|
 |
|

REFİK DURBAŞ
AKP'nin yeni kimliÄŸi
12 Eylül askeri yönetiminin, laikliği Kur'an ayetlerinde arayan düşüncesi, topluma kökleri İkinci Meşrutiyet dönemine giden Türk-İslam sentezi bir siyasal ve sosyokültürel yapı getirmiştir. Bu sentez, Türk kültürünün köklerini bir yandan Orta Asya'ya, diğer yandan İslam dini aracılığıyla Arap kültürüne bağlayan görüştür. Bu görüş, sentezin "Türk" veya "İslam" unsuruna öncelik ve ağırlık veren bazı siyasi partilerin kurulmasına ortam hazırlamıştır.
Katı İslamcılar, Türk kültürünün kaynağını İslam'ın yaşayan kültüründe aramışlar, siyasal ve sosyal ideolojilerini bu temele oturtmuşlardır. Bunlar, Türk toplumunu İslam dünyası içine çekme gibi siyasi bir arayış içinde olmuşlardır. Bu nedenle İslam'ın bir "din" olduğu için Türklüğü -eski dönemlerde olduğu gibi- diliyle, kültürüyle, değişmez mistik kurallarıyla er geç yutup yok edeceğini öne sürmüşlerdir. Diğer yandan Türklüğün ulusal, İslamlığın ise evrensel olması nedeniyle birbiriyle bir sentez oluşturamayacakları yargısına da varılmıştır. 12 Eylül, bu yargıyı doğrulamıştır. İslamcı akımlar, 12 Eylül döneminin yaktığı yeşil ışık ile palazlanmış ve sentezin "Türklük" unsurunu ikinci plana atan katı İslamcılar, İslamın tek birleştiriciliğine sığınmışlardır. Katı İslamcıların Türklüğü, yalnızca meydanlarda takiye niteliğinde taşıdıkları Türk bayrağı ile gösterilmiştir. 12 Eylül askeri yönetiminin ve arkasından gelen sivil yönetimin, laikliği "devlet ve din işlerini ayırma" gibi çok kısır bir şekilde yorumlaması, İslamcı kesimce şiddetle desteklenmiş ve İslamcı akımlar, daha serbest hareket etme olanağı elde etmişlerdir. Bu serbestlik, katı İslamcıları irticaya yöneltmiş ve "din devleti" özlemlerini kamçılamıştır. 28 Şubat hareketi, katı İslamcıların "din devleti" özlemlerini önlemiş ve ılımlı İslamcılara şu mesajı vermiştir "İslamı siyasallaştıran ideolojinin yaptırımları, demokrasimizin hoşgörüsü ile ancak bu kadar olabilir.
Artık Arap kültürüne yaslandırılan İslam anlayışı ve yaşamı bir kenara bırakılmalı; İslam, Türk toplumsal ve kültürel yaşamına uygun, ulusumuza özgü laik ve çağdaş bir ortam içinde yaşanmalıdır". Bugün ılımlı İslamcıların temsilcisi olarak görüntü veren Adalet ve Kalkınma Partisi, geç de olsa bu mesajı almış ve uygulamaya geçmiştir. Yakalarına "muhafazakar demokrat" olduklarını gösteren yeni bir kimlik kartı takan AKP'lilerin siyasal ve kültürel görüşü de "Türk-İslam kültür sentezi"dir. Bu sentez başlangıçta zararsız olabilir; ancak sentezin İslam ayağına ağırlık verildiğinde, "siyasal İslam ideolojisi"nin gündeme getirilmesi her zaman mümkündür. AKP'nin bu konuda ne kadar samimi olduğunu zaman gösterecektir.
Dr.ŞERAFETTİN YAMANER - İST.
Hekim hatası yok
SABAH Gazetesi'nin 14.01.2003 tarihli sayısında yer alan "Anne sesine hasret kaldı" başlıklı habere ilişkin İstanbul Valiliği'nden alınan 05.08.2003 tarih ve 2833 sayılı inceleme raporunda "Olayda karar verme ve uygulama yönünden herhangi bir hekim hatasının olmadığı ve öngörülmeyen bir komplikasyon sonucu mevcut tablonun oluştuğu kanaatine varıldığı" bildirilmiştir.
Uzm. SÜLEYMAN DEMİREL (Sağlık Bakanlığı Tedavi Hiz. Gen Müd. a. Gen. Md.Yrd.)
Memura sicil affı...
Bizler haklı ya da haksız yere disiplin cezası almış, kamuda çalışan memurlarız. Toplumun tüm sosyal dilimlerini kucaklamak ve toplumsal barış adına çeşitli aflar çıkarıldı. Bizlere verilecek bir sicil affının devlete bir mali külfet getirmeyeceği kanısındayız.
HALİT ASLAN (İnfaz ve koruma memuru) SİİRT
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|