|
 |
|

MEHMET BARLAS
Mutluluk bir çimendir, bastığın yerde biter...
Bütün kavgaların, gerginliklerin nedeni, birilerinin mutlu olması için değil mi?
Hint yogilerinden biri, müridlerine mutluluğu anlatırken, şöyle demiş
- Anlık, kısa vadeli mutlulukları, mutluluk saymayın. O anda size mutluluk veren bir olgu, uzun vadede mutsuzluğunuzun nedeni olabilir.
Sigara içmek de, böyle değil mi mesela?
Bir nefeslik sigara dumanı, nikotinin bütün anlık katkılarını, beyninize ve vücudunuza sunar.
Ama uzun vadede, kanser, ülser, damar sertliği ve kalp krizleri gelebilir sigaradan.
Bazı askeri, siyasi ve ticari zaferler de böyledir.
Haksız bir tecavüz savaşının muzaffer komutanı olarak, sizi yüceltir, taçlandırır toplumlar.
Ve sonunda, ya savaş suçlusu olarak yargılanırsınız, ya da bu haksız savaşın bedelini ağır ödeyen kendi halkınız, sizi linç eder.
Demokratik rejimde politikaya girersiniz. Hiç seçim kazanamazsınız. Sonra askerle işbirliği edip, seçilmiş hükümetin devrilmesine çanak tutar ve hatta başbakan olursunuz.
O anda siyasi zafer sandığınız bu durum, size mutluluk verir.
Ama belirli vadede, sizi Yüce Divan'lar ve hatta mahkumiyetler beklemeye başlar.
Ne demiş şair Nazım Hikmet, ressam Abidin Dino'ya?
- Bana mutluluğun resmini yapar mısın?
Keşke bunu, şair Oktay Rıfat'tan isteseydi..
Hatırlar mısınız Oktay Rıfat'ın "karıma" şiirini?
"Sofalar seninle serin
Odalar seninle ferah
Günüm sevinçle uzun
Yatağında kalktığım sabah
Elmanın yarısı sen yarısı ben
Günümüz gecemiz evimiz barkımız bir
Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter
Yalnızlık gittiğin yoldan gelir."
Bütün bu şiirlerin, özdeyişlerin ötesinde, Türkiye gibi, günü gününe uymayan bir ülkede ve her günü bir krize gebe bu coğrafyada, insanların "Mutluluk" kavramına, bilinçle sarılması gerekiyor.
Yatlar, özel uçaklar, sınırsız harcama gücü veya siyasi ya da bürokratik iktidara sahip olmak, insanları çileden çıkartabiliyor.
İnsan sadece insanlığa değil, kendisine bile yabancılaşabiliyor.
Siz siz olun, ihtiras tramvayında yolculuğa özenmeyin.
Karl Marks, "Manifesto"da işçilere seslenirken, "Zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var ki" demiş, 1800'lü yılların ortasında..
Ben de ÅŸimdi diyorum ki;
- Mutlu olmayabilirsiniz. Ama mutlu olabilme ihtimalini yok etmeyin hiç olmazsa.
Örneğin, kin tutmayın.
Kin ve nefret, taşıyan için çok ağır bir yüktür. Duyulana değil, duyana zarar verir kin ve nefret.
İnsanları affetmek veya onlara dost demek için, onların ölmesini beklemeyin.
Süleyman Demirel, önceki gün İstanbul'da Turgut Özal'ın mezarını ziyaret etmiş ve "Turgut Özal'a kim diyorsa ki, ben yakınım, ben ondan daha yakınım.. Bir lokmamızı paylaşmışızdır" demiş..
Bunu, Özal Cumhurbaşkanı, kendisi de Başbakan olduğu 1991'de söyleyebilseydi, bu iki ismin yaratacağı sinerji, tüm Türkiye'yi mutlu edecekti.
Kim olduğunu hatırlamadığım bir Amerikalının sözü vardır. Şöyle..
- Zayıflamak için iki hafta içki içmedim, yemek yemedim, dışarı çıkmadım evden, eğlenceyi kestim. Sonuç olarak, iki haftada 14 günümü kaybettim.
Siz de böyle olmayın!
- Zengin olmak için, güçlü olmak için, rakiplerimi yok etmek için, tam 20 yıl insanlığımı unuttum. Yasaları ve ahlak kurallarını çiğnedim. Tam mutlu oldum derken, anladım ki, geride kalan 20 yılımı kaybetmişim.
Siz de, "Şarkıların bu kadar güzel-kelimelerinse kifayetsiz olduğunu", iş işten geçmeden anlamaya çalışın.
BÜYÜK ÜMİTLER
Bizi fazla bekletmeyin artık!
Türkiye'nin yıldız politikacılara, yıldız bürokratlara ihtiyacı var.
Turgut Özal'ın başbakanlığı sırasında, bu kadroların oluştuğunu sanmıştım.
Akla gelebilecek her alanda, hayal edilmesi zor reformlar, yenilikler, çok kısa sürede gerçekleşiyordu.
Bu işlerin sorumlusu bakanlara, genel müdürlere, "işte yeni Türkiye'nin üretken kadroları" diye bakıyor, beğenimi seslendiriyordum.
Sonra Özal gitti.
Aynı isimler, sonraki başbakanların ve mesela Mesut Yılmaz'ın altında da bakan oldular, görev yaptılar.
Ama sanki onlar, hiç yoktular.
Özal'ın önce 18 ANAP'lıdan, sonra da 8 ANAP'lıdan çıkartmaya çalıştığı "Türk Büyükleri", açıkçası birer "Sıradan Adam"olarak ortalarda dolaştılar.
Türkiye'nin 21'inci yüzyıla dönük iddiası, eridi gitti.
Şimdi yeniden bekliyoruz yıldızları.
Orta karar olmayan, oturduÄŸu koltuktan kiÅŸiliÄŸini bulmak yerine, oturduÄŸu koltuÄŸa kiÅŸilik katan isimleri bekliyoruz.
Gözümüz Mars'tan çok, bu ülkedeki yıldızlara dönük şimdi.
ÅžAKA
ArkadaÅŸ!
"Arkadaş, seni çok iyi tanımasına rağmen, hâlâ sevebilen kişidir" demiş atalarımız.
Galiba seçmenler de, bazı politikacıların arkadaşıdır.
Hatta bazı gazeteciler de, seçmenler gibidir.
Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|