|
 |
|

EMRE AKÖZ
Mehmet Barlas meğer Türkmüş
Cumartesi gecesine dönüyoruz. F.Bahçe sürüyle pozisyon yakalamasına rağmen hiçbirini gole çevirememiş. Buna karşılık Elazığspor 1-0 önde. Maçın 22'nci dakikası... Fenerliler kaleye bir şut çekiyor. O anda Tuncay fırlıyor... Kaleciye doğru koşuyor... Bu sırada bir Elazığlı oyuncu uzaklaştırmak için topa dan diye vuruyor... Top Tuncay'a çarpıyor ve gol oluyor.
Nedir bu şimdi? Bu olayı nasıl değerlendireceğiz? Şans mı? Evet şans Top Tuncay'a çarpmayabilirdi. İyi de, Tuncay'ın orada ne işi vardı? Diğer Fenerli futbolcular şutun akıbetini seyrederken, genç yetenek niye kaleye doğru koşmuştu?
İşin sırrı burada Tuncay şanslıydı ama o şansı kendisi yaratmıştı. Öteki arkadaşları gibi davransaydı defanstan çıkan top kimseye çarpmazdı.
İşte bütün mesele bu iki kelimede gizli 'Çarpmayabilirdi' ve 'çarpmazdı'. İlki bir olasılığa işaret ediyor. İkincisi ise bir imkansızlığa.
Deneyim etkiliyor
Bu örneği vermemin nedeni bizim tavla tartışması. Mehmet Barlas tavlanın şans oyunu olduğunu söylüyor. 100 Türk tavla oyuncusundan 99'u bu yargıyı destekleyecektir. Niye? Çünkü hepsinin başına şöyle bir olay gelmiştir
Durum 4-4... Yenilen çayları ödeyecek... Benim bir hanesinde iki pulum var... 2-1 de dahil hangi zarı atarsam atayım oyunu kazanacağım... Rakibimin ise beş ve altıncı hanelerde toplam dört pulu var... Sadece ve sadece 6-6 atması oyunu ve dolayısıyla partiyi ona kazandıracak... 6-6 gelme olasılığı 36'da 1... 'Haydi kemik' diye atıyor zarları 6-6! Olacak şey değil 6-6!.. Ben kaybediyorum... Rakibim kazanıyor... Çünkü şanslıydı!..
Olayın aslı: Şans yönetimi
Dediğim gibi her tavlacının başına böyle bir olay gelmiştir. Bu yüzden her Türk tavla oyuncusu şansa inanır. Tavlanın şans oyunu olduğunu düşünür.
Bu iddiaya karşı ben "Hayır" diyorum, "Tavla bir şans oyunu değildir. Olsa olsa bir 'şans yönetimi' oyunudur."
Şans yönetimi şu demek Olasılık hesabı yaparak kendi konumunu iyileştirmek, güçlendirmek; rakibin konumunu ise zayıflatmak, kötüleştirmek.
'Bana felsefe yapma'
Yukarıda özellikle 'Türk' kelimesini kullandım. Niye? Çünkü, Dünya Felsefe Kongresi yapılırken de ortaya çıktığı gibi 'ortalama' Türk için felsefeyle, mantıkla, matematikle filan uğraşmak fuzuli bir çabadır. Bir işe yaramaz. Ortalama Türk, pratiği önemseyen bir insandır. Türk'ün 'soyut düşünceyle' ilişkisi din ile sınırlıdır.
Ercan Arıklı'nın verdiği ders
Eğer Mehmet Barlas'ın ve her ortalama Türk oyuncunun sandığı gibi tavla bir şans oyunu olsaydı... Üzerine düşünmeye... Stratejiler ve taktikler geliştirmeye... Olasılık hesapları yapmaya gerek kalmazdı Gele atarsın kaybedersin, düşeş atarsın kazanırsın...
