyorum ki', 'Gözümün önünde beliren resimde' diye başlayan cümleler kurun. Sembolizmden yana cömert olun. Mecazi laflarla konuşun. Hayvan simgeleri, baş harfler filan kullanın ki insanlar bunları pek çok duruma uyarlayabilsin.
* Başarılarınızın nedeni olarak Tanrı'yı gösterin. Başarısız olduğunuz durumlarda da Tanrı'nın kutsal mesajlarını yanlış yorumladığınız için kendinizi suçlayın. Bu sayede aleyhinizde olanlar Tanrı ile karşı karşıya gelir!
* Ne kadar sık yanılırsanız yanılın, mücadeleyi bırakmayın. İnananlar hatalarınızı fark etmeyecektir. Felaket kehanetlerinde bulunun. Bu tip kehanetler kolayca hatırlanır ve yaygınlık kazanır.
***
Nasıl, Rendi'nin söyledikleri doğru değil mi? Birçok kahin tam da böyle davranmaz mı?
Aslına bakılırsa burçlar, kehanetler filan gayet eğlenceli konular. Ama bazıları olayı fazlasıyla ciddiye alınca... Bazıları da bu meraktan avanta çıkarmaya kalkışınca... Al başına belayı!
Kadınlar dolma kalem sever mi?
Dün Günaydın Extra'da başımdan geçen bir 'hediye alma' öyküsü anlattım. Hediye bir dolma kalemdi. Yazının sonunda da kadınlara küçük bir laf çaktım "Masasında alacalı bulacalı kalemler bulunduran nice kadın gördüm de, siz çantasında taşıdığı kaleme özel önem veren kaç kadın biliyorsunuz?"
Belki dikkatinizi çekmiştir. Birçok kadının çalışma masasında kalemlik vardır. Kalemliğin içinde de son derece albenili, rengarenk kalemler... Kırmızının, mavinin, sarının, yeşilin binbir tonu. Tükenmez kalemler, keçe uçlu kalemler, kurşun kalemler... 'Post-it'e notu başka kalemle yazar, imzayı başka kalemle atar.
Bu manzarayı görünce o kadının kalemlere karşı ilgisi olduğunu sanırsınız. Halbuki yoktur böyle bir durum. Diyelim ki bu kadınla sokakta karşılaştınız. Bir şey yazması gerekti. Ya çantasının dibinden sıradan bir kalem çıkarır ya da küçük, kompakt ajandaların hemen kenarına iliştirilmiş bir tükenmezle işini görür. O zaman anlarsınız ki masasının üzerindeki kalemler aslında bir süs, bir dekor. Öyle ya kaleme ve yazmaya gerçekten meraklı olsa çantasında öyle uyduruk 'yazı cihazları' taşımaz.
Tabii benim bu gözlemim 'ortalamayı' ifade ediyor. Yani çoğunluk böyle. Ama bir de çoğunluğun dışında kalanlar var. İşte onlardan biri, okurumuz Özgecan Sancak, benim 'dokundurmamı' görür görmez bilgisayarın başına geçip aşağıdaki mesajı göndermiş. Özetliyorum
"Üniversite öğrencisiyim. Mutlaka çantamda, yazarken kayan, 'gerçek', pompalı bir dolma kalem bulunduruyorum. Hem de kıyafetime uygun olanından Eğer soğuk renkler ağırlıktaysa gri- gümüş rengi veya siyah... Sıcak renkler ağırlıktaysa altın-dore...
Hatta özel bir dilekçe yazılacaksa kesik uçlu olanını seçiyorum. Okulda da sizin bahsettiğiniz Rotring'ten kullanıyorum. Bunun yanında sanıyorum asıl keyifli olan kalem ve el yazısının ortak çalışması olan oyamsı bir görünüm..." (Not Bu son cümleyi pek anlayamadım. Sanırım okurumuz 'inci gibi' bir el yazısı olduğundan söz ediyor.)
İnsanların böyle küçük ve zevkli takıntılara sahip olması benim hoşuma gidiyor. Hayatın tadını çıkarmak, ona kendince bir anlam ve güzellik katmak için büyük paralar harcamak şart değil.
SAÄžOLASIN SUPERONLINE
Bilgisayarla çalışanların en büyük sorunlarından biri e-posta yoluyla virüs bulaşması. Benimkine birkaç kere girdi. Temizleyemedim. Sabah Bilgiişlem Bölümü'ndeki arkadaşlar el attılar da kurtuldum. O zamandan beri korkarım virüslerden. Biliyorsunuz şu sıralar 'So Big' adlı virüs bütün dünyanın başına dert oldu. Meğer benim makineye de bulaşmaya yeltenmiş. Superonline'dan gelen uyarı mesajı şöyleydi "Size gönderilen bir e-postada 'So Big' virüsü vardı. Temizlemek mümkün olmadı. Silip yok ettik." Valla çok hoşuma gitti Sağolasın Superonline!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|