Halbuki kazın ayağı öyle değil. Bunun bir örneğini Ali Saydam verdi (Sabah, 24 Ağustos). Ben de size bir başka örnek vereceğim. Trafik kazasında yitirdiğimiz Ercan Arıklı bakın ne demişti
"Çok emek verdiğim her şeyi çok iyi yaparım. (...) Tavlada önüne gelen herkes beni yenerdi eskiden. Çünkü emek vermezdim. Sonra yurtdışına gidince baktım ki tavlaya başka bir oyun muamelesi yapılıyor. Tamam, şansın rolü büyük, ama oyunun bir stratejisi var, ihtimal hesapları var, öğrenmek gerekiyor, öyle zarı sallamakla olmuyor. Tonla kitap okudum. Benim artık tavla oynayıp karşımdakini yenememem söz konusu bile değil. Kendi ligimde sadece kendimle mücadele ediyorum. Şu an oynadığım insanlar 3. ligden. Çaresizlikten oynamak zorunda kalıyorum. Hakikaten gerçek bu." (13 Nisan 2003, Ayşe Arman ile röportaj, Hürriyet)
Düşünün... Olay şanstan ibaret olsaydı, Ercan Arıklı gibi son derece zeki bir insan, "Bir gün bir tavla kitabı okudum, bütün oyun tarzım değişti" türü bir cümle kurabilir miydi?
Kitapsız tavlacılar
Bu yazıyı yazarken "Türkiye'nin en büyük kitapçısı" olan idefixe.com adresindeki internet sitesine girdim. 'Tavla' anahtar kelimesini yazdım. Tavlaya ilişkin sadece bir kitap gözüküyor Wofgang Baitz'ten çevrilen 'Tavla Nasıl Oynanır'. Belki kıyıda köşede kalmış bir iki kitap daha vardır.
Aynı işlemi amazon.com'da yaptım. Tavlanın İngilizcesi olan 'backgammon' kelimesini yazdım. Sonuç 49 kitap! Farka bakar mısınız?
Bizim tavla tartışmasını medyatava.com adlı internet sitesi de konu etti. Ayrıca katkıda da bulundu 1979'dan 2002'ye dünya tavla şampiyonlarını sıralamışlar. İtalyanı var, Almanı var, Amerikalısı var, Meksikalısı var... Ama hiç Türk yok. Son şampiyon ise Danimarkalı imiş.
Barlas'ın hatası
Zaten bu kafayla gidersek, yani tavlanın şans oyunu olduğunu düşünürsek, Türkiye'den dünya tavla şampiyonu çıkamaz. Mehmet Barlas'ın yaptığı, 'bu kafayı' yani soyut, kuramsal, bilimsel düşünceyi önemsemeyen, 'Bana felsefe yapma' diyen, otomobiline 'Allah korusun' diye yazıp gazı kökleyen zihniyeti pekiştirmektir.
İşte bu yüzden yazının başlığını 'Mehmet Barlas meğer Türkmüş' şeklinde.
(Not İşin ironik tarafı da rasyonel düşüncesinin merkezi olan Batı'da sayısız tavla kitabı yazıldığını o benden iyi bilir.)
Asaf Savaş Akad, 'tavla şans oyunudur' iddiasına katılıyor (Vatan, 26 Ağustos). Deniz Gökçe ise Barlas ile tavla oynayıp yenilmiş (Akşam, 26 Ağustos). Özetle 'Benden iyi oynuyor' diyor. Ne demek bu? Eğer tavla 'şans' oyunuysa iyi oyuncu ve kötü oyuncu olmazdı ki... 'Şanslı oyuncu' ve 'şanssız oyuncu' olurdu.
'YUNUS NAZİ' UYARISI
Araştırmacı Rifat N. Bali dün gönderdiği mesajda özetle diyor ki "Benim, 'Bir Türkleştirme Serüveni' adlı kitabımın 320'nci sayfasında da yazdığım gibi... Nadir Nadi'ye değil, onun babası, Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi'ye, 'Nazi' denirdi 'Yunus Nazi'!" Doğrudur; hem tarihçi değilim, hem de hafızam beni yanıltmış olabilir. O halde gelin sorumuzu yeniden formüle edelim Cumhuriyet gazetesine Nadir Nadi dizisi hazırlayan Miyase İlknur arkadaşımız Yunus Nadi'ye 'Yunus Nazi' dendiğini biliyor mu?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